Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

İhap Hulusi Görey


İhap Hulusi adını herkes bilemeyebilir ama herkes başı ağrıdığında veya başı ağrıyan ninesine gripin aldığında görmüştür gripin kutususunun üstündeki "başı ağrıyan kadın" resmini. Küçük değişikliklerle hala bu logo kullanılıyor. Bunun dışında en bilinen eserlerinden biri de Atatürk'ün siparişi ile yaptığı Alfabe'nin kapak resmi. Bilirsiniz bu kapakta Atatürk ve Ülkü Adatepe yer alırdı. Hatta hala bu kapak kullanılıyor yani en azından bizim ilkokul dönemimizde öyleydi. Bu söylediklerim şimdiki gençler için örnekler. Biraz eskilere gidersek İhap Hulusiyi bilenler onu "Kulüp Rakısının" etiketi ile tanır( 1930'dan beri), Banka reklamları, ilaç reklamları, milli piyango ve pullar... bu böyle uzar gider.. Kolay mı 10 bine yakın eser. Türk reklamcılığının öncüsü. Afiş sanatının kurucusu. Aslında bu yazıyı dün onun doğum gününde yayınlamak istemiştim ama bu hafta başıma gelmeyen kalmadı şükür. İhap Hulusi'den ben gripin ile haberdar olmuştum yıllar önce. Geçen yıl üniversitede "Sosyal Medya Paneli" için çalışırken medyayı ayrıntılı işlemeye girişince İhap Hulusi'den bahsetmem gerekti. Sonra neden ben blogda ondan bahsetmiyorum dedim. Öyle kaldı bu zamana kadar. Geçen gün doğru düzgün yazılar yazmalıyım artık diye düşününce aklıma ilk bu konu geldi. Baktım 27 kasım da onun doğum günü; tamam dedim yazıyorum. Ve yazdım. Günümüzün sanatçı(!) kalabalığı arasında onu bize unutturmayı başarmış olabilirler. Umarım iyi bir hatırlatma olmuştur. Hadi biraz tanıyalım onu şimdi. Hadi.




27 Kasım 1898’de Kahire şehrinde Mısır’ın ünlü mimarı Ahmet Hulusi’nin oğlu olarak dünyaya gelmiş İhap Hulusi. İlk öğrenimini Saint Mary ve ortaöğrenimini Saidiya adlı İngiliz okullarında okumuş. Almanya’dan bir ressam ona 3 yıl boyunca posta yoluyla resim dersi vermiş. Bu süre sonunda resim eğitimi görmek için Almanya’ya gidip 4 yıl Münih’te Heiman Schule atölyesinde çalışmış. Afiş ve basın ilanları dalında ünlü afiş ressamı Ludwig Hohlwein’den eğitim almaya başlamış. 1923’te Türkiye’nin ilk afiş sergisi olan Galatasaray Sergisine katılınca kendisi de aynı zamanda bir ressam olan Sultan Abdülmecid İhap Hulusi ye ait afişleri görüp çok beğenmiş ve onu saraya davet etmiş. İhap Hulusi Almanya’da Hohlwein yönetiminde 3 yıl süren eğitimini tamamladıktan sonra 1925’te İstanbul’a dönmüş. Zaten ailesi de İngiliz işgaline uğrayan Kahire’den İstanbul’a taşınmış daha önce.




İhap Hulusi ileri derecede İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça bildiği için babası tarafından gelen Dış İşleri Bakanlığında çalışması konusundaki baskılara dayanamayıp görevi kabul etmiş ama kendini ait olduğu dünyaya atması uzun sürmemiş ve görevini bırakıp zamanın en gözde dergisi olan Akbaba’da çalışmaya başlamış. 56 yılını verdiği bu sektörde grafik ve afiş sanatının kurucusu ve Türk reklamcılığının öncüsü olan İhap Hulusi, Türk markaları için yaptığı tasarımları ve devlet kurumları için hazırladığı afişleri göz önüne alındığında “Cumhuriyeti Afişleyen Adam” tanımlamasını fazlasıyla hakediyor.

Ömrüne sığdırdığı 10 bine yakın eserle aslında sadece Türkiye’de değil tüm dünyada grafik sanatını ticari iletişime uygulayan ilk sanatçılardan biri İhap Hulusi. Cumhuriyeti, devletin kurumlarını, milli değerleri, devlet politikalarını ; resmi belgeler ve soyut kavramlar olmaktan çıkarıp halkın içinde , onların anlayacağı bir şekilde somutlaştırırken yarım yüzyıldan fazlasına şahitlik eden eserleriyle de en gözle görülür şekilde tarihi belgeliyor. Her alanda nereden nereye geldiğimizi, nasıl dönemlerden geçtiğimizi anlatıyor. Halkın okuma yazma bilmediği, daha doğrusu çok azının okur yazar olduğu bir dönemde en etkili yolla tam anlamıyla Cumhuriyetin medya ayağından sorumluydu İhap Hulusi. Zaten bizzat bu sorumlulukla gelmemiş miydi ülkesine ? Almanya’da eğitim gördüğü o ünlü ustası ona Amerika’ya gitmesini önermesine rağmen o ille de Türkiye demişti.

İlk afiş siparişini 1927’de İzmir’den İnci Diş Macunları için almış, özgün yapıtları beğenilip, Akbaba vasıtası ile de daha geniş kitlelerce tanınması sonucunda bir çok gazete ilanı ve afiş siparişi almaya başlamış. Bunun üzerine 1929’da İstanbul’da ilk atölyesini açmış. Böylece üretime hız vermiş. 1930’da Atatürk’ün en sevdiklerinden olduğu söylenen Kulüp Rakısı için etiket tasarlayan İhap Hulusi, Atatürk’ün siparişi üzerine okullarda öğretilen yeni Türk Alfabesi Dersi’nin kitap kapağını tasarlamış. Atatürk’ün ve Ülkü Adatepe’nin yer aldığı bu kitap kapağı çalışması sanırım en çok bilinen eseri. Bunların dışında; Ziraat Bankası, Türkiye İş Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Garanti Bankası, Sümerbank, Emlak Kredi, Türk Ticaret Bankası, Maliye Bakanlığı, Türk Hava Kurumu, Kızılay, Yeşilay, Tariş, Zirai Donatım Kurumu ve daha bir çok kurum ve özel kuruluşa afiş, ilan, etiket, pul ve reklam çalışmalarıyla hizmet vermiş. Üzerinde üçgen sembolü bulunan bir eser görürseniz bu "İhap Hulusi" nindir diyebilirsiniz.



Cumhuriyetin 10. Yılında ilk uzman tasarımcı olarak yaptığı hizmetlerden dolayı Atatürk ona bir kol saati hediye etmiş. Bu sırada Mısır’ın devlet demir yolları, tekel idaresi ve şehir hatlarına ait ilanları, ünlü İngiliz viskisi John Haigh’in, İtalyanların Cinzano ve Fernet Brenca’sının afiş ve etiketlerini yaparak adını yurt dışında da duyurmuş.



O zaman ki adı Teyyare Piyangosu olan Milli Piyango için 45, Tekel için 35 yıl çalışmış, sayısız özel kuruluşa hizmet vermiş, Türk reklamcılığının öncülerinden, afiş sanatının kurucusu İhap Hulusi hizmet yaptığı hiçbir yerde sigortalanmadığı için yaşamının son dönemlerinde büyük sıkıntı çekmiş ve sefalet içinde yaşamış. Maalesef Osmanlı ile Cumhuriyet arasında köprü kurmuş ve yeni devletin kurumlarının kurumsallaşması sürecinde büyük roller üstlenmiş bu ünlü sanatçımıza da tıpkı diğer bir çok büyük sanatçımızda olduğu gibi yaşamında sahip çıkamamışız.

Bazen bir kamera ile sokağa fırlayıp insanlara sorayım diyorum “İhap Hulusi ismi size tanıdık geliyor mu ?” diye. 100 kişiden 2 kişi tanıyor mudur acaba ? Hiç sanmıyorum ama umarım bir gün bunu yaparsam sokak beni utandırır. Çünkü ben utanmazsam bu sokak beni utandırmazsa sanatçısına değer vermeyen bir millet olarak paylaşmakla azalmayacak bir utancı kucağımızda bulacağız “sokaklar” olarak.

2 Yorum:

Okudukça gerçekten çok utandım hemde nasıl :(

Ya hiç bilmiyordum inan. Bu incelik taşıyan çalışmalrın sahibini bilmemek çok utanç verici gerçekten.

İyiki tanıttın çok tsk ederim. Hemen daha fazla bilgi edinmeliyim hakkında..


Galiba kimse tanımıyor zaten. İlk yorum bu kadar geç geldi. Olayı utanç mevzuu yapmamalıydım. Sonuçta bi kaç eseri dışında günlük hayatta onu işaret eden bişey yok. Asıl suç bizde değil bunca zaman okullarda hiçbir kitapta okuma metni olarak verilmedi hayatı yaptıkları felan. Birçok saçma şeye yer ve zaman ayrılmış olmasına rağmen. Televizyon programlarına da rastlamadım. Suç bizim değil aslında. Bi de en ayrıntılı tanıtımlardan biri oldu bu. Çoğu şeyi biliyorsun artık ☺


.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    7 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar