Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Alma - Kısa Film

Cumartesi, Aralık 19, 2009


Kısa Filmler,özellikle gerçekçiliği ile beni kendilerine hayran bırakan animasyon türü kısa filmler beni her zaman etkilemiştir.Hem kısadır zamanınızı almaz hemde bir senarosu vardır ve bu kısa sürede bir konuyu anlattığı için yoğundur.Her saniyesi değerlidir.Defalarca izlenebilir."Canın mı sıkıldı bi daha izle" dir.

Boş bi vaktimde kısa film araştırırken karşıma çıkan 2009 yapımı süper bir animasyon kısa filminden bahsedeyim.Çok hoşuma gitti.Paylaşayım dedim.Ama sadece öyle filmi ekleyip izleyin demek facebook kültürüne benzediği için ben bunu yapmadım azıcık bir uğraşla film hakkında biraz bilgi topladım.Vay be güzelmiş dedikten sonra sayfadan ayrılırken başka bilgiler de edinmiş olmanın verdiği hazzı bilen biri olarak sayfadan sizi mutlu şekilde uğurlamayı İstedim.






Film henüz yeni olmasına rağmen ödülleri toplamaya başlamış.Ünlü İtalyan Festivali "I Castelli Animati" En İyi Film Ödülünü kazanmış.Ünlü derken belirteyim ben bilmiyordum böyle bir festivalin olduğunu.Sonra bişey sanarsınız beni falan :) yok yok cahilim valla :) ama I Castelli Animati animasyon sinema festivali büyük ihtimalle.Roma da almış bu ödülü.Sonrasında Bradford Animasyon Festivalinde Grand Prix Ödülü'nü kazanmış.Bradford Animasyon Festivalinin 16. sı düzenlenmiş.İspanyada düzenlenen La Boca del Lobo festivalinde eni iyi animasyon filmi seçilmiş.Bitmedi Los Angeles da düzenlenen "Animazing Spotlight at the Egyptian Theater" festivalde de birinci olmuş..Daha vardı bi kaç tane daha..Ama galiba bunlar filmin ses getirdiğinin kanıtıdır diyebiliriz.

Film in yönetmeniğini İspanyol Rodrigo Blaas yapmış.İlk filmi olmasına rağmen 10 yıldan fazla süredir genç arkadaşlarıyla animasyon çalışmaları yapıyormuş.Yani yönetmeni olduğu ilk filmi bu.Filmin animatörlüğünü Fransız Bolhem Bouchiba,karakter tasarımcılığını Carlos Grangel ve Sergio Pablos birlikte yapmışlar.Sanat yönetmenliğini muhtemelen kardeşi olan Alfonso Blaas ın yaptığı filmin müzik çalışmalarını da Mastretta üstlenmiş.





Fantastik bir animasyon filmi olan Alma Sokakta tek başına dolaşan küçük bir kız çocuğunun, oyuncakcı dükkanının vitrininde duran kendisinin benzeri oyuncak bebeği görmesi ile gelişen esrarengiz bir olayı konu almış.


İyi seyirler...







He bu arada eğer tansiyon sorununuz yoksa hergün sabah kaltığınızda aç karnınıza bir diş sarımsağı çiğnemeden yutarsanız(koku yapmaması için) bu hem yorgunluğunuzu alır hemde soğuk algınlığı veya grip türlerine karşı sizi korur. Hadi ayrılın sayfadan. :)
Read On 4 Yorum

Kızıl Nehirler - Kitap

Pazar, Kasım 29, 2009


BİZ EFENDİLERİZ,BİZ KÖLELERİZ.
BİZ HERYERDEYİZ,HEM DE HİÇBİR YERDE.
BİZ KARAR VERENLERİZ.
KIZIL NEHİRLERİN HAKİMİYİZ.


Jean Christophe Grange den Müthiş bir Polisiye/Gerilim kitabı daha okumuş bulunuyorum.Sinemaya da uyarlanan bu romanı,onun ne kadar büyük bir yazar olduğunu tüm dünyaya ıspatladığı bir başyapıt.Okurken biyoljik bir yapıda olduğunuz için üzüleceksiniz.Çünkü uyku her biyolojik canlı için bir zorunluluk. En azından insanlar için bunun böyle olması canınızı sıkacak.Bir solukta bitirmek isteyecek ,bunu yapamamanıza sebep olan herşeye kin besleyeceksiniz.Tıpkı benim vizelerden nefret ettiğim gibi.Vizelerden en az bir hafta önce başlamanız tavsiye olunur.İki gün önce başlarsanız hayata isyan edebilirsiniz.Burada vize diye belirtiğim şey kişiden kişiye değişebilir.

Le Monde nin yorumu şu “Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa,bu kitabı okumaya başlamayın.Grange’nin sınır tanımayan hayal gücü,sürekli artan gerilim,etkileyici karakterler,birbirinden korkunç korkunç cinayetler,hepsi daha ilk satırlardan itibaren size hükmedecek..
“Kızıl Nehirler” sadece Fransa’da 450 000 sattı ve 20 dile çevrildi.
Soluk kesen bir tempo,insanı hemen saran bir hikaye.Çok gerçekçi şiddet sahneleri.İki sıradışı insanın çevresinde gelişen olaylar;biri enerji dolu,tecrübeli bir polis.Diğer sokaklardan gelme Mağripli bir çaylak…”

Birazcık Bahsedeyim Hikayesinden…

Pariste Real Zaragoza ile Arsenal takımları arasında oynanan kupa maçı sonrasında İngiliz holiganların taşkınlıklarnıı yatıştırmak için görevlendirilmiş ekibin başındaki Başkomiser Pierre Niemans ,gözleri önünde bir taraftarı öldüren holiganın peşinden gider kovalamacadan sonra yakaldığı katilin saldırısına karşılık verir ve onu hastanelik eder.Niemans bu olaydan sonra Paristen uzakta Küçük bir Üniversite kenti olan Grenoble de esrarengiz bir cinayeti soruşturmak için görevlendirilir.Üniversite yakınındaki nehir kıyısında kayalıkların arasına sıkıştırılmış ceset Üniversitenin Başkütüphanecisi Remy Caillois e aittir.Cesetin parmak izleri yok edilmiş gözleri de çıkarılmıştır.Gözlerinin içerisindeki sıvı onları 60 yıl öncenin asit yağmurlarının hala buz halinde olduğu yüksek dağlardaki buzul vadisine yönlendirir.Üniversite profesörlerinden birinin kızı aynı zamanda usta bir dağcı olan Fanny Ferreira ile tehlikeli bir işe koyulan Niemans.Buzulların derinliklerinde bu kezde hastane de hasta bakıcı olarak çalışan Philippe Sertys in cesetini bulur.Aynı şekilde gözler oyulmuş parmak izleri tahrip edilmiş halde.Katil sıradışı bir psikopattır.

Guernon Üniversitesi Profesorlerinin çocukları kendi aralarında evleniyor bu evliliklerden doğan çocuklar Üniversite olimpiyatlarında dereceler kazanıyor ve tüm kupaları alıyorlar.Yakın akrabalıklardan dolayı hasta doğması gereken bebekler tam tersine oldukça güçlü ve zeki olmaktadır.Bu şekilde elit bir tabaka oluşmuştur.Bunun yanında dağ köylerinde farklı ailelerden evlenen eşlerin çocukları sakat doğmaktadır.Bu zıtlık açıklanamamaktadır.

Niemans ı sadece öğrencilik zamanında verdiği seminerde görmüş Mağripli Arap bir Polis Teğmeni olan Karim Abdouf tüm polislik heyecanına rağmen son derece durgun bir kasaba olan Sarzac a gönderilir.Sakin ve olaysız geçen günleri bir mezarlık soygunuyla bozulur.Örgülü saçlarıyla,esmer teniyle,güçlü yapısıyla garip bir görünüşü olan ve hiçbir açıdan polise benzemeyen Karim,bu mezarlık soygunun basit bir soygun olmadığını düşünen tek kişidir.Olayın peşini bırakmaz ve gittikçe artan şüpheleri sonucu elde ettikleri, onun ne kadar haklı olduğunu gösterir.Tek başına giriştiği bu işi üslerinin baskısı altında tamamlamaya çalışır.Mezarı soyulan Kişi Jude İtero adında 12 yaşında trafik kazasında ölmüş bir çocuktur.Okula gidip bu çocuk hakkında bilgi almak ister ama okulun da soyulmuş olduğu anlaşılır.Soyulmuş ancak sadece Jude İteroya ait bilgiler alınmıştır.Çekilmiş sınıf fotoğrafı da kayıptır.Sınıf arkadaşlarının evlerine gidip herkeste bulunması gereken bu fotoğrafı arar ancak onlarda bir şekilde herkesten geri alınmıştır.Fotoğrafçıya rüşvet verip negatifleri alan kişi bir Rahibedir.İşler iyice sarpa sarar.Mezarlığın soyulduğu gün görgü tanıklarının belirttikleri araba ise Niemans ın Buzul vadisinde Fanny ile birlikte bulduğu Philippe Sertys e aittir.

İki farklı soruşturmayı birbirine bağlayan bu gelişme, İngiliz taraftarın ölümüyle tutuklama kararı çıkarılan Niemans ın tükenen zamanında bu işi bitirmesine yardım edecektir.Artık Karim ile Niemans birlikte hareket edecekler ve bütünü kavramaya calışacaklardır.Onlar gerçeği kavradıkça okur da hayretler içinde kalacak.Ürperecek.Şaşıracak.

Grangenin Sinemaya da uyarlanan bu kitabı Onun işinin Kralı olduğunu ıspatlıyor.Ona hayran olmamak elde değil.Denildiği gibi bu kitap Kuzuların Sessizliği’nden sonra yazılmış en iyi gerilim romanı.

Read On 0 Yorum

V.i.z.e.l.e.r

Perşembe, Kasım 19, 2009



Vize haftası ve uykusuz bir gün yine uykusuz kalmak zorunda olduğum bir gün ile bitiyor.
İki saatlik uykumun hangi güne ait olduğunu bile bilmiyorum.
Zaman boyutu yok Süre boyutu var artık evrenimde.
Gece 4 te 5 te uyuyup sabah 7 de uyanma planlarım saat 5 olunca bozuluyor.
Çünkü uyku da tutmuyor.Şuraya da baksaydım keşke diyor atıyorum yorganı üzerimden.
Son güne bırakılmış çalışmalar ilk üç sınavda hiç sorun yaşatmadı ama en fazla ezberin olduğu ders "İnternet Tabanlı Programlama" ya gelince sıra "Buraya kadar Kısaca Fd dedim.Eeee olacak böyle.Son gün çalış sonra da adalet bekle.İsyan et felan.Hiiiiiç sesini etme otur oturduğun yerde.Önündeki sınavlara bak.Hakeden Kazansınsın" dedim.
Yok hayır "Hakkatten Sazansın" demedim.
"Hak eden kazansın evet".
Neyse Sekil 1-A ve 1-B de görüldüğü gibi notlar odamı bir gazetenin basıma yetişmemiş haberlerinin istif edildiği yere benziyor.
Öyle bir yer varmı onu da bilmiyorum.


Sekil 1.A


Şekil 1.B


Ezberim hiiç iyi değil.Öyle olsam Sözel Alanı seçerdim.Ama sözelcilerden daha fazla ve daha anlaşılmaz şeyler ezberlemek zorunda kaldığımız bir gerçek.Web tasarımında derleyicilerin yaptıklarını yarım saatte kağıda dökmemizi istiyorlar.

Html,Frontpage,Dreamweaver la birlikte Web tasarımı ve internet konularından da sorumluyduk.
Önceden çalışamamış olduğum için en kısa zamanda ne ezberleyebilirimin derdine düştüm.Ve her zaman yaptığım gibi Kripto yetişti imdadıma.
İsterse 20 madde olsun yarım saatte bir sayısalcı olarak o metni ezberlemem hiç zor olmuyor bu şekilde.Yeterki Baş harflerinden bir kelime bir sözcük yaratabileyim.
Ve Şekil 1-A daki notlardan Şekil 1-C deki küçük kağıt parçası doğdu.Küçük olduğuna bakmayın en az 50 puan değerindedir kendisi. :)
Biraz bahsedeyim bu küçük şeyden.



Sekil 1.C

En üstteki H.R.İ.S.T ne anlama geliyor.Bir web tasarımı yaparken göz önünde bulundurulacak ilkeler.
H :Hız hız ve daha fazla hız.
R :Rahat kullanılabilirlik.
İ :İçerik
S :Sade ve tutarlı sayfalar
T :Tarayıcılarla uyumluluk

H nin altındaki T.O.R.E.Y
T :Tabloların içiçe gömülü olmaması düzenli olması falan filan..
O :Otomatik başlat.İşte bu da sayfadaki videoların sayfa açılınca kendiliğinden açılması ile alakalı.
R :Resimlerin çok kullanılmaması.Az ve küçük boyutta olması gibi şeyler.
E :Eleman sayısı az olmalı.Sayfadaki eleman sayısının fazla olmamasından bahsediyo.
Y :Yazı fontuyla alakalı bu da.Standardın dışındaki fontlar abidik gubidik css kodlarıyla şeedilmesi mevzusu.

R nin altındaki S.H.H.O.T
S :Servislere erişilebilirlik cart curt.
H :Hedef kitle......
H :Hata mesajları.Cicili bicili hata mesajları
O :Okunabilirlik
T :Tipografi ve açıklmaası gibi

İ nin altındaki K.Y.T.B.Ç.M (Kitapçım diye okunur :) )
K :Kim ne nerde ne zaman...Gazeteciliğin olmazsa olmazı....
Y :Yarısı yeter...Çok yazmak eksik yazmak kadar yanlıştır...
T :Terminoloji şeyisinden bahsediliyor burda.
B :Bağlantı sayısını az tutarsan iyi edersin ahbap.Link işini abartma yani.
Ç :Çöpe atmayın yazdıklarınızı taam mı.Arşivleyin.
M :Mikro içerik işini sordun mu abi....

S nin altındaki T.A.D.İ.L
T :Tutarlı sayfalar...
A :Alışkanlıklar..Kullanıcının alışkanlıklarını göz ardı etme derim.
D :Dolaşma Çubukları...İşte başa dön.Geri ileri...
İ :İlgiyi dağıtmayın.Böyle ordan burda kayan yazılar neyin koyma hacı siteye. Gerek yok.
L :Less is More......Daha az daha çoktur..demiş atalarımız :)

Yuvarlak içine alınmış harfler de neyin nesi derseniz.
İnpu type in parametreleri...
R : reset
S : submit
H : hidden
C : checkbox
T : text
İ : image

Üzerinde yatay çizgi olanlar ne peki ?
Frontpage de ekle menüsü altında bulunan Form un alt elemanları.
En azından yeteri kadarı :)
E : etiket
R : resim
S : seçenek düğmesi
O : onay kutusu
B : basma düğmesi
M : metin alanı
M : metin kutusu
A : açılan kutu
D : dosya yükleme

Altında U gibi yay bulunanlarsa Frontpage in Ekle menüsü altında bulunanlar.
Y : yatay çizgi
K : katman
Y : yer imi
T : tarih ve saat
D : dosya


soldakileri de açıklamak isterdim ama yazı bayağı uzadı..Ders çalışmam lazım.Böyle ezber yapamayanlar için tavsiye ederim bu yöntemi.Kağıtta göründüğü kadar az değil miş gördüğünüz gibi..Tekrar görüşmek dileğiyle.Hoşçakalın.Sağlıkla kalın.
B.Y.E

B : birileri...
Y : yine..
E : el hareketi yapıyor...
Read On 4 Yorum

Fado Fiesta Futbol

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Kimine göre İspanyanın Faşist Diktatörü Franko, kimine göreyse Portekizin faşist Diktatörü Salazar'ın söylemiş olduğu bir söz var.Milleti uyutmak için Kullandıkları yöntemi şöyle dile getirmiş artık hangisi söylemişse.
Sormuşlar
"Bu Ülkeyi sana karşı ayaklanma olmadan nasıl yönetiyorsun?"
"Onların dikkatini başka yöne yöneltecek 3 F ile" demiş. Fado,Fiesta,Futbol."


Fado Müzik ,Fiesta Eğlence demek.Futbol u biliyoruz zaten.Etrafınıza bakarsanız hemen hemen herkeste bunların en az birine rastlarsınız.
Tabiki müzik dinleyen,Eğlenen veya futbol oynayan herkes bu afyonu yutmuş demek değildir.Ama durup düşünüp acaba yutmuş kadar var mı diye de yoklamak lazım.Öncelikle kendi çetelemizi tutmamız lazım.Uyutuluyor muyuz anlamak için?

Günde kaç saat müzik, televizyon vs dinliyor veya izliyorum.Sonra haftanın kaç gününü eğlenceye harcıyor günde kaç saat başta bilgisayar oyunları olmak üzere oyunlara harcıyorum,kaç günü geziyorum.Ve son olarakta haftada kaç maç yapıyor yada izliyorum.Kaç saatimi futbol yorumlarının yapıldığı proğramları izleyerek harcıyorum.

Yapılan araştırmaya göre bir öğrenci ortalama yılda 1500 saat tv izliyormuş. Yani 12 ayın 2 ayını tv izleyerek geçiriyor.Eee 12 ayın uyanık olduğumuz kısmından harcadıklarına göre.6 ay hadi biraz az uyumuşsak 8 ay ın 2 ayını tv karşısında oturarak harcıyoruz.4 saatimizde de yemek yediğimizi düşünürsek kalan 6 ayın 2 ayını da yemek için harcıyor oluruz.12 aydan geriye kala kala 4 ay kaldı.E daha gezmeler tozmalar,makyajı,wc si,maçı cartı curtu kahvesi,günü, interneti,sineması,falanı filanı saymadık bile.Farkettiniz mi ne kadar boş yaşıyor olduğumuzu.Şimdi bide diyoruz ki.Eee biz boş yaşıyor, hiçbirşey yapmıyorsak bu yorgunluk niye?Acep az önce ki hiçbirşey yapmıyoruz tespitine varmamızı sağlayan şeyleri yapmaktan yoruluyor olmayalım!Hıı hıı ondan evet.Allahtan 12 ayın 4 ayı uyuyoruzda biraz dinleniyoruz.

Futbol meselesi zaten başlı başına bir konu.Ben kendimden biliyorum.Horozlar ötmeden uyanır.Ayakkabılarımı hazırlar.Güneş doğunca dooooğruuu sahaya.Akşam karanlık çökünce eve dönerdim.Annem mahalleden çocukları gönderirdi beni çağırmaya.Tabi o çocukluktu.Şimdi mümkün değil.Ama o zaman oynuyorduk en azından arkadaşlık vs güzeldi hoştu..Şimdi etrafıma bakıyorum.Futbol oynamayı bilmeyenler bile Almanyanın 3.Lig takımlarının hemen hemen hepsini biliyor.İddia sayesindeymiş.Futboldaki 10 kusurlu hareketin,Sorsan 4 ünü sayamaz .Ama bu hafta iTalya Seri B takımlarının maçının alt mı üst mü biteceğini yüzde 80 tutturur.Bu iddia işini ciddiye alan o kadar insan var ki.Kurs açılsa 2 3 bin tl basacak kontenjan dolusu adam bulmak çok zor değil."Bak ben bu işi çözdüm.Sertifika aldım.Kurs açtım.Kayıtlarımız başlamıştır.Kontenjanlarımız sınırlıdır.Ücret 5 bin tl.Üç kuponun ikisini tutturamıyor halde bitirmeniz durumunda ücretsiz olarak bir dönem daha kursumuza katılabileceksiniz" gibi ilan ve kampanyalarla öss ve kpss den sonra üçüncü bir dersane sektörü oluşması işten bile değil.Maçla yatıp maçla kalkanlar.Futbolla yetinmeyip basketbol hatta buz hokey i ile abartanlar var bu iddia olayında.

Neyse 3 F formülü gayet güzel işliyor.12 ayın 4 ayını fiili olarak zaten uyuyorduk.Kalanınıda Formüle uydurarak uyuyoruz.Yani millet olarak ayakta uyuyoruz.

Read On 4 Yorum

Canon See Him !

Çarşamba, Kasım 11, 2009




Furkan, kendisine ait bir Canon fotoğraf makinesini ve bu makine ile çektiği birbirinden güzel fotoğrafları hayal ederken kısa vadede hayallerinin gerçek olmasının ne kadar zor olduğunu anlamış.Ama bu makineyi birşekilde almayı da kafasına koymuş.Ne yaparım nasıl yaparım da bu makineyi alırım derken aklına bir fikir gelmiş.Benim para biriktirerek bu makineyi 2010 a kadar almam mümkün değil.Bu parayı bulamam.Ama Canon un beni görüp de bana Bir Canon hediye etmesi konusunda bana destek verecek 2010 kişi bulurum demiş.Arkadaşından ödünç aldığı eski bir makineyle çıkmış sokağa.Üzerinde "Canon see Him" yazılı plakayla fotoğraflarını çekmek için ikna etmeye çalışmış sokaktaki insanları. Çektiği fotoğrafları canonseeme.blogspot.com adındaki bloguna koyup daha fazla insanın onun bu çabasından haberdar olmasını ve destek vermesini beklemiş.






Hayal ettiğinden çok daha fazla ilgi görmüş.Bir ay içerisinde Facebookta FanLarı tarafından kurulan gruba 800 e yakın kişi katılmış.2000 Kişiye anlattığı projede şu ana kadar 1100 e yakın fotoğraf elde etmiş.Hatta gazeteye haber olmuş.Hürriyet gazetesi bu ilginç projeye yer vermiş sayfasında.Bloglardan destek yazıları gelmiş.



İlk bakışta sanki anlaşmalı bir reklam gibi göründüğü için insanlar destek vermekte tereddüt etmiş.Sokakta yakaladığı insanların bir kısmı fotoğraf çektirmeye yanaşmamışlar çünkü onu pazarlamacı sanmışlar.Fotoğraf çektirenlerden bazılarıysa çirkin çıktıklarını düşünüp sildirmişler geri.Eee tabi 2010 sayısına ulaşmakta bu şekilde mümkün olmuyor.



Farklı farklı illerden hatta farklı farklı ülkelerden ellerinde "Canon See Himm" yazılı plakayla çekilmiş fotoğraflar gelmeye başlamış.Gel gör ki Canon dan hala ses yok.Eee olmaz tabi görse bile sesini çıkarmayacaktır.2010 olmadan Canon'un Fotoğraf makinesi için Furkan'a göz kırpacağını sanmıyorum.Ama günümüzde iletişim konusunda internetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu ortaya koyan güzel bir örnek.Bir üniversitede de proje ödevi olmuş bu arada.Bir kaç fotoğraf çekip göndereyim hafta sonu :) İşte Fotoğraflardan bazıları..
Read On 3 Yorum

Guguk Kuşu

Salı, Kasım 10, 2009


Bu filmi 6 7 yıl önce izlemiştim ama adının Guguk Kuşu olduğunu bilmiyordum.
Ayrıca öyle tam olarak ta hatırlamıyordum filmin konusunu.
6 7 yıl mı?
Ohooo eski bi filmiş diyenler...
Biliyorum bu filmin eski olduğunu hatta birileri de çıkıp ben bu filmi 20 yıl önce izlemişdim de diyebilir.
Zira tam 35 yıllık bir film.
Ama ile başlayan bir cümle kurmak istemiyorum.
Ama kurdum.
Kurmak istemiyordum çünkü "eski bir film olması filmin güzel olmadığı anlamına gelmez" gibi bir açıklama yapmama gerek yoktu.
Ama yaptım.
Bugün tekrar izledim.İlerde tekrar izlerim.
Filmin İMDB puanı 9 küsür.
Ken Kesey'in en çok satanlar listesindeki romanından uyarlanan Guguk Kuşu filmi 1975'te beş Ana Akademi Ödülü'nü kazanmış.




Konusu Kısaca Şöyle

McMurphy (Jack Nicholson),gerçek hayatta kavgacı,düzene aykırı,ama özgür ruhlu bir adamdır.Daha önce 5 kez tutuklanan McMurphy nin akıl sağlığının yerinde olup olmadığının öğrenilmesi için Eyalet Akıl Hastenesine gönderilmesi kararlaştırılır.McMurphy aslında kendini bilerek buraya attırmıştır.Hapishane onun özgür ruhuna dar geldiği için Akıl hastanesinde biraz daha rahat olabileceğini düşünmüştür.Hastanede birbirinden ilginç deliler bulunmaktadır.Çekingen,korkak ve bir o kadar da zararsız bu deliler McMurphy nin onların bu halini kabullenemeyişi ile yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.Hemşirenin yaptığı haksızlıklar bu akıllı adamı gittikçe çileden çıkarmaktadır.Kısacası akıllı bir adamın delileri akıllandırırken delirmesini bazen gülerek bazen de içiniz acıyarak seyredeceksiniz.
Ben beğendim açıkçası..Jack Nicholson harika bir oyunculuk sergilemiş.Ayrıca hastanedeki deliler de oldukça zor karakterleri büyük ustalıkla canlandırmışlar.Tipler oldukça iyi seçilmiş.Örneğin hemşire Ratched i oynayan Louise Fletcher şu ana kadar izlediğiniz en soğuk ve sinir bozucu karakteri canlandırmış bulunmakta.

Filmi tek tıklama ile indirebilmeniz için Link veriyorum.Kota sorununuz yoksa İşte Buraya Tıklayın.İyi seyirler.

Read On 12 Yorum

Susam Sokağı

Cuma, Kasım 06, 2009


Meğer Google amca da Susam Sokağını izliyormuuuuuuuuuuuuuuşşşş.
İnternetimizin zaman zaman can çekiştiği,Son zamanlarda da o "zamam zaman" ların "uzuuuun zaman" olduğu şu zamanlarda google in logosunun bile yüklenip görüntülenmesi evde sevinç kaynağımız olurken,bugün karşımda Çocukluğum dediğimde aklıma ilk gelen şey olan Susam Sokağı nın iki süper karakteri Edi İle Büdü yü görünce iki sevinç birden yaşadım.İlki Uzunn zamandır göremiyor olduğum google logosunu görmem,ikincisi ise Susam Sokağının 40.Yıl dönümü sebebiyle Google amcanın Logo sunda ona yer vermesi.




Susam Sokağının yeri çok çok ayrıdır bende."Bende de bende de" diyenleri duyar gibiyim.Tamam tamam sizde de yeri çok farklıdır onun.Hani ölecek olsam.Yanlış anlamayın ölmeyeceğimi düşünüyor değilim.Hani ölüm anında felan olsam demek istiyorum.Bilmiyorum hiç yaşamadım ama öyle diyorlar ya "Hayatın film şerdi gibi gözünün önünden geçiyomuş" bilmem ne..İşte o film şeridi bende Susam sokağı ile başlar.Bundan eminim.Sonra Teyzemin beni kucağından kanepeye atarken kolumun kanepenin kenarına çarpıp çıkması,sonra elimde örgü şişi ile koşarken düşüp şişin boğazıma saplanması,ayağımın bisikletin tekerinin arasında kalması,okula başlamam,falan filan.Pofff noluya be..Hayatım film şerdi gibi gözümün önünden geçiyo.Ölüyor muyum yoksa ? Yok yok bu aralar durduk yere ölenleri domuz gribi diye damgalıyolar zaten.Sırası değil ölmenin.Neyse işte yani susam sokağı önemlidir benim için.



Susam Sokağı ile belli bir yaştan sonra tanışanlar için bu program çok ilginç eğlenceli gelmeyebilir ama çocukluğunda onunla büyümüş birisi bu programı sadece nostaljik olduğu için değil aynı zamanda ondan çok şey öğrenmiş olduğu için de oldukça sever ve tatlı bir hüzünle hatırlar.
Evet gerçekten de çok şey öğrendik ondan.Yeri geldi sayıları yeri geldi sağımızı solumuzu,hayvanları,meyveleri ve daha bir çok şeyi biz Susam sokağından öğrendik.

bu benim önüm önüm önüm
ve bu da arkam arkam arkam
bu benim önüüüüümmmmm
ve bu da arkammmmmmmm


Günde iki farklı saatte izleyebilme şansına sahiptik.Okulda bir yıl sabahçı diğer yıl öğlenci olduğum için Susam sokağını da bir yıl kahvaltıda .Bir yıl da okul dönüşünde izlerdim.Bana göre Trt nin gelmiş geçmiş en kaliteli Çocuk programıdır Susam Sokağı.Her programında mutlaka birşeyler öğretirdi.Güzel esprileri ile güldürür aynı zamanda eğlendirici bir şekilde birşeyler öğretirdi.Dişlerin nasıl fırçalanması gerektiğini oradan öğrenenler parmak kaldırsın bakim ?

-Yukarıııııııı Aşaağğğııııı..Yukarıııııı Aşaağııı.

dağdan gelecek bir kız döne döne
dağdan gelecek bir kız döne döne
bir kız gelecek döne döne
dağdan bir kız döne döne
kız gelecek dağdan döne döne

Hiçte minik olmamasına rağmen kendisine minik dedğimizin farkına bile varmadığımız Minik Kuş vardı.Bazılarımız onun minik olmadığını ve neden bizim ona minik dediğimizi düşünmeye başlamışsa da Minik Kuşun büyük hatta çok büyük olmasından dolayı kompleks yaşadığını düşünerek sevdikleri bu kocaman Kuşa minik demeye devam etmişlerdir.Ben mesela öyle düşünüyodum.


Sonra Kırpık ,Sokağın ortasında bir Küfede yaşar,çoğu zaman uyur,arada bir de kafasını küfeden çıkarıp,gelen geçene laf atardı.Genelde ters bir karakterdi,somurtgan,karamsar bir kişiliği vardı.Şikayetleri bir türlü bitmezdi.Mahallenin sakınılan delikanlısıydı bir bakıma.Yarısını görebildik onun hep.Aşağıda ne var, nasıl yaşıyor orda merak ettik durduk.Herşeyden de haberi vardı .Altta Küfenin içinde gizli gizli dinlediği de oluyordu mahalle sakinlerini.Gaf yapmakta üstüne yoktu.

Edi ile Büdü ise ne kadar birbirlerine ters iki karakterseler de birbirlerini çok seven asla ayrılmayacaklarını düşündüğüm iki dosttu.Günümüzde iki kafadarın bile bir arada yaşayamadığını düşünürsek bu ikilinin ne kadar büyük bir örnek teşkil ettiğini daha iyi anlayabiliriz.Büdü bi kere çok düzenliydi.Belirli hobileri vardı.Temizdi.Ağır bir kişiliği vardı Edi ye göre.Edi ise hoplayıp zıplayan yaramaz mı yaramaz birisiydi.Büdü ne kadar düzenli titizse,Edi o kadar düzensiz dağınık ve pisti.Büdüye göre daha saftı.Öğrenecek çok şeyi olduğu her halinden belli oluyordu.

uyu büdü uyu dinlen..
yuvadaki güvercin gibiiii
uyu büüüddüüüü uyu dinlennnn...
aa büdü uyudu, büdü büdü!

Edi- çoook susadım coooook susadım
Büdü-uyu gecer Edi
Edi-Çoook susadim Büdü
Büdü-bak sana su getiricem ve sonra uyuyacaksın
Edi-bunu yaparmısın benim icin Büdü?
Büdü-pıt pıt pıt al Edi
Edi-sen cook iyi bir dostsun Büdü
Büdü-tamam artık uyu Edi

kisa bir süre sonra

Edi-coook susadım coooook susadım cooooooooook susadım
Büdü-bak sana bir bardak daha getiricem ve sonra uyuyacaksın Edi anlaştık mı?
Edi-Büdü sen sen harika bir dostsun
Büdü-tamam edi uzatma al bakalım ve hemen uyu
Edi-sağol Büdü
kisa bir sure sonra
Edi-coook susadim coooook susadim cooooooooook susadim cooooooooooooooooook susadim

(Edi kendisi için Büdünün birşeyler yapmasına çok sevinmektedir ama biraz abarmaktadır..)


Büdü: O kurabiyelerle yatakta ne yapıyorsun Edi?

Edi: Karnım acıktı, ben de birşeyler yemek istedim.

Büdü: Edi, yatağındayken kurabiye yememelisin.

Edi: Neden?

Büdü: Yersen çarşafına kırıntı dökülür ve kırıntılar pijamandan içeri girer.

Edi: Sahi mi?

Büdü: Kırıntılar pijamandan içeri girerse de kaşıntı olursun.

Edi: Kaşıntı olmak istemiyorum...

Büdü: Kaşıntı olursan uyuyamazsın, bu yüzden yatağında kurabiye yememelisin.

Edi Büdü'nün söylediklerini sırasıyla tekrarlar. Onu haklı bulur ve teşekkür edip Büdü'nün yanına doğru ilerlerken ekler: "Bir daha asla yatağımda kurabiye yemeyeceğim." Büdü iyi, (aman) ne güzel ve iyi geceler dedikten sonra Edi Büdü'nün yatağına oturur.

Büdü: Edi, ne yapıyorsun?

Edi: Senin yatağında kurabiye yiyorum Büdü.




Sonra Kurabiye Canavarı vardı,bu kurabiye canavarı ne zaman kurabiye yemeye çalışsa kendisini kaybediyor ve kırıntı haline getirdiği güzelim kurabiyeleri yerlere döküyordu.Susam sokagının en sevilen karakterlerinden birisiydi bu mavi yaratık..Kurabiye yerken kontrolden çıkması ile bilinirdi.Güzelim kurabiyeleri gnammm. nammm ...nmmmmm....diye homurdanarak agzına tıkıştıran fakat hepsini yerlere döken bu canavar,daha sonra yaptıgından pişman olurdu.Hemen hemen hepimizin aklından da şu geçmiştir.Sanki yılın habercilik başarısı gibi ""Anneeeee kurabiye canavarı gerçekten yemiyo hee...çünkü yiyemezkiiiiii onun bogazı delik değiilll "" demişizdir...Evet bunu söylerken haklıydık bir kaç kurabiyeyi birden agzına atan bu mavi yaratık hiç birinden direm nasiplenememişti.Tek yaptıgı tüylü parmaklarını agzında çignemekti.Yalnız kurabiye yerken serçe parmagımızı kaldırmayı bu canavardan ögrenmiştik..Bu karakterden bihaber olmayan herçocuk onun gibi kurabiye yemek istemiş ve yemiştirde..Gnammm gnammm diye sesler çıkararak kurabiyeleri ağzına atan ve yerlere dökülmesine aldırmayan çocuklar olarak hemen hemen hepimiz en az bir kez boğulma tehlikesi atlatmışızdır...Geçmiş olmuştur ve son olmuştur.."Bi daha yapmıycm..Çünkü Kurabiye canavarının bogazı yoktur o bogulmaz" denilmiş ve konu kapatılmıştır..


1969 dan beri var olan hergün 50 milyonu aşkın izleyiciye ulaşmış,ve bir o kadar da kişinin bildiği benimse 90 larda Trt yapımı ile tanışmış olduğum yayınlanmaya başladığı günden bugüne kadar ödül rekorları kıran ,Çılgın muhabir Kurbağa Kermitiyle,çoçukların bisikletlerini bedavaya tamir eden Tahsin ustasıyla,gitarıyla şarkılar söyleyen Hakan Abisiyle,mahallenin manavı Zehra Teyzesiyle,zaten icat olmuş şeyleri tekrardan icat eden Mucit Macitiyle, Minik Kuşu,Edisi Büdüsü,Kurabiye Canavarıyla,Jeneriğiyle,şarkılarıyla o bir efsanedir.Herkesin sokağıdır.




Minik Kuş-Tahsin Amca-Kırpık from Ŧคtเђ on Vimeo.

Read On 16 Yorum

Benim Gözümden Dünya

Pazartesi, Kasım 02, 2009


Albert Einstein ın kişiliğini ortaya koymak,portresini oluşturmak ve onun hakkında yazılıp çizilen yalan yanlış yazılarla gerçek görüş ve karakterinin çarpıtılmasını sağlayanlara bir cevap amacıyla oluşturulmuş "Benim Gözümden Dünya Albert Einstein" adlı kitaptan bahsedeyim birazcık.
Bilim tarihi dersinde hakkında rapor hazırlayacağım Einstein i daha ödevi almadan önce merak ediyor olmam ve Teorileri hakkında yapılmış belgeselleri izliyor olmam heralde bu kitabı sırf ödevim için okumadığımı kanıtlar.Ödev bahane.Kitaplar şahane.

Einstein hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlerle birlikte Felsefi ve Siyasi yazılardan hoşlanan kitap severlerin severek okuyacağını düşündüğüm bu kitap Albert Einstein in sadece bilimsel araştırmalarına yoğunlaşmış,hesaplara dalmış,kabuğuna çekilmiş,etlisine sütlüsüne karışmayan,herkesin sevdiği, bir matematik dahisi,bir süper zeka olmadığını resmi belgelerle gözler önüne seren ilginç bir kitap.

Okuyunca göreceksiniz ki O aynı zamanda bir Lider.Yeri geliyor Eğitimden,bilimden,dinden,felsefeden,sosyal hayattan,gençlerden bahsediyor.Yeri geliyor adaletten,ekonomik krizden ve krizden çıkış yollarından,Almaya-Fransa ilişkilerinden,ordulardan,zorunlu hizmetten,İsrail-Filistin meselesinden,Yahudilik-Hristiyanlıktan bahsediyor.Mektuplarından,sempozyum,konferans,söyleşi veya farklı mekanlardaki konuşmalarından bölümlerin aktarıldığı bu kitabı okuduğunuzda Einstein ın sanılanın aksine ne kadar aktif bir insan olduğunu görecek ve bu adam ne ara bilimsel çalışmalar yapmış diyeceksiniz. Özellikle Almanlar olmak üzere ,Görüşlerinden dolayı onu sevmeyenler,onu dışlayanların olduğunu göreceksiniz.

Şimdi Kitapta farklı konularda farklı mekanlarda Einstein'ın söylemiş veya yazmış olduğu bir kaç söz ve yazısını paylaşıyorum sizinle.

Özgürlük Doktrini- Gumbel Davasıyla İlgili
...
Çok sayıda akademik ünvan var ancak aklı başında ve değerli hoca çok az.Ders verilen amfiler çok fazla ve çok büyük; ancak hakikate ve adalete susamış olan genç öğrencilerin sayısı bir hayli az.Doğa nimetlerini cömertçe dağıtır ancak genellikle tercih hakkı tanımaz.
....

Toplum ve Kişilik

...
Başkalarının yetiştirdiği şeyleri yiyor,başkalarının diktiklerini giyip,başkalarının yaptığı evlerde yaşıyoruz.Bilgi ve inançlarımızın önemli bir bölümü,başkalarının yarattığı bir dil aracılığıyla yine başkaları tarafından bize aktarılmış.Dil olmasaydı zihinsel kapasitemiz,omurgalı hayvanlarınkiyle karşılaştırılabilecek bir seviyede olurdu.Bu nedenle,hayvanlar kaşısındaki en önemli avantajımızı,toplumda yaşamaya borçlu olduğumuzu kabul etmemiz gerekir.
...

Zenginlikle İlgili

...
Zenginliğin insanlığı hiçbir şekilde ileriye götürmeyeceğine kesinlikle ikna olmuş durumdayım.İncelikli fikirler ve soylu davranışları ancak büyük ve sağlam karakterler üretebilir.Para sadece bencilliğe hitap eder ve sahiplerini karşı koyulmaz bir şekilde suistimal etmeye kışkırtır.
Aramızda Musa'yı,İsa'yı ya da Gandhi'yi elinde Carnegie'nin para çantalarıyla hayal edebilen var mı?
...

Japonya'nın Çocuklarına
...
Yaşlı bir adam olarak ben de,Japon çocuklarına uzaklardan selam gönderiyorum ve sizin neslinizin günün birinde benim neslimden çok daha üstün bir noktaya gelerek bizi utandırmasını umut ediyorum.
...


Amerika ve Silahsızlanma Konferansı
...
Şu ana kadar silahsızlanmayla ilgili tüm konferansların başarısızlığa uğramış olması,dünyanın önde gelen medeni ülkeleri için son birkaç yılın en utanç verici olayıdır.Çünkü bu başarısızlığın nedeni,sadece ihtiraslı ve ahlaksız politikacıların entrikaları değil,ülke halklarının duyarsızlığı ve miskinliğidir.Bu değişmediği taktirde,bizden önce gelen nesillerin gerçekten değerli tüm kazanımlarını yok edeceğiz.
Amerikan ulusunun bu konunun sorumluluğunu tam olarak taşımadığına inanıyorum.Amerika'dakiler aynen şöyle düşünüyor."Avrupalılar kavga ve kötülükle kendini yok edecekse,ne hali varsa görsün.Biz güçlüyüz ve güvendeyiz; başkalarının işlerine burnumuzu sokmak gibi bir telaşımız da yok". Bu hem adi,hem de sığ bir tavır.Avrupa'daki sorunların bir bölümünden Amerika sorumludur.Alacakları için insafsızca baskı yaparak.Avrupa'nın ekonomik ve bunu takiben ahlaki çöküşünü hızlandırıyor.
...


Arka Kapak Yazısı

20. yüzyılın en önemli fizikçisi Albert Einstein’ın Siyasi ve Felsefi Yazıları:

Özgürlük, İyi ve Kötü, İnsanın Gerçek Değeri, Toplum ve Birey, Ölüm, Zenginlik, Eğitim, Din ve Bilim, Savaş ve Barış, Silahsızlanma, Dünya Ekonomik Krizi, Kültür ve Refah, Üretim ve Alım Gücü, Azınlıklar, Avrupa’nın Mevcut Durumu..

Benim Gözümden Dünya''da, Albert Einstein''ın hayata, yaşadığı dünyaya ve bilimsel çalışmalarına dair görüşlerini bulacaksınız. Büyüleyici, esprili ve zekice gözlemler, büyük bir kalbi ve az rastlanır bir aklı açığa vuran samimi itiraflar...Benim Gözümden Dünya, bu özel kişiliği, kendi yazdığı ya da başkası tarafından kaleme alınan hiçbir kitapla kıyaslanmayacak bir açıklıkta gözler önüne seriyor. Einstein insanlığa, yardımlaşmanın hakim olduğu barış dolu bir dünyaya ve bilimin yüce amaçlarına inanıyordu. "İyi ve Kötü", "Din ve Bilim", "Aktif Pasifizm", "Hıristiyanlık ve Yahudilik" , "Azınlıklar" ve "Bir Arap''a Mektup" gibi farklı konu başlıklarının ele alındığı Benim Gözümden Dünya, işte bu inançların savunması niteliğindedir.

"insanın gerçek değeri kendi kendisinden özgürleşmeyi ne ölçüde ve ne anlamda becerebildiği ile belirlenir."

A. Einstein
Read On 0 Yorum

Ateşi Yakalamak - Kitap

Perşembe, Ekim 29, 2009

Ve nihayet Açlık Oyunlarının İkinci kitabı Ateşi Yakalamak bitti.Birinci kitabı anlatırkende işte böyle girmiştim yazıya.
"Nihayet".
Ve orda da anlatmıştım Nihayet dememin kitabın sürükleyiciliği hakkında bir fikir oluşturmaması gerektiğini.Okulun başlamasından sonraki bir ayda ancak bir kitap bitirebildim.Oysa okuldan önce ki ay 5 tane bitirmiştim.Dersler felan olduğu için bu kadar sürdü.Yoksa kitapta sorun yok.Aslında kitabı okumam uzun sürmedi.Sadece uzun zamana yaydım :)Kitap oldukça sürükleyici.Keşke bitmeseydi diyorum hatta.


Bir de düşünüyorum da ilk kitabın sonunda "Birinci Kitabın Sonu" yazısını görünce sinir olmuştum.Çünkü kurgu kitabın sonuna gelene kadar açık vermiyodu.Yani kitabın son iki üç sayfasına kadar o ana kadar olanlar konusunda bir son bir final bekliyodun.Onun için sinir olmuştum.Ama aynı güzel kurgu bu kitapta da olmasına rağmen kitabın sonundaki "İkinci Kitabın Sonu" yazısına sinir olmadım.Çünkü bu kitabı okuduktan sonra iyi ki birinci kitabın son sayfasında öyle yazıyodu dedim.Ve artık eminim üçüncü kitap yine ikinci kitabın son saffası için teşekkür ettirecek okuyucularına.


Suzanne Collins bir usta.Yakında "Yer Altı Günlükleri" adlı serisiyle kendisinden daha uzun süre bahsettirecek gibi.Açlık Oyunları ve devamı olan "Ateşi Yakalamak" neredeyse tüm otoritelerce Yılın Kitabı seçildi.Kendileri de usta yazarlar olan Stephen King ve Stephenie Meyer in hayranlıkla bahsettiği Suzanne Collins ve "Açlık Oyunları" serisi bence de yılın en iyi kitabları olmayı hakediyor.


Ben demiyorum sadece onlar diyor.


İşte :

New York Bestseller

Usa Today Bestseller

Horn Book Fanfare Yılın Kitabı

Publishers Weekly Yılın En İyi Kitabı

School Library Journal Yılın En İyi Kitabı

Booklist Editörlerinin Seçimi

New York Times Book Rewiew Editörlerin Seçimi

New York Times Yılın Unutulmaz Kitabı

Kirkus Yılın En İyi Kitabı



"Açlık oyunları,insanı meraktan çatlatan,gerilim dolu,akılcı ve sarsıcı bir roman..Elimden bırakamadım.Bağımlısı Oldum!"
Stephen King



"Bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki,yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim.Hikayesi beni bir çok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile,yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim.Açlık oyunları kesinlikle büyüleyici."

Stephenie Meyer



Birincisinden Bahsettiğim Kadar Bahsetmiyorum içeriği hakkında.Kısaca özetlemek gerekirse:

Katniss ve Peeta katıldıkları Açlık oyunlarında daha önce olmamış birşeyi gerçekleştirdiler.24 Haracın ölüm için atıldığı arenada son ikiye kalmış ve birbirlerine aşık olan yada rol yapan 12. Mıntıkanın bu haraçları zehirli meyve yiyerek beraber intihar etmek istemişlerdi.Ama tüm halk oyunun galibini büyük heyecanla beklerken kimsenin sağ çıkmayacağı düşüşncesi Capitolü ve oyun kurucuları zor duruma düşürmüş ve ilk kez bir Açlık oyunundan İki kişi sağ çıkmıştı.Başkan Snow kendisi ile aday edildiğini ve Capitol ün otoritesini sarstığını düşündüğü bu olay için kendince Katniss i sorumlu tutuyor ve yavaş yavaş oluşan ayaklanmaları durduramaması halinde Katniss i ve tüm sevdiklerini öldürmekle tehdit ediyor.Katniss bir yandan tüm mıntıkalarda ayaklanmanın gerçekleşme fikrini diğer yandan tüm sevdiklerini kaybetme korkusunu yaşarken birden kendisini "Çeyrek Asır" oyunlarının içinde buluyor.Herşey Katniss i yok etmek için tasarlanırken.Alaycıkuş ve ayaklanmalar arasındaki bağlantı hep düşündürüyor.
Read On 3 Yorum

Yıllar İçinde Değişen Blogger

Cumartesi, Ekim 24, 2009
Blogger Platformunun Blogger Kurulduktan sonraki değişimini gözler önüne seren ilginç bir paylaşım olacak. chethstudios.net adında yabancı bir sitede gördüm resimleri.Blogger ın Kurulduğu 1999 yılı ile 2009 yılları arasındaki On yıllık süreçte bir kez el değiştirmiş olmakla birlikte bloglarımıza girerken karşımıza gelen platformunda büyük değişimi bariz bir şekilde görebiliyoruz.


Blogger ın hakkında kısmına baktıysanız bilirsiniz.Blogger 1999 yılında Büyük Şirketler için web projeleri hazırlayan üç arkadaş tarafından kurulmuş.Bu üç genç başkaları için çalışmaktan memnun değillermiş.Kendi projelerini oluşturmak istemişler ve 1999 yılının Ağustos ayında Pyra Labs adında küçük bir şirket olarak Blogger ı kurmuşlar.

  • 1999 yılına ait ilk resmin altındaki Pyra logosunu görüyorsunuz.Ben şu anki haliyle karşılaştırınca 10 yıl önceki platformu beğenmedim açıkcası.Mavi tema pek içaçıcı değil.Ama tabiki projeye lafım yok.Arkadaşları tebrik ederim :)
  • Galiba ilk yıl görünüşe önem vermiyolardı.Bir yıl sonra büyük bir değişiklik göze çarpıyor.Blogger ın Turuncu Logosu ilk burda karşımıza çıkıyor.

  • 1999 -2000 arasındaki değişim 2000 -2001 yılları arasında ki değişimden daha büyük.Yeni özellikler ve daha kullnaışlı olduğu kesin ama görünüşü pek değişmemiş.

  • Bu değişimde büyük olmamış.Tabi ki biz şekil olarak görünüş olarak bakıyoruz.

  • 2002 yılında blogger yüzbinlerce kullanıcıya sahip oluyo ama Bu küçük şirketi yönetenler hala birkaç kişi...Ve Google Blogger ı alıyor.Blogger ı aldıktan sonra Platformun bayağı değişmiş olduğunu görüyoruz.Gooğle yaramış :) Daha ferah daha çekici.Böyle daha bi sevimli olmuş sanki :)

  • Galiba ben blogger la 2004 te tanışmıştım.2005 te Görünüm olarak büyük bir değişiklik olmamış.

  • Ekip Şablonu oturttuğunu düşünüyor belli ki.Bence de artık görünüm de daha az değişimler gerekli.

  • 2007 de de Eskisini aratmayan sade alışılmış bir Görünüm.

  • Ve şu anda kullanıyor olduğumuz blogger Platformu.

Nasıl ama.Değişim şaşırtıcı değil mi? Bence şimdi o ilk yıllarda ki halinden daha sevimli ve güzel.Sizce de öyle değil mi ? :))

Read On 2 Yorum

Gülhan'ın Galaksi Rehberi

Perşembe, Ekim 22, 2009


Bir kaç gün önce Bana yöneltilen bir mimde "Gerçekleştirmek istediğiniz 3 hayaliniz nedir?" sorusuna "dünya turu yapmak" diye yanıt vermiştim.Artık bilinçaltımda dünya turu yapmak olduğu için midir bilmem ama yurtdışı gezi programlarına özel bir ilgim var.


Bu programlar genellikle bir sunucu ve bir kameramandan oluşan kısıtlı bir ekiple çekilen belgesel şeklinde programlar oluyor.Acun Ilıcalı nın Acun Firarda sı,Saim Orhan ın Aynası felan..Bir de benim bu ikisinden daha fazla hoşuma giden Tv8 de yayınlanan Gülhan Şen'in "Gülhanın Galaksi Rehberi" var.




Diğer ikisinin erkek olmasından dolayı bunu daha fazla sevmiştirsin diyenleriniz olacaktır.Yaaaniii..Şöyle söyliim hanfendi güzel evet.Ama bu değil sebep.Gülhan Şen sadece güzel değil akıllı, zeki ,sempatik,sevimli(Sempatikle aynı değil.Felsefe yapamam şimdi),genel kültürü yüksek bir sunucu ve tüm bunların bir getirisi olarak ağzı laf yapıyor.Laf yaparkende şekil olarak kendisine benzeyen ama aptal olan hemcinslerine hiiiiç mi hiç benzemiyor.Diksiyon süper.Karizmatik bi kere.Saim Orhan la kıyaslanamayacak kadar karizmatik.


Saim Orhan kötü sevmem demiyorum.Ama o adamın yerinde kim olsa yapar onun yaptıklarını.Herşey dil bilmekle olmuyo malesef.Dil lazım biraz.Ama Language den bahsetmiyorum.Başka türlü bir dil.Ya konuşmayacaksın az konuşacaksın.Yada mantıklı ve karşındakini salak yerine koymayan bir tavırla konuşacaksın.Saim Orhan kendisini izleyenlerin ilkokul çocukları olduğunu mu sanıyo nedir? Abi çizgi film yapmıyosun biraz relax.İzleniyosun büyük küçük izliyo seni."Bakın işte bu adam oturmuş burda elma satıyor.Evet yanında diz çöktük.Wat ar yu doing.Sayın seyirciler Ne yapıyorsun diye sorduk-du yu vant epıl-Iııı Elma sattığını söylüyor.Biz de burdan uzaklaşıyoruz." Ya abi o adamın orda elma sattığını bilmeyen mi var.Git başka biyere yada başka soru sor.O soru sorulur mu? Karizma desen al şurayı dinle ben başka bişey demiyorum.
Hay Başına Durian kadar taş düşsün emi.



Gülhan Şen bu değil işte.Birde şöyle bi durum var.Ayna pogramı bir ülkeye gidince heryerine gidiyo.Doğusu batısı şurası burası.Ama Gülhan Şen bir gün yolunuzun düşebileceği bir yerde nereleri görmelisiniz nerelerde alışveriş yapabilirsiniz gibi biraz daha gerçekleşebilir bir seyehatten bahsetmiş oluyo.Yani izleyince "Yaw aslında gitsek mi bu yaz" diyebiliyo insan.






Kendisinden biraz daha bahsedeyim.1978 Bulgaristan doğumlu ama Türk asıllı.1985 te Bulgaristan da zorunlu isim değişikliğine tabi tutulmuş ve adı Galina Hristova Mihaylova olmuş.Bu kez de zorunlu göç ettirilmiş ve Türkiye ye dönmüş.Ortaokulu ve liseyi Türkiye de bitirmiş ve üniverisiteyi İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi - Radyo Televizyon bölümünde okumuş.Trt de Brt de çalışmış.2001 yılında reuters haber ajansı’nın her yıl 15 ülkeden 1’er genç televizyoncunun katılımıyla gerçekleştirdiği “haber ve program yapımcılığı” eğitimine katılan türk televizyon muhabiri olmuş ve Londra'da bu konuda eğitim almış.Cnn Türk ten sonra şimdi de Tv8 de görüyoruz onu.Muhtemelen Zekasını ve güzelliğini gördükten sonra önermiştir televizyoncu olmasını Sakıp Sabancı.O da sözünü dinlemiş olsa gerek :)



Neyse işte Program yeni sezonda yine tv8 de Her perşembe saat 20:15 te.Bilmeyeniniz yokturdur aslında.İzleyin sinir etmeyin adamı.


Bu arada Gülhan Şen'i bloguma davet ettim ama gelip okuyacağına da ihtimal vermedim.Gelmiş okumuş sonra da cevap yazmış.Yorumunu ekliyorum hemen :)

Çok teşekkkür ederim ,okudum yazdıklarınızı.. Neden okumayayım aşkolsun! :)
Güzel sözleriniz beni mutlu etti, doğru düzgün birşeyler yapmaya çalışıyorum
işte sadece, hem eğlenceli olsun hem de içi boş olmasın istiyorum,
başarabiliyorsam ne mutlu bana!
Sevgilerimle, keyifli kalın!
Gülhan ŞEN
Not:Filme gittiniz mi? Yorumlarınızı bekliyorum...


Belirteyim arkadaşlar Gülhan Şen Cuma günü gösterime giren Kanalizasyon filminde oynadı.Gitmedim daha .Gitmeliyim. :)

Read On 17 Yorum

Gitmek Lazım Işık Hızında

Çarşamba, Ekim 21, 2009



Diyorum ki


Kalmasını istediğin Gidenlerin Gittiğini görmemek için Işık hızında gitmek
lazım gidenden.Kal dediğin gidenin Gitmişliğinden yansıyan ışınlar sana ulaşamaz böylece.Ama Acıdır ki sen ondan onun senden gideceğinden daha hızlı gitmiştirsin.
Read On 3 Yorum

Anladım ki...

Salı, Ekim 20, 2009

Anladım ki her yeni kulaklığın üstünde yatmamanın tek yolu yatarken müzik dinlememekmiş.
Anladım ki yıkanıpta üzerinde yemek artığı kalmış bulaşık,hiç yıkanmamıştan daha kirliymiş.
Anladım ki yıkarken en dikkat edilecek bulaşık kepçe ymiş.
Anladım ki bugünün bulaşığı yarına bırakılmamalıymış.
Anladım ki kayısı reçeli her hazırladığım kahvaltıda dolaptan alınıyor ama asla dokunulmuyormuş,
Anladım ki önce bayat ekmekleri bitirip sonra taze ekmeğe geçme fikri sadece yeni bayat ekmeklerimiz olmasını sağlıyomuş
Anladım ki evde üç televizyonun bulunması maçları evde izleyebilmek için yeterrli değilmiş.En az birinin çalışması gerekiyomuş.
Anladım ki pislikleri çekmediği için komşudan alınan elektrikli süpürgenin yanında üvey evlat muamelesi gören makineyi yeniden hayata döndürmenin yolu torbasını boşaltmakmış.
Anladım ki üst kattaki teyzenin balkondan "Oğlum şu gecen patatesci soğancı arabasını durdursana" isteğine karşı suratına anlama özürlüymüşüm gibi bakmamam için Islık Çalmayı öğrenmeliyim.
Anladım ki yeni taşındığınız binanın kız pansiyonu olması bir erkek için sanıldığı gibi şanslı bir durum değilmiş.
Anladım ki taşındığınız evin hala kızlara ait olduğunu sanan bir tüpçüden tüp sipariş ederseniz,bir tüp değişmek için iki delikanlının birden gelebileceğine şahit olabilirsiniz.
Read On 9 Yorum

Öksürük Şurubu Kokmak

Pazar, Ekim 18, 2009

Öncelikle belirteyim önümden siyah kedi felan geçmedi,merdivenin altından da geçmedim,ayna da kırmadım,evin içinde şemsiye de açmadım,hatta bakın bu da yeni "gece vakti tırnağımı da kesmedim".Bütün bunları bir yana bırakalım ben uğursuzluk getirdiklerine de inanıyor değilim.Ama nedir bu başıma gelenler.

Perşembe olanları burda yazmıştım.Sesim düştü sunumu hemde yanlış yerine çalıştığım sunumu berbat anlattım.Gelirken açık unutulan Kamyon kapısı az daha kafamı dağıtıyodu.Neyse perşembeyi ölmeden atlattık.Cuma günü de bitmedi.Islak ayaklarla mermer koridorda manevra yapamayınca odama değil duvara girdim.Sonuç ayak parmaklarım ezildi sol el başbarmağımın da tırnagının altı komple kan topladı.Canım sıkılıyo ama Pes oynayamıyorum.Çünkü başparmak iptal.Mesajda yazamıyorum.Bugün de yeni bir dert Öksürük başladı.İçten içe ölüyorum.Ciğerlerim sökülüyor.

Geçen şeyi düşünmüştüm.Küçükken nasıl öksürük şurubu koktuğumu.Ulan hep ilaç kokan bir insanım zaten.Ellerimde kesilmedik yer kalmamış tentürdiyot kokusu artık bedeniimin kendi salgılayabildiği bir koku haline geldi. Öksürük ise hiç unutamadığım kendini unutturmayan bir durum.Küçükken sonbaharla birlikte o bilindik öksürük şurubu kokusu benden eksik olmazdı.Tadı tüm ilaçların aksine güzeldi.Hatta eğer iki üç şurup birden kullanılıyorsam önce acı olanlar içer en son öksürük şurubuyla ağzımın tadını düzeltmeye çalışılırdım.Öksürüğü geçirmezse artık evde kimseye uyku yoktu.Annemin yöntemleri devreye girerdi.Önce dut pekmezini yağla kavurur sıcak sıcak 9 10 kaşık ağzıma sokuştururdu.Yine mi geçmedi.Bu kez bir çay bardağı altlığında tuz getirirdi.Bunu dilinin ucuna sür derdi.İlginçtir tuzla birilikte öksürük kesilirdi.Bunu herkes bilmez :) Tamamen naturel.Bildiğin NaCl :)

Öss den bir gün önce de faranjit olmuştum.Bademcikleriimi yutacak gibi oluyodum.Boğazıma kaçıyo nefes alamıyodum.Yüksek ateşte vardı.Sprey ,haplar ve 10 iğne yazdı.Sınava da bu şartlar altında girdim.Yok yok bu yüzden "aslında daha iyi yapabilirdim" demiycem.Belki 5 10 puan ama...Amaaan memnunum şimdi ki halimsen.Kısmet.

Uğursuzluğumun üçüncü gününde işte bu dertle uğraşıyor olucam.Tuzladım dilimi.Aslıında bu tuzun çok önemli bir yeri var he..Şimdi aklıma geldi.Tuz mu çevirsem.Çevirttirsem işte.Nazar değdi heralde.Tabi canım nazarlık almadığım hataydı zaten :) Geçmiş olsun bana.Görüşürüz.ÖÖhööö öhööö..(Tuz)
Read On 3 Yorum

Le Renard et L'enfand - Film

Salı, Ekim 13, 2009

İzlediğim her filmi anlatırmıyım burda.
Hayır.
Beğendiğim her filmi anlatırmıyım peki.
Hayır.
Belki yeri gelir berbat bulduğum bir filmden de bahsedebilirim.Ama ilk bahsedeceğim film bir tavsiye olacak.
Öncelikle filmin az bilinir olması ve bende anlatamadığım bir yerinin olması bu filmi size tavsiye etmem ve buraya yazmam için aklıma gelen ilk sebepler.
Bu filmi neden güzel bulduğum sorusunun cevabı o kadar karmaşık ama o kadar da heyecan verici ki nerden nasıl başlasam bilemiyorum.
Ama abartmadan anlatıcam :) Çünkü aşırı beklenti içinde olmanızı istemiyorum.Ya aslında normal bir film yani..Çokta büyütülecek bir yanı yok.Tabi size göre.. :)
Bana göresini anlatırsam olmaz.Sonra koşar hemen bulup izlersiniz ve beklediğiniz gibi olmadığını gelir burda yüzüme vurursunuz.
Bu ne biçim film bile dersiniz.Bi daha da film tavsiyelerime kulak vermezsiniz. :)
Film işte yaaaaa amaaaaaaaaaaaann..Yaaaani izlerseniz vakit kaybı olmaz desem yeterli :)
Böyle aksiyon vurdu kırdı dövüş animasyon korku gerilim severler.Baksanıza. Koltuklar doldu.Sizi başka filme alalım isterseniz.
"Ulan hiçbiri değilse nasıl bir film bu" diyenleri duyuyorum..Hımmm merak iyidir..İsterseniz iki üç tabure ayarlayabilirim hı ne dersiniz.Şöyle aralara oturursunuz. :)
"Offfff çok bilmiş.Sıktın hee anlatacaksan anlat nasıl bir film" diyenler;Biraz nazik olur musunuz ? Şurda ağız tadıyla gerilim oluşturtmadınız.
Bak anlatıyorum..Sonunda "offff bana hız aksiyon neyim anlat ben izlemem bunu" diyenlere şimdiden söylüyorum.
"Yürü git lan" (Bkz. Mürsel-Geniş Aile)

Şimdi Film yeni değil.Çok eski de değil.2007 yapımı. 2006 da En iyi Belgesel filmi Oscar ödülünü March of the Penguins (İmparatorun Yolculuğu) belgeseli alırken Yönetmen "Arkadaşım Tilki (Le Renard Et L'enfant )" filminin de yönetmeni Luc Jacquet'di.
Evet filmin adı "Arkadaşım Tilki" olarak Türkçe'ye çevrilirken.İngilizce "The Fox & the Child" ve Fransızca "Le Renard Et L'enfant" olarak geçiyo.
Filmin konusundan kısaca bahsedeyim.
Fransanın doğusunda yemyeşil dağların eteğinde küçük bir köy evinde yaşayan bir kadın çocuğuna 9-10 yaşlarındayken başından geçen bir hatırasını anlatıyor filmde.
Zaten büyük halini pek görmüyosunuz filmde.Küçük kızı Bertille Noël-Bruneau oynuyo.
Çilli yüzü ve tilkinin tüyleri ile aynı renk saçlarıyla haylaz bir çocuğu mükemmel oynamış filmde.
Kızın okula gidip gelirken kullandığı yol oldukça ilginç.
Artık kestirme diye mi ne bilmiyorum böyle ağaçların ormanın arasından dağdan bayırdan gidip geliyo bisikletiyle.
Neyse bir gün bir tilki görüyo.Çok hoşuna gidiyo.Ama tilki ondan kaçıyo.
Bir daha görürmüyüm umuduyla artık her gün okula ordan gidip geliyo ve saatlerce onu gördüğü yerde bekliyo.
Ara sıra görüyo tilkiyi ama hiç yaklaşamıyo.
Kız artık tilkiyi sahipleniyo.Adeta aşık oluyo.Ve onu kendisine alıştırmayı kafasına koyuyo.
Hep onu düşünüyo.Ona yiyecek vermeyi deniyo felan.Zamanla tilkinin ona daha fazla yaklaşmasına izin verdiğini görüyo.
Ve aşkı daha da artıyo.Ama bu küçük haylaz bir o kadar da cesur kız olayı biraz abartıyor.
Tilkinin evcil bir hayvan olmadığını unutuyor.
Neyse bu nokta da sizi merakta bırakmakta fayda var diye düşünüyorum.
Güzel film işte anlayacağınız.Doğa,sesler felan insanı büyülüyo...



Benimde bi hatıram var. :) Bu filmde de gördüm.
Tilkiye bir adım atıyo kız.Tilki de bir adım geri gidiyo duruyo.Kız bir adım atıyo tilki de bir adım.. Aynı şey benimde başıma gelmişti bi kere.Benimle oyun mu oynuyodu nedir.
Bide şey olmuştu.Ben 5 6 yaşlarındayım Babam bahçede ağaçları buduyo.Kayısı ağaçlarını.
Annem yiyecek bişeyler hazırladı.Bide termosta çay.Götürdüm açtık yiyoruz babamla.
Köpeğimiz de vardı.O da benim arkamdan gelmişti.
Babam bahçe komşumuzun sesini duyunca onu da çaya davet etmek için kalktı.
Bana da dedi ki sen burda bekle ki köpek ekmekleri yemesin.Ben bekliyorum.Köpek biraz uZaklaşmıştı.
Birden sırtıma bir yumruk yedim.
Şimdi olsa belki çok acıtmazdı ama o yaş için biraz acı veren bir yumruktu.
Korktum.Tek başımayım.
Hemen döndüm arkama baktım bunu kim yaptı diye.Bir de ne göreyim.
Alçak sincap.
Bulmuş çocuğu vurup kaçıyo.
Bir de ağacın yarısına tırmanıp durdu bana bakıyo dalga geçer gibi.Güldüğünü düşünmüştüm
O zamanlara tekrar dönmek isterim aslında.
Büyüyünce sincaplar yaklaşmıyo kimseye.
Korkmasınlar istiyorum.
Evcil hayvanların sırnaşması beni hiç mutlu etmiyo..
Yabani bir hayvandan bekliyorum bu jesti.
Kim bilir belki de bu yüzden sevdim bu filmi :)
Evet evet sevdim..Bu yüzden izlemenizi istiyorum.
Hatta bir kolaylık olsun.Bu zevki size ben yaşatayım,arayıp durmayın diye de vimeo ya yükledim filmi.
Ellerime sağlık değilmi :)
Hadi iyi seyirler :)

P.s : Vay bee..Tekrar çocukluğuma götürdü bu kız beni.Biz de söğüt dallarından düdük yapardık.Filmin Müziği de güzel he. :)






Filmi internet üzerinden izlemekte sorun yaşarsanız-ki Divx olduğu için yaşayacaksınız ilk başta- bu programı kurun ve sayfayı yenileyin.Ama net yavaş hem kesilir felan diyorsanız download deyin rahat rahat izleyin. :)
Read On 0 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    10 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar