Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Tweet - i Ramazan

Cuma, Ağustos 24, 2012

  • Sahurda anne terliği ile fırına gitmek neyi bozuyordu tam olarak? Açıklayarak yazınız.
  • 3 kedi yavrusu yanımda oynuyor ve ben onların mutluluklarından istiyorum . Rüzgarda salınan bir perdeyle savaşayım mesela.
  • Anayasa Mahkemesi Tam Gün Yasasının iptal gerekçesi için "Doktorlar" dizisini işaret etse bu konu kapanırdı.
  • Kim "Cehennem ol !" diye beddua etti Malatya'ya.
  • "Olum bi yat"
  • Güneş annemin olsa birazını ipe geçirir, kurutur, kışa saklardı.
  • Bu gece 2 tilki gördüm. Iki taneydi. Yalnız değillerdi onlar bile.
  • @pillpetro sende bu enerji varken Amerika bize de girer yakında "Demokrasi" bahanesiyle.
  • Ne zaman mutlu olsam ne zaman sevsem ve hatta aşık olsam "Kalk yerine yat" diyor hayat. Bir gün de üstüme bişey örtsen ölür müsün?
  • Kan grubum "sen" çıktın. Acil sana ihtiyacım var.
  • Bir kere Türk futbol felsefesi çok saçma. "Golü atan kaleye" ne lan?
  • Kpss yine açıklanmayacak gibi. Ulen anlamadık ki Ösym triplerde mi? Noldu yani nedir doğum gününü mü unuttuk?
  • Ösym yüksek puanlara "Kpss puanlarına gecikme zammı ekledik" şeklinde açıklık getirirse şaşırmam.
  • Başkasının bahçesinde şeftali koparırım ama elma asla. Olum elma lan. Peygambere onu yapan bana ne yapmaz.
  • Ösym bir açıklama yap. Valla kızmayacaz bak ! Ne yaptınız kolunuz değdi çay mı döktünüz kpss sonuçlarının üzerine? Bu mu?
  • Eskiden Sahurda üşümekti Ramazan.
  • Ösym, Kpss sonuçlarını Leyla ile Mecnun'un yeni sezonu öncesi açıklamaya çalıştıklarını duyurdu. Yok la öyle bişey.
  • Yürüyen merdivenlerin yürümesin Ösym.
  • Yavru kedi şımarması diye bişey var. Insan olsa ağzına terlikle vururdum da hayvan olduğu için masum geliyor bana.
  • Bazen kendimi çekirdek çitlerken ihmal edilen , soğuduktan sonra farkedilip dökülen çay gibi hissediyorum.
  • Ne güzel ki Allah'ın bizi duyması için dualarımızın TT olmasına gerek yok.
  • Karpuz ile çay gitmez , ayran ile de çay gitmez. O halde karpuz ile ayran gider. Düşmanımın düşmanı mantığıyla.. Oruç başıma vurdu evet.
  • İç içe 40 sandık gibiyim.Seni en içtekine saklamışım ki çık çık gitmiyorsun bir yere. En içten dualarım bu yüzden hep en içimdekine
  • Bir İftar klasiğidir babamın kaç bardak su içtiğini ahaliye anlatması.Önce sayısını söyler sonra sağlamasını yapar.Abaküs mü alsam acaba?
  • Ayakkabımın iplerini bağlamamı kendisiyle oyun oynadığım şeklinde yorumlayan yavru kediye ters ters baktım. Anladı hemen, uzaklaştı.
  • Ulan adamlar protonları çarpıştırıp higgs bozonunu buldular, bizim muhalefet bir türlü çarpıştıramadı cemaatle ak partiyi.
  • Hayatta en nefret ettiğim şey ne biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Biliyordum. Bilmediğinizi bildiğimi de bilmiyordunuz. Yazık.
  • Iyilik ve kötülükleri,sağ ve sol omuzdaki hafaza meleklerini ve cenneti anlattığım Buğra(5)'nın ilk sorusu ; Cennette akülü araba da varmı?
  • Yatacaz kalkacaz , bayram!
  • Gece uyanıp kafanı ayak tarafına koyup yeniden uyuduğunda hissettiğin değişimi 70 yıllık ömründe yaşamayan ınsanlar var
  • Uyandığımda nefesimi yerinde bulamıyorum bazen.Koşup açık pencereden sokağa bakıyorum ama kimseyi göremiyorum.Fazla uzaklaşmış oluyor hırsız
  • Cam şeker en güzel bir şekerdir.


Read On 4 Yorum

Petrol ve Terör

Cumartesi, Ağustos 18, 2012

15 Mart 1915'te yazılan bir Daily Telegraph makalesinde dünya çapında sürmekte olan savaşın bir "petrol savaşı" olduğu yorumu yapılmıştır. Bu yorum çok doğru çünkü savaştan önce Osmanlı toprağı olan Irak, Lübnan, Suriye ve Suudi Arabistan'ın bir bölümü savaş sonrasında Osmanlı'dan koparılmıştı. Bakıldığında bu ülkelerin ortak özelliğinin hepsinin "petrol ülkeleri" olduğu açıkça görülüyor. Çanakkale Boğazını gemilerle geçeceğine inanan İngilizler yanılmıştı. Karadan geçeceklerine inandıklarında da durum değişmedi. İngilizler için Çanakkale 200 bin askerinin öldüğü bir fiyaskoydu. Peki bu kadar ısrarcı olmalarının arkasında hangi sebep vardı ? Cevabı basit aslında ; Petrol sahalarını kontrolünde tutmak . Bunu savaşarak başaramayacağını anlayan İngilizler Arapları Osmanlıya karşı ayaklanmaları için kışkırttı. Onlara bağımsızlık sözü vererek bölgeyi parçalara ayırdıktan sonra Fransızlarla aralarında paylaştı. Fransa'ya Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak, Suriye ve Lübnan verilirken, İngilizler Ürdün, Irak ve Filistin ' i aldı. İtalya'ya ise Osmanlının petrol bulunmayan yerleri uygun görüldü. Ruslara da Kürdistan diye adlandırdıkları yerler ve Ermenistan'ın bir kısmı ayrılmıştı. Ancak Rusya'da devrim olunca bu gizli anlaşmaları tüm dünyaya açıkladı. Savaş bittiğinde Osmanlının petrol fışkıran toprakları İngiliz ve Fransız koruması (!) altındaki Ortadoğu ülkeleri haline geldiler. Kasım 1918'de bir hafta önce ateşkes imzalayan İngilizlerin anlaşmayı çiğneyerek Musul'a girmeleri bu savaşın petrol savaşı olduğunu bir kez daha kanıtlıyordu. Son yüzyılda yapılan savaşların neredeyse tamamı petrol için yapılmış ve milyonlarca insan bu uğurda öldürülmüştür.



1935'te İtalya tanklar, uçaklar, zırhlı kamyonlarla kömür, platin ve petrol dışında bunların hiçbirine sahip olmayan Etiyopya'ya saldırdığında, uçakların kanatlarına yerleştirdikleri özel spreylerle kadın, çocuk, asker ve hayvanları ölümcül yağmurlarla yıkamıştı.

Petrolde tamamen dışa bağımlı olan Japonyanın, yüzde 80 tedarikçisi durumunda olan Amerika ile savaşması ve sonrasında hepimizin bildiği acı gelişmeler yine petrol yüzündendi.

Hitler, Avrupanın neredeyse tamamını işgal ettiğinde mağlup edilemeyen bir ülke olmak için Kafkasları ele geçirmek zorunda olduğunu biliyordu. Çünkü Romanyanın ve Kuzey Afrikadaki Vichy'nin petrolü yetersizdi. Bu yüzden önce Hazar Denizini almak sonra da İran, ırak ve Hindistan'ın petrol sahalarına hakim olmak istiyordu. "Bakü petrolünü ele geçiremezsek, savaş kaybedilir." diyordu Hitler . 200 günden fazla süren Stalingrad Savaşı bir buçuk milyon askerin ve 50 bin sivilin ölümüne sebep oldu.



Aralık 1944'te müthiş bir yakıt sıkıntısı çeken Almanlar tüm yakıtlarını toplayıp son çare olarak Belçika'daki Stavelot yakınındaki yakıt deposunu ele geçirmek için saldırdı. 2 buçuk milyon galon yakıtın bulunduğu depoya bir mil kadar yaklaşmalarına rağmen güncel olmayan haritaları sebebiyle bulamadılar ve yakıtları bitti. Almanlar artık işe yaramayan savaş makinelerini bırakıp eşeklerle geri çekilmeye başladıklarında bir milyon asker ölmüştü bile. Yakıt için saldırmış ve yakıtları tükendiği için kaybetmişlerdi.

Batılıların sömürgesindeki ülkeler zamanla özgürlükleri için savaş verdiler ve bir çoğu bağımsızlığını ilan etti. Asya ve Afrikadaki sömürgeler bağımsızlıklarından sonra bile büyük petrol şirketlerinin talimatlarıyla yönetildi. Zaten bu petrol şirketlerinin ortakları batılı ülkelerin yönetiminde en üst mevkilerde bulunuyordu. Bugün bile durum aynıdır. Petrol şirketlerinin nerede bittikleri ve iktidarların nerede başladıkları belli değildir. Bağımsızlıklarını ilan ettiklerini sanan ülkeler ürettikleri petrolleri istedikleri fiyattan satamıyorlardı. Kime, ne kadar ve ne fiyattan petrol satacaklarını büyük petrol şirketleri belirliyordu.Bu şirketlerin çıkarlarını tehlikeye atan liderler ve yönetimler hemen kanlı darbelerle devriliyordu.

İran petrolünü millileştirmek istediğinde CIA tarafından organize dilen bir darbeyle İran başbakanı Musaddık görevinden indirilirken Amerikan ve İngiliz istihbaratının yardımlarıyla başa getirilen Şah, petrolün yüzde 40'ını Amerikaya geri kalanını da İngilizlere , Fransızlara ve İran'a bırakan anlaşmalara imza attı.

Benzer senaryo Irak lideri Kasım için de uygulandı. Kasım'a suikast düzenleyen 6 kişilik ekibi Amerika eğitmişti ve Amerikan istihbaratıyla hareket ediyorlardı. Bu ekipteki suikastçılardan biri de o zamanlar 22 yaşında olan 'Saddam Hüseyin' idi.

Senaryolar her yerde benzerdi. Mısır'ın ; İsrail, Fransa ve İngiltere tarafından işgali , Nasır'ın Avrupa'nın petrol için baş rotası olan Süveyş Kanalını millileştirmesinden hemen sonra geldi.

Petrol ülkeleri zamanla daha fazla pay almak için sömürgeci batılı devletlere ve dev petrol şirketlerine baskı yaptı. Petrol fiyatlarının aşırı düşüşüne ve batılı devletlerin aşırı tüketimine karşılık "Petrol Üreten Ülkeler Örgütü" kuruldu. Ancak OPEC dev petrol şirketlerinin karşısında etkisiz kaldı. Fiyatı yine tüketen ülkeler belirliyordu. Taa ki Eylül 1960' da Albay Muammer Kaddafi , Avrupalıların kolayca pazarlık yaptığı Kral İdris'in çürümüş rejimini bir grup genç ordu subayı ile devirene kadar. Kaddafi, büyük bir petrol şirketinin avukatlığını yapmış olan ve petrol ticaretinin nasıl işlediğini iyi bilen Doktor Süleyman Mağribi'yi başbakan olarak atadı. Kaddafi ve Magribi petrol petrol şirketlerinin Libya'yı aldattığından emindi ve bunu engellemeye kararlıydı. Kaddafi Libya'da iş yapan yirmi bir petrol şirketine fiyatlarına arttırmalarını emretti, kısa zamanda petrol şirketlerini ve batılıları yola getirdi. Büyük petrol şirketleri Libya'da Kaddafi'nin şartları ile çalışıyorlardı artık. Kaddafi OPEC için bir ilham kaynağı olmakla birlikte diğer petrol ülkelerinin uyanışını sağladı. Dünya genelinde petrol fiyatları dört katına çıktı. Sömürgeci ülkelerden petrol için daha fazla para çıkıyor sömürge ülkelerine ise alışık olmadıkları kadar fazla nakit para giriyordu. Bu ülkelere lüks arabalar giriyor, saraylar ve lüks binalar inşaa ediliyor, halk için sosyal projeler gerçekleştiriliyordu. Ancak en büyük parayı silaha veriyorlardı. Silah satışı batılıların kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alma yöntemiydi.



Amerika silahını satmak için petrolü olan devletleri hep birbirine düşürdü. Tıpkı soğuk savaş yıllarında kominist bloka karşı desteğe ihtiyacı olan devletlere silah sattığı gibi şimdi de petrolü olan ülkelere silah satıyordu petrolden kazandıklarını ellerinden almak için. İsrail bölge için hep büyük bir tehdit olmuştu ve silahlanmayı gerekli kılıyordu. İran'ın eğitimsiz ordusuna birkaç yılda onlarca milyar dolar silah sattı. On yıl süren İran -Irak savaşında İran'a gizlice silah satan Amerika ve Irak'a gizlice silah satan İngiltere dışında kazanan olmadı. Onlarca yıl iç savaş yaşayan Angola'nın çok zengin elmas , altın ve petrol rezervlerine sahip olması tesadüf değildi. Amerika bu savaşta farklı zamanlarda farklı grupları destekleyerek en iyi bildiği işi yapıyordu.

Nijerya'nın Biafra yöresinde büyük petrol rezervi bulunmasıyla buranın Nijerya'dan ayrılmak istemesi de tesadüf değildi. Soğuk savaş döneminin en kanlı çatışmalarının yaşandığı Biafra savaşında çoğu açlıktan 3 milyondan fazla sivil insan ölürken İngiltere "aç bırakarak öldürmeyi bir savaş taktiği olarak gören" hükümetin savaştan galip çıkacağını düşündüğü için zulme destek verdi. Tıpkı bugün Rusya'nın Esad'a destek vermesinde olduğu gibi. Galip gelecek tarafın yanında durursa savaş sonrası petrol anlaşmaları yapmak daha kolay olurdu. Dünya açlıktan ölen insanların resimlerini gördüğünde acıma ve şefkat duygusuyla Biafralılara yiyecek ve ilaç götürme yarışına girişirken İngiliz ve Mısırlı pilotlar Sovyet yapımı uçaklarla zaten açlıktan ölecek olan milyonlarca sivilin başına bombalar yağdırıyordu. Ne için ? Petrol .



60'lardan sonra Sovyet jeologlar doğal gaz ve petrol araştırmaları yaptığı Afganistan'da 95 milyon varil rezerv bulunca Sovyetlerin bu ülkeye girmek için haklı sebepleri (!) olmuştu. Çünkü raporlar Sovyetlerin kısa zamanda petrolünün tükeneceğini ve batıya satmak bir yana kendi kullanmı için bile Ortadoğu petrolüne ihtiyaç duyacağını söylüyordu. Amerika Sovyetlerin Afganistanı OPEC petrollerini ele geçirmek için bir üs olarak kullanacak olmasına göz yummazdı. Afgan isyancılarını Sovyetlere karşı koyacak silahlarla donattı. CIA kırktan fazla ülkeden 35 bin radikal islamcıyı Afganistan'a gidip Sovyetlere karşı savaşması için kışkırttı. Usame Bin Ladin , Amerika'nın Afgansitan'a getirip eğitim ve silah verdiği isimlerden biriydi. Bir milyondan fazla insanın öldüğü savaş sona erdiğinde Afganistan'da insandan çok füze vardı. Bu da iç çatışma demekti. İktidar mücadeleleri demekti. Amerika Afganistan'ı kendisinin silahlandırdığı insanlarda kurtarmak için işgal etti. Ancak kendi halkını ve dünyayı bu işgalin Amerikanın kendi meselesi olduğuna inandırması gerekiyordu. Sonrası malum ; 11 Eylül saldırısı ve Bin Ladin'i aramak adı alında işgaller, ölümler... Tüm bunlar ne içindi ? Petrol .



Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi ve bine yakın petrol kuyusunu havaya uçurarak Çernobil'e denk bir çevre kirliğine sebebiyet vermesi de petrol içindi, Amerika'nın Irak'ı işgal edip milyonlarca Iraklıyı öldürmesi de.

Bunların çoğu çevremizde gerçekleştiği ve bizi bazen doğrudan bazen dolaylı olarak etkilediği için bilinen veya tahmin edilen hiç olmazsa kulak aşinalığı olunan konular. Oysa Somali'de de , Myanmar'da da , Darfur'da da, Nijerya'da da , Kolombiya'da da, Angola'da da, Ekvador'da da aynı kirli oyunlar dönüyor. Bizim açlık ve sefalet görüp yiyecek ve ilaç yardımı gönderdiğimiz topraklara medeni ülkeler petrol görüp silah gönderiyor.

Biliyorum çok uzun bir yazı oldu ancak anlatmak istediklerimin yarısını anlattım henüz. Türkiye'de de bu oyunlar oynandı ve oynanıyor. Bunu anlAtacaktım. Türkiye'de petrol var mı ? Varsa ne kadar petrol var ? Neden çıkarılmıyor ? Bunları ve bunların terör ile ilişkisini anlatacaktım. Ama çok uzun olacaktı. Bu yüzden şimdilik bu kadarını yazdım.

Devamı gelecek..
Read On 2 Yorum

Bin Muhteşem Güneş

Çarşamba, Ağustos 08, 2012

"Bin Muhteşem Güneş" meğer bir yılı aşkın süredir kitaplığımda sessiz sessiz duran "Bir Muhteşem Kitapmış" . Bir kitabı okuduktan sonra gecenin bir yarısı da olsa okumak için raflardan yeni bir kitap seçmek tarif edemeyeceğim bir haz verse de defalarca başka kitapları Bin Muhteşem Güneş'e tercih ettiğim için kızdım kendime.Bir yandan da şunu düşündüm ; neden dilleri yok kitapların ? olsaydı da beni ikna etseydi ve daha önce okumamı sağlasaydı mesela. Tamam tamam çok şey istiyorum farkındayım. Hem kitaplığımın pazar yerine dönmesini de istemem. Bir orta yol bulalım o halde. Kitaplar yine sessiz sessiz dursunlar yerlerinde onun yerine ben dil dökeyim o kitabı okutmak için size.

Gel vatandanş geeeellll.. Ünlü yazar Khaled Hosseini'nin kitabına geeelll.. Yoookk böyle kitaapp .. Kitaba geelll.. Var abla.. Yok böyle kitap derken başka kitap yok böyle dedik.. Başka da var abla.. Başka yok derken asdfgbsng.. Abla allasen almayacaksan tezgahın önünü kapatma gurbanolam.. Okuyacak insanlara mani olma bari.. Abime yol ver..Gel aağbii.. Bak abi şu kitaba.. Bi dene oku biraz.. Çok mu kalın ?.. Kalın değil abii, o zamanla kısalır sen bi başla.. Hem biraz kalın olsun seneye de okursun yeminle.. Evet abi malesef bu espriyi de yaptım.. Sen yine de al o kitabı.. hem yalan değil okursun seneye de.. Seveceksin çünkü.. Ayraç da vereyim abime.. Güle güle abiim.. Yauu abla sen burda mısın hala ?.. Ne ?.. Dukan mı ? Yok abla dukanı kapatıyoruz.. topla topla topla... "

Ya ben ne söylüyorum , ne oldu bana, ne hale geldim ? Oysa kitap, hüzün denizlerinde ilerleyen gemimi alabora eden bir rüzgar gibiydi. Ve ben yüzme bilmiyordum. Çok hüzün yuttum. Boğuldum. Gözlerim doldu kaç kez. Boğazım düğümlendi o kadar. Nefesim daraldı, uykum kaçtı, içim sızladı.. Ama kalkmış " Gel vatandaş geelll... " diye güle eğlene kitabı okumaya davet ediyorum sizi. Hiç yakıştıramadım bu üslubu kendime hiç cık cık cık.



Kitabı size nasıl anlatacağımı bilemiyorum açıkçası. Okuduğum en güzel ve en etkileyici kitaplardan biri desem de yetmezmiş gibi geliyor. Aslında Khaled Hosseini'i Uçurtma Avcısı ile tanıdım. Ama bu blogda bahsettiğim ilk kitabı "Bin Muhteşem Güneş" oldu. Çünkü yazarın okumaya başladığım ilk kitabı Uçurtma Avcısı'nı kitaptan kaynaklanmayan sebeplerle yarıda bırakmak zorunda kaldım. Zaten "Beğenmedim" gibi komik bir bahanem olamaz. Geçen yıl okumaya başladıktan kısa bir süre sonra yoğun bir vize-staj-final dönemine girdim ve bıraktım okumayı. Araya aylar girince okuduğum kısımları eksik hatırlar oldum bu yüzden en başından başlamalıydım ama erteledim durdum. Birbirinin devamı olmadığı halde onu bitirmeden Bin Muhteşem Güneş'e de geçmedim nedense. Kısa kesiyorum okudum ve ççok çook beğendim.

Küçük bir kıvılcımla başlayıp önce yavaş yavaş yayılan sonra gittikçe hızlanan bir yangının durdurulamaz bir hal alışını ve koca tarihi köşkün kül oluşunu çaresizce izliyormuş gibi olacaksınız. Dahaa ilk sayfalarında bir kıvılcım yerini alevlere bırakacak içinizde. Aşk, sevgi, merhamet, hasret, bağlılık, ihanet, sadakat, ölüm, acı, özgürlük, umut, çaresizlik , hayaller... Her biri gerçek bir tarihin kucağında büyüyüp karşınıza dikilecek.

Dünyanın çoğu yerine "orta" denilecek yaşlarda kendini yaşlı hisseden ve öyle görünen bir kadının çocukluğunun gözlerinizin önüne gelmesi, doğumu ve çocukluğunu bildiğiniz bir kızın sandıklara koyup kaldırdığı aşkı ve umutları içinizi burkacak. Küçücük serçe parmağını gördüğünüz, elini yumruk yapıp ağzına sokan, dişlerinin çıktığı günü bildiğiniz bir bebeğin nasıl kısa sürede olgun bir insan gibi davrandığına şahit olacaksınız. Bir kızın babasına olan sevgisine karşı babasının ihaneti, bir kadının sevilemeyecek bir adama bağlanması karşısında adamın kadına ihaneti. Mecbura kalınan ayrılıklar, mecbur kalınan evlilikler, mecbur kalınan göçler, mecbur kalınan cinayetler, ölümler, kölelikler.. Yazar her ne kadar kitabını Afganistan kadınlarına adamış olsa da bu romanın tüm insanlara mesajı var. Herkes bu hikayenin bir yerinde kendini bulacak. Kimi okurken haline şükredecek, kimi geleceğinden korkacak, kimi ise bizzat kendini bulacak . Amerikan yapımı savaş oyunlarında çıldırmış bir halde düşman öldürürken göremediğimiz masum sivillerin hayatlarını göreceksiniz bu kitapta. Belki okuduktan sonra o oyunlarda girdiğiniz evlerin , bombaladığınız yerlerin hikayelerini merak etmeden duramayacaksınız. Yazar, sırasıyla Makedonyalıların, Sasanilerin, Arapların, Moğolların, Sovyetlerin ve Amerikalıların istila ve işgaline uğramış, büyük devletlerin güç ; küçük piyonların iktidar kavgası yaptığı toprakların insanı olarak doğduğu toprakları anlatıyor.
Read On 22 Yorum

Bir Çarpı Bir | Taşkın Tuna

Çarşamba, Ağustos 01, 2012

Ramazan'da zaman ; susuzluk ve sıcağın etkisiyle geçmek bilmiyor. Gerçi zamanın geçmediğinden şikayet ettiğimde kendimi suçlu hissediyorum ama galiba anlatmak istediğim şey zamanımı dolu dolu yaşayamamak. Şu sıralar sonuçlarının açıklanmasını sabırsızlıkla beklediğim Kpss yüzünden bu yıl epey ihmal ettiğim kitapların gönlünü almakla meşgulüm. İftarda suyu nasıl içiyorsam öyle kitap okuyorum uzuun süren kitap orucumun ardından. Her yemekten birer kaşık alır gibi her kitaptan bişeyler okumaya başladım. Canım sıkıldıkça kitap satın aldığımı söylemiştim. Farkettim ki benim bu yıl canım çook sıkılmış. Raflar dolmuş taşmış. Yine de kendimi kitap almak konusunda durduramıyorum. Bari tavsiyeniz varsa söyleyin de onları okuyalım..

Benim de bir tavsiyem var size. Üstelik içinde bulunduğumuz ayın iklimine uygun bir tavsiye. Özellikle tasavvuf seviyorsanız size tasavvufu bir kez daha sevdirecek bir kitap. Adı "Bir Çarpı Bir" olan kitabın yazarı, size daha önce bahsettiğim "Oku ama neyi?" adlı kitabının da yazarı olan Taşkın Tuna. Taşkın Tuna tanınmış bir bilim adamımız aslında. Ama o bilimi amaç değil araç olarak kullanan bilim adamlarından. Onu daha detaylı tanımak isteseniz şurada özgeçmişine bakabilirsiniz.

Kitabında Mevlana'yı , Yunus Emre'yi ve Abdulkadir Geylani'yi kendine özgü bir şekilde okuyucuyla buluşturuyor. Fizik Yüksek Mühendisi olan Tuna, hayali bir zaman makinasından bahsediyor kitabın başında. Aslında tam olarak bir zaman makinası değil bu. Yer , tarih ve saat ayarlarını girdikten sonra oraya odaklanıp sesleri toplayan ve kaydeden bir cihaz. Dediğim gibi hayali ama okuyucuya "Mevlana ve Yunus Emre'nin karşılıklı sohbetini" dinleme imkanı sunduğu için bence çok yaratıcı ve önemli bir üslup buluşu.

Arka kapak yazısını da paylaşayım sizinle :

Bir artı bir iki etse de aslında ikisinin içinde de BİR vardır. Binler , yüzbinler, milyon ve milyarlarca sayı çoğunluğunda hep o BİR vardır. Çünkü bin tane biri milyon tane biri milyar tane biri bir araya getirdiğimiz zaman çokluk (kesret) meydana gelir. Bütün sayılar Bir'den türemiş, Bir'den ortaya çıkmıştır.Tek ve eşsiz olan BİR olmasa idi, çokluk, çoğulluk ve farklı olan sayılar ortaya çıkar mıydı?

Benim gibi "Birileri bana şöyle güzel kitaplar tavsiye etse de dolu dolu geçse bir türlü geçmediğinden şikayet ettiğim zaman" diyorsanız bu önerime kulak verin. Okuduktan sonra da uğrayıp görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Hadi şimdiden iyi okumalar.
Read On 2 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    9 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar