Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Oku Ama Neyi ?


Bir Türk bilimadamı söyleyin deseler hemen "Taşkın Tuna" derim. Tasavvufla bilimi harmanlayan bir insan sorsalar zaten "Siz Taşkın Tuna'yı mı tarif ediyorsunuz?" diye sorarım. Müthiş bir insan. Bi gün ilinizde bi yerde konuşmaya gelecek olduğunuzu duyarsanız vakit kaybetmeyin gidin yerinizi ayırtın. Benim gibi kapıda kalmayın son saat gidip. Geri dönmeyin evinize.

Okuduğum ilk kitabıydı "Oku Ama Neyi?" . Otuz Kuşun Öyküsü: Simurg'u ilk okuduğum kitaptı. Bir bilim adamından duymaya alışık olmadığınız kadar farklı bir üslubu var. Hulusi Kentmen gibi babacan, sevimli bi amcamız zaten kendisi. Üst düzey makamlarda ülkemize hizmette bulunmuş bir Fizik Yüksek Mühendisi. "Oku Ama Neyi?" şimdilerde okuduğum bir kitap değil öncelikle. Üniversitenin ilk yıllarında okudum hatta sunum yaptım bir ödev gereği. Zaten o ödev sonrası tanıştım Taşkın Tuna ile. "Oku ama neyi?" ve "Bir Çarpı Bir" adlı kitaplarını almıştım o dönem. Keşke okuduktan hemen sonra yazsaydım kitap ile ilgili birşeyler. Daha ayrıntılı yazardım bugün buraya yazacaklarımdan. Ama olsun ben bahsedeyim aklımda kaldığı kadarıyla. Aslında farklı bir çok ilgi alanına hitap eden bir kitap. Tasavvuf, felsefe, astronomi, uzay, fizik.. Dediğim gibi harmanlamış herşeyi bir kitapta. Aslında anlattığı da bu harmanlanışın geçmişi. Yaratılışta bugün aralarında farklar olduğunu sandığımız herşeyin bir noktadan meydana geldiğini anlatıyor. Herşey bir nokta içinde "yok" iken zamanın evrenin ve göremediğimiz herşeyin o "hiçlikten" var olup birbirinden uzaklaştığı bir yerde "Oku" emrini herkesin farklı yorumluyor olmasının normal olduğunu aslında neyi okursak okuyalım manada aynı şeyi anlattığını ifade etmeye çalışıyor. Hani Youtube'da bir video izlersin. Sonra yanda onunla alakalı başka bir video görürsün. Ordan oraya ordan oraya gidersin ya.İşte bu kitap sizi farklı alanlara yöneltebilir. Başka kitaplar okutturabilir buna benzer şekilde.

Bir arkadaşının "Simurg" u anlatmasıyla başlıyor kitabın serüveni. Yani Taşkın Tuna bu kitabı o hikayeyi dinledikten sonra yazmaya karar veriyor. Dinlediği hikayenin geçtiği kitabı alıp okuyor ve başlıyor yazmaya. Hikaye gerçekten çok anlamlı ve güzel. İsterseniz siz de bir okuyuverin önce.

Uzun ve orjinalini okumak isteyenler hemen bundan sonrakini, özetini okumak isteyenler alttakine baksın. Bu öykü Feriduddin Attar'ın MANTIKU'T-TAYR adlı eserinde geçer ilk olarak.

“… Günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelirler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri vardır.

Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir.

Hüthüt söze başlar ve Hz.Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söyler. Ama, hiç bir kuşun haberlerinin olmadığını, herkesin padişahının daima Simurg olduğunu belirtir. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatır. Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. Kuşların hepsi de Simurg’un sözü üzerine yola revan olurlar…

Ama, yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varınca “kendilerince geçerli çeşitli mazeretler söylemeye” başlarlar.

Çünkü, kuşların gönüllerinde yatan asıl hedefleri çok daha basit ve dünyevî’dir..

Örnek olarak, bülbülün isteği gül;
dudu kuşunun arzuladığı abıhayat;
tavuskuşunun amacı cennet;
kazın mazereti su;
kekliğin aradığı mücevher;
hümânın nefsi kibir ve gurur;
doğanın sevdası mevki ve iktidar;
üveykin ihtirası deniz;
puhu kuşunun aradığı viranelerdeki define;
kuyruksalanın mazereti zaafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki Yûsuf; bütün diğerlerinin de başka başka özür ve bahanelerdir.
Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar verir. Simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatır.

Hüthüt söz alır ve şunları söyler. Söyledikleri, ayna ve gönül açısından ilginçtir:

Simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu?
Simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu?
Burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür.
Simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir.
Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatımız kalmadı.
Onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil.
O, yüce lûtfuyla bir ayna icad etti.
O ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!

Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulurlar.

Ama, yol, yine uzun ve zahmetli, menzil uzaktır…

Yolda hastalanan veya bitkin düşen kuşlar çeşitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler.

Bunların arasında, nefsanî arzular, servet istekleri,
ayrıldığı köşkünü özlemesi,
geride bıraktığı sevgilisinin hasretine dayanamamak,
ölüm korkusu, ümitsizlik, şeriat korkusu, pislik endişesi,
himmet, vefa, küskünlük, kibir, ferahlık arzusu,
kararsızlık, hediye götürmek dileği gibi hususlarla;
bir kuşun sorduğu “daha ne kadar yol gidileceği” sorusu vardır.
Hüthüt hepsine, bıkıp usanmadan tatminkâr cevaplar verir ve daha önlerinde aşmaları gereken “yedi vadi” bulunduğunu söyler. Ancak, bu “yedi vadi”yi aştıktan sonra Simurg’a ulaşabileceklerdir. Hüthütün söylediği, “yedi vadi” şunlardır.

VADİLER

1.Vadi
İstek
2.Vadi
Aşk
3.Vadi
Marifet
4.Vadi
İstigna
5.Vadi
Vahdet
6.Vadi
Hayret
7.Vadi
Yokluk (Fenâ)

BEKÂ
Kuşlar gayrete gelip tekrar yola düşerler…

Ama, pek çoğu, ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolur, ya aç susuz can verir, ya yollarda kaybolur, ya denizlerde boğulur, ya yüce dağların tepesinde can verir, ya güneşten kavrulur, ya vahşi hayvanlara yem olur, ya ağır hastalıklarla geride kalır, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılır.

Bu sayılan engellerin hepsi de Hakikât yolundaki zulmet ve nur hicaplarıdır.
Bu hicaplardan sadece otuz kuş geçer.
Bütün vadileri aşarak menzil-i maksudlarına yorgun ve bitkin bir halde uzanan bu kuşlar, rastladıkları kişiye kendilerine padişah yapmak için aradıkları Simurg’u sorarlar.
Simurg tarafından bir görevli gelir…
Görevli, otuz kuşun ayrı ayrı hepsine birer yazı verip okumalarını ister. Yazılarda, otuz kuşun yolculuk sırasında birer birer başlarına gelenler ve bütün yaptıkları yazılıdır.

Bu sırada, Simurg tecelli eder…
Fakat, otuz kuş, tecelli edenin (!) bizzat kendileri olduğunu; yani, Simurg’un mânâ bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp şaşırırlar.
Çünkü, kendilerini Simurg olarak görmüşlerdir.
Kuşlar Simurg, Simurg da kuşlardır.

Bu sırada Simurg’dan ses gelir:
“Siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. Daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görünürdünüz. Çünkü, burası bir aynadır!”

Hasılı, otuz kuş, Simurg’un kendileri olduğunu anlayınca; artık, ortada, ne yolcu kalır, ne yol, ne de kılavuz...

Çünkü, hepsi BİR’dir.

Aynı, aşıkla, maşukun aşkta;
habible, mahbubun muhabbette;
sacidle, mescudun secdede; bir olması gibi...
Aradan zaman geçer, “fenâda kaybolan kuşlar yeniden bekâya dönüp”, yokluktan varlığa ererler…” .

Özet

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir.....

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş...

"Aşk denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık vadisi"nden uçmuşlar...". "Hırs ovası"nı aşıp, "kıskançlık gölü"ne sapmışlar... Kuşların kimi "Aşk denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık vadisi"nde kopmuş sürüden... Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"...
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş.Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş. 30 kuş, anlar ki, aradıkları sultan, kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız. Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...

Yazar Taşkın Tuna MANTIKU'T-TAYR ı okuduktan sonra yazıyor bu eseri demiştim. Kitap gerçekten çok güzel ve faydalı bir kitap. Roman havasında bir çok bilgi veriyor. Bilgi verirken sıkmıyor, akıcı bir şekilde yazılmış kitabın sayfalarını merakla çeviriyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bakın kendisiyle yapılan bir söyleşide bu kitap ile ilgili sorulara nasıl cevap veriyor Taşkın Tuna ;

‘Oku Ama Neyi’ de, okuyucuya ne gibi bir mesaj vermek istiyorsunuz?
Cevap) Bir değil birden fazla mesaj vermek istedim. Herkes biliyor ki, Kur’an’da ilk emir ‘Oku’ diye başlar. Hemen arkasından insanın zihninde çok sayıda soru düğümlenir. Acaba ne okuyalım? Burada kastedilen herhalde masal ya da hikaye değil; aşk, macera veya polis romanı da değildir. Geriye kalsa kalsa bilim kitapları ile Kur’anı okumak gelir. İyi hoş ta Matematik okumak, tıp okumak, kimya okumak özetle pozitif bilim ya da sosyal içerikli kitaplar okumak sorumuza karşılık verecek midir? Öte yandan Kur’anı okuyan, hatta ezberleyen hafızlar vardır. Acaba onlar da Oku emrine tam olarak uymuş olacaklar mıdır? Görülüyor ki, daha ilk bakışta aklımıza takılan bu soruları tam olarak çözemiyoruz.

Peki sizce Oku’dan amaç nedir?

İşte ben de kitabımda bunu anlatmağa çalıştım. Okumak demek anlamak demektir. Anlamak demek karşılaştırmak demektir. Karşılaştırmak, yani mukayese etmek, değerlendirmek demektir. Okunacak nesneleri, diğer ‘okunanların’ yanında bir yerlere yerleştirmek, çerçeveleyip kavramak, idrak etmek, algılamak, kapsamak demektir. İşte çevremizde gördüğümüz ya da görmediğimiz nesnelerin niçin ‘var’ olduklarını değil, ‘nasıl’ davrandıklarını anlamak esas olmalıdır. Bu, okumanın ilk ve vazgeçilmez şartıdır. Bunun için doğa olaylarını, mikrokozmos ve makrokozmosu, başka bir deyişle küçük ve büyük ölçekteki evrenleri, uzayı ve zamanı anlamak demektir. Yalnız burada çok ince bir noktayı belirtmem gerekecek, izin verir misiniz?

Ben de onu rica edecektim, biraz daha açıklar mısınız?

Bakınız diyelim ki, parçacık fiziği konusunda uzmanlaştınız. Bütün atom altı parçacıkların hepsini sular seller gibi öğrendiniz. Diyelim ki Tıpta, Astronomide uzmanlaştınız, önemli buluşlara imza attınız. Çok şeyler biliyorsunuz. Acaba oku’dunuz mu?

Peki eksik olan ne sizce?

Eksiklik şurada. Herhangi bir bilim dalında istediğiniz kadar uzmanlaşınız, profesörlük payesine de erişin, eğer ‘okuduklarınızı’ insan’la bağdaştıramazsanız, gerçek anlamda okumamış olursunuz. Zira tüm evren, insan için vardır. İnsan’ı içermeyen bir kâinat, Mevlana’nın dediği gibi boştur, sadece bir cesettir. Buna göre, insanın nereden gelip, nereye gideceğinin bilincinde olması, kendisini ‘OKUMASI’ kendi benliğine sefer etmesi, kendisiyle hesaplaşması, her an yeni bir tecellinin kendisinde tezahür ettiğinin şuuru içinde, çevresine ve topluma o gözle bakması, kendini her zaman eksik ve yetersiz bulup, mânen yükselmek için çaba sarf etmesi ile ‘oku’ manın gerçekleşeceğine inanıyorum.


Bu arada şu kısa videoyu izleyin. :)




Okuyun !
Neyi mi ?
Bu kitabı işte.
10 Yorum:

İnsan kendine hükmetmelidir sadece. Kendini, zaaflarını, melekelerini, bir hükümdarın ülkesini bildiği gibi bilmelidir.

Ve insan, hayatı boyunca arar durur. Arayışa kendinde başlar, aradığı soruların cevabını kendinde bulur.

Müthiştir, iyi ki hatırlattın. Kitabı da aldım listeye.


Ebruhu; ne güzel söylemişsin Ebru. Bu aralar 'bulmak' kelimesi çok anlamlı benim için.

"Mademki gökyüzünün damlarına çıktın, oralarda geziyorsun, artık merdiven aramak mana-sızdır, soğuktur. Göklerin yolu, içtedir, gönüldedir, sen aşk kanadını aç, aşk kanadı kuvvetli olursa merdiven arama derdi kalmaz.” der Mevlana.
Yine Mevlana der ki ;

• 0 ne akıl almaz isler yapar, ne nakışlar, ne san'at eserleri ortaya koyar. Şekillerde, süretlerde görünür, ama
kendisi can yolundan kaçar gider.
• Sen onu göklerde ararsın, ay gibi suyun üstüne düşer, orada parıl parıl parlar. Sen onu bulabilmek için suya
girersin. Bu defa o gökyüzüne kaçar.
• Sen onu mekansızlık aleminden ararsın, o izini sana mekan aleminde gösterir. Mekan aleminde aramaya
çalısırsın, o mekansızlık alemine kaçıverir.


Tamamen tasavvuf ve divan edebiyatının önemli tasvirlerinin güzel bir harmanı olmuş,yazdıklarından anladığım kadarıyla :)


Biz blogcular bunun gibi postları arttırmalıyız...Bak Taşkın Tuna yı tanımam hangi bahara kalacaktı kimbilir sen tanıtmasaydın...Tasavvuf deyince akan suların durduğu kankan çok teşekkür eder bu post için.

Ve yarın ki sabah şeriflerin hayrolsun Fatihçik :)


Bu kitabı-kitapları okumadım..

Yarın gelip yazını okucam, oldukça uzun Fd..


ayşa : Ne düşünüyorum biliyomusun ? Kenara bi yere mim yapışkanı koysam. Mimleyen gelse oraya yapıştırsa mimini. ben de koparsam her yaptıkça ordan. Öyle karıştı ki herşey :) Ama bunları yapmalıyım yani. Adam yerine koyup mimlemişsiniz sonuçta.

Hatsumomo : O dediğin harmanın bilimle harmanını düşün :)

TazekAHVE : Bu kitabı sen kesinlikle okumalısın Bilgecik :) Tam senlik.

Aslı : Uzun evet. ama okuyacağını söylüyorsun.. teşekkürler.. :) her zaman beklerim.. :)


Selamlar her yorum yazışımda hügoyu yad ettiğim kıymetli blog sahibi ve bu bloğu okuyan kıymetli herkesler :)

Taşkın tuna'nın en birinci sevdiğimiz ve en geniş çevreye hitap eden kitabı bence.. Ne bilimsel yoğunluk katılarak bu tarz kitaplardan hoşlanmayan insanlar sıkıntıya sokulmuş ne de öyküden hoşlanmayanlar ketum bir bilimsel veri kitabıyla baş başa bırakılmış.. Her kütüphanede olsun istiyorum.. :)


Okunmuştur.

Senin bu yazından sonra, Taşkın Tuna'yı aslında hiçte bilmedigimi farkettim. Kimdir, nasıl bir yazardır, hatta ne yazar. O gün gelip seni okuduktan sonra hakkında araştırdım..

Üzüldüm açıkçası, bazen böyle oluyor Fd kaçırdıgım kitaplar, yazarlar, filmler öyle çokki.

Bende bu kitabı aldım ki aslında daha önceki kitaplarından başlamalıydım, neyse artık..Kitap bitince paylaşırım hislerimi, anladıklarımı veya bende bıraktıgı etkiyi..

Tsk ederim bu yazar için..


Doctor Blue Balloon : :) Her yorumunda beni mutlu eden kıymetli arkadaşım :) Hügo'nun selamı var sana.

Okumuş olmana da sevindim. Beğenmiş olmana da. Güzel dileğine de. Sağol arkadaşım :)

Aslı : Ben bu yazıyı okuyacak zamanı yok derken sen gidip almışsın bile kitabı. Ne güzel ! Katkısı olursa ve beğenirsen vesile olduğum için sevindirir bu beni. İyi okumalar arkadaşım :)


.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    11 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar