Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Legend of The Al Karısı

Etiketler:





Korku filmleri konusunda birkaç filmin dışında başarılı olmadığımız bir gerçek.Korku filmlerinin en can alıcı noktası bence gerçeğe yakınlık.İzleyen kişi filmde gördüklerinin başına gelme ihtimalini sıfır olarak görüyorsa bırakın korkmayı güler.Eğlenmesine bakar.Ama filmde ortaya koyduklarınız izleyen kişinin oda kapısının hemen dışındaysa işte o zaman işler değişir.

Hep aklıma gelmiştir ve sormuşturum kendi kendime "Anadolu'da kulaktan kulağa dolaşan efsaneler neden film olmuyor." diye.O kadar güzel ve o kadar ilginç efsaneler varki dinleyince yada okuyunca etkisinde kalmamak ve de hayran olmamak elde değil.Annemin komşu ziyaretlerinde muhabbet koyulaşınca bana sanki istemeden anlatıyor gibi gelen bu hikayelere kulak misafiri olmalarımdan sonra aklımda en fazla kalanı "al karısı" bence senaristlere bomba gibi malzemeler sunuyor.Valla hani elimde imkan olsa ben çekecem bu filmi.Hatta geçen arkadaşla konuştuk.Amatör bi "Al Karısı Filmi" çekelim mi? dedik.Daha önce kısa filmler yapmıştık.Ama onlar ders içindi.Adam akıllı bir film projesi hep aklımızda bizim.Neyse Türk Sineması adına daha profesyonel bir film olursa daha mutlu olacam.O yüzden bu efsaneden haberdar olmayan senaristlere sesleniyorum.Heyyy kime diyorum sen :) Bak süper karakterler var.Hem de gerçek bunlar.Yaşanmış olaylar var.Canlı tanıkları var.Al çek bi film.Gör bak dünyada bir numara olmazsan ben bişey bilmiyorum.Valla bak annem canlı tanıklardan biri mesela.Anlatır zaman zaman.Nerden çıktı şimdi bu "Al Karısı" diyenlere cevap vereyim sonra anlatacam bu efsaneyi.Bilmiyorum daha önce söyledim mi ben Malatya'nın Battalgazi İLçesine bağlı bir kasabada yaşıyorum. Daha doğrusu okul yüzünden yılın büyük bir bölümünde yaşayamıyorum ama sonuçta tilkinin dönüp dolaştığı dükkandır orası benim için.Geçenlerde Battalgazi Belediyesi'nin hazırladığı Battalgazi Kültür Envanteri adlı kitabı okudum.Çok şeyi bilmiyordum birçok yeni şey öğrendim.Battalgazi ve dolayısıyla Malatya Yöresi anlatılan Efsaneler kısmında ilk kez annemin anlattıkları dışında bir al karısı efsanesi gördüm.Tabi "Ben bunu biliyorduummmm" demeden edemedim.Neyse orada anlatılan Al Karısını gözümde canlandırınca annemin anlattığı ile çok benzeştiğini gördüm.Oysa annem herhangi kaynaktan okumamıştı onu.

Al Karısı Efsanesi dünyada özellikle Asya kıtasını içine alan çok geniş bir coğrafyada kulaktan kulağa dolaşan ve birbirinden bağımsız olmasına rağmen çok benzerlik gösteren bir efsanedir.Türklerin islamiyeti kabuluünden önce de var olan bu efsane Tüm Türk boylarınca bilinir ve anlatılırmış.Al Karısı daha çok yeni doğum yapmış kadınlara musallat olan kötü ruhlu korkunç bir yaratıktır.Uzun boylu uzun parmaklı uzun tırnaklı uzun saçlı yağlı,çirkin ve iğrenç yüzlü bir kadındır.Kocaman bir başı vardır ve saçları darmadağınıktır.Dişleri seyrek ve iri ayakları ise terstir.İşin daha ilginç yanı kılıktan kılığa girebilmektedir.Alkarısı, lohusanın yanına, değişik suretlerle gelir,bazen yakın bir akrabanın sıfatında, bazen çirkin bir kadın,bazen de kedi, köpek, keçi şeklinde Lohusa kadınları rahatsız eder ve kırkı çıkmamış bebeklerin ciğerini söküp almaya çalışır.Çünkü lohusa kadınların ve yeni doğan çocukların ciğerlerini yiyerek beslenir.Ama erkekten çok korkar ve erkek sesi duyar duymaz kaybolur,öksürüğü bile kaçıp gitmesine yeter.Bunun için Anadoluda kırkı çıkmamış kadınların yanında bir erkek bekler ve onu yalnız bırakmazlar.Daha çok kırmızı elbise giyerler, su başında ve ağaçlık yerlerde yaşarlarmış.Alkarısı, daha kapıdan içeriye girer girmez,lohusanın üzerine bir ağırlık çöker. Hasta, o anda, aniden kalkıp dua okursa,alkarısı kaçar. Ama, hiç bir şey yapamaz, bağırmak istediği halde bağıramaz, al karısına yenik düşerse de, ya ölür, ya da büyük bir hastalığa maruz kalırmış.Al Karısından korunmanın yörelere göre farklılıkları göze çarpıyor.Bazı yerlerde 40 gün boyunca ışığı kapatmamak bir yöntem olarak kullanılıyormuş.Kadın yalnızken uyumasın diye ağzına sakız koyulurmuş.Elazığ'da su süpürge ve Kur'an-ı Kerim konulurmuş başucuna.Ayrıca soğan ve demir çubukta konuluyormuş.Ve kadının başında bir erkek beklermiş.Al karısı kırmızıyı sevmezmiş.O yüzden hasta kadına kırmızı giysiler giydirilirmiş.Yine farklı yörelerde hastanın yanına soğan bıçak ekmek iğne su ayna tarak vs konulurmuş.Mesela bizim evde su ekmek ve Kur'anı Kerim konulurdu.Annem al karısının farklı kılıklarda kendisine geldiğini ve her seferinde son anda onun kılığına girdiği kişiler olmadığını farkettiğini anlatmıştı.Gecenin bi vakti o gün bizde olmayan anneannemin kılığında gelip annem yarı uyanık haldeyken bebeği istemiş annem de tam verecekken farketmiş kadının ellerini ve birden anlamış onun anneanem olmadığını.Çünkü anneannem bizde değilmiş ve saat geceyi geçiyormuş.Bir kere de dedemin kılığında gelmiş.Tabi çok kezde annemin uyanık olup olmadığını öğrenmek için fısıltılar halinde seslenmiş.



Ama bazı türleri de erkeklere ve genç kızlara musallat olurmuş.Bunlara değişik isimler verilmiş.Elazığ'da Kekoz,Malatya'da Hıbilik ve Albıs.Sadece bu iki yerde olan bişey değil elbette.Başta dediğim gibi çok geniş bir çoğrafyaya yayılmıştır.Aslında bunlar al karısı değildirler.Albıs,genç kızlara musallat olurmuş.Evlenmeyen bir kızdan türemiş bu yaratık genç kızların yanına giderek onların hastalanmalarına sebep olurmuş.

Birbaşka efsane de şu şekilde anlatılır

Alkarısı, bazen de lohusanın yanına, bir kuş şekline girerek
gelir. Buna, "Kuş boğması" adı verilir. Halkın inanışına
göre, al; kocaman bir kuştur, buna "alkuşu" denir. Alkuşu, lohusanın
yanıdaki bebeğe basarak, onu öldürür. Bu, eve girerken,
ağzı açık bir su kabı arar, bunun içerisine bir boncuk
atar ve sırada etrafa bir ışık saçılır. Kuş, bu ışıktan faydalanarak
bebeği öldürür. Suya atılan boncuğu, birisi görüp de eline
alırsa, kuş kaçamaz ve oradakiler tarafından yakalanır

Bu yüzden yeni doğum yapmış kadınların odalarında ağzı açık su kabı bırakılmaz.

Erkeklere musallat olan, Elazığ'da "Kapos", Bingöl'de, "Harparik",
Malatya'da "Kıbilik veya Hıbilik", Diyarbakır'da ise "Kepoz adı verilen bu yaratıkları Dr. Esma Şimşek'in "Al Karısının Türk Efsanelerindeki Yeri" adlı makalesinden alıntı yaparak anlatayım size;

Albasması, erkeklerde daha farklıdır. Bunlar, daha çok gece
uyurken, bir sesle uyanırlar. Gaipten gelen ses, bunları çok
uzaklara, tehlikeli yerlere kadar götürerek orada bırakır. Bazen
de, kedi, köpek, sırtlan, merkeb, gibi hayvan şekillerine
girerler.Çukurova bölgesinde ise, bu durum "Kırk
Basması" adı ile bilinmektedir ve umumiyetle, erkekler,
yastıklarının altına şalvar koydukları vakit olur. Şu anda hayatta
olan bir şahsımız, başından geçen "Kırkbasmasını" şu
şekilde anlatmaktadır : "Gece, üzerimde büyük bir ağırlık hissettim,
gözlerimi açtığımda, yanımda kısa kısa boyları olan kırk
adamlı karşılaştım. Bunlar, beni götürmek için uğraşıyorlardı.
Kimi kolumdan çekiliyor, kimi bacağımdan, kimisi üzerime
çıkıp, beni boğmaya çalışıyordu. O sırada, bazı akrabalarımı da
gördüm, ancak hiç birisi bana yardım etmedi. Bir ara, dua
okuyarak, biraz kendime geldim, o sırada baktım ki, gerçekten
yatağın dışına çıkmışım, sanki beni birisi tutup çekmiş.
Gözlerimi kapadığımda yine aynı kişilerle karşılaştım, yatağımı
değiştirip başka bir odaya gittim, ama kırk adam da arkadan
geldi. Neticede, bu durum sabaha kadar devam etti. Olanları
anneme anlattığımda, annem ; "Şalvarını yastığının altına
koyduğun için seni kırk basmış" dedi. Ancak, bu adamlar beni
çekerken, ayağımı da ters tarafa doğru büktükleri için, bir
hafta aksalarak yürüdüm ve ağrıyı hissettim




***
Halk inancina göre, lohusanin veya bebegin cigerini yemeye gelen alkarisi, bir takim hilelerle yakalanip, gögsüne bir igne saplanirsa, tekrar eski yerine dönemez, o aileye hizmet eder. Insan seklini alan alkarisi, gögsündeki ignenin çikarilmasi için sürekli yalvarir. Çünkü bu igneyi kendisi çikaramaz ve çikaramadigi için de kendi taifesinin yanina dönemez. Kendini evin hizmetine adayan igneli alkarisi çok güzel ve hizli ev isi yapar. Evin bereketi gün geçtikçe artar.

Bu anlatiya göre, hizmet ettigi eve ekmek yapmaya baslayan bir alkarisi su getirmek için kuyu basina gitmistir. Orada oynayan çocuklardan birini gögsündeki igneyi çikarmasi için kandirir. Çocuk igneyi çikarinca, kadin yedi yil hizmet ettigi eve dogru, "Evinizde hiç su bulunmasin; paranizin sayisini hiç bilmeyesiniz ve eviniz yaz kis odunsuz ekmeksiz olmasin" der. Çocuklara da suya atlayacagini, eger suyun üzeri kan olursa, yakinlarinin kendisini öldürmüs olabilecegini söyler. Alkarisi suya atlayinca, suyun üzeri kanla dolar. Kendi taifesi alkarisini öldürmüstür. O günden sonra da, bu ailenin evine hiç su bulunmaz, paralarinin sayisini bir türlü ögrenemezler ve yaz kis odunlari hiç eksik olmaz.



***
Genç bir delikanlı, dağda gezerken bir ev görüyor. Evde üç-beş tane kadın ve kız yaşamaktadır. Genç delikanlı, bunlardan birisine aşık oluyor ve evleniyorlar.

Gel zaman git zaman, gelinle damat kızın annesinin evine misafir oluyorlar oturup sohbet ediyorlar. Vakit ilerleyince genç adam yatıyor. Kızlar ve anaları sohbete devam ediyorlar. Kızların Annesi soruyor: "Kızım, nasılsın? Evliliğin nasıl, memnun musun?" diye. Kız, "Anne, çok iyiler; fakat insan ciğeri yemiyorlar." der. Annesi, "Köylerinde loğusa var mı?" diye sorar. Kız; "Var, ama çok iyi birisi. Yazıktır anne!" diyor. Annesi, oklavaya binip genç adamın köyüne gidiyor. Loğusa kadının ciğerini alıp geliyor. Közde pişirip yiyorlar.

Kız acıyor, "Anne, ölmüş müdür?" diyor. Annesi, "Ölmüştür ama kızım, eğer bu közlerden götürülüp ezilir ve suya atılıp suyundan geline içirilirse, loğusa kadın sağalır." diyor. Diğer tarafta uyur gibi gözüken genç adam, bunu duyuyor. Kadınlar yattıktan sonra genç adam, közden bir parça alarak doğru köye gidiyor. Al karısının anlattıklarını uygulayarak loğusa kadını hayata döndürüyor.



Ve daha anlatılan bir çok hikaye var.Kimine göre bu sadece bir efsane.Kimine göre ise tüm diğer gerçekler kadar gerçek.Ben bu dünyada yalnız olmadığımızı düşünenlerdenim.Ama konu böyle bir varlığın yada bu gibi varlıkların var olup olmadığını ortaya koymak değil,VAR OLDUĞU KESİN OLAN EFSANELERİMİZİN NEDEN FİLMİ YAPILMIYOR olduğuydu.İşte biraz bahsettim.Sizce de denemeye değmez mi?.Karakterleri ortaya çıkarmışlar zaten.Tüm korku unsurlarını kendiliğinden içinde barındıran enteresan bir efsane.Bence neden film olmasın ?


3 Yorum:

Oldukça uzun ama tüm açıklıgıyla anlatılmış. Okudugum hiç bir şey bana yabancı gelmedi. Yaşadıgım dönem ve sonrası çok araştırmıştım zaten. Yakınlarım da yaşadıklarını için degişik versiyonlarını epey malumatlıyım bu konuda.

Çocuklugumdan itibarende çok dinledim zaten. Blogumda yaşadıklarımı anlatmadım açıkçası çünkü insanlar korkuyo cidden..

Çok açıklayıcı olmuş, tskler..


Bu yazı istatistiklere göre çok ilgi gördü. Ama yorum yok. Sebebi ya korku ya da uzunluğu. Elif şafak kitabında bahsettikten sonra daha çok aranır oldu. Umarım o dönemlere tekrar dönmezsin . Yorumun için teşekkürler. :)


yuhhhhh!!!! diyorum baska bisey demiyorum.tırstım yeminle sonuna kadar okuyamadım bide sabah okumayı denicem ama süpppperrrr bi yazı olmus.ama bunu bizim turkler yapmasınlar komedi gibi olur


.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    1 yıl önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar