Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Ateşi Yakalamak - Kitap

Perşembe, Ekim 29, 2009

Ve nihayet Açlık Oyunlarının İkinci kitabı Ateşi Yakalamak bitti.Birinci kitabı anlatırkende işte böyle girmiştim yazıya.
"Nihayet".
Ve orda da anlatmıştım Nihayet dememin kitabın sürükleyiciliği hakkında bir fikir oluşturmaması gerektiğini.Okulun başlamasından sonraki bir ayda ancak bir kitap bitirebildim.Oysa okuldan önce ki ay 5 tane bitirmiştim.Dersler felan olduğu için bu kadar sürdü.Yoksa kitapta sorun yok.Aslında kitabı okumam uzun sürmedi.Sadece uzun zamana yaydım :)Kitap oldukça sürükleyici.Keşke bitmeseydi diyorum hatta.


Bir de düşünüyorum da ilk kitabın sonunda "Birinci Kitabın Sonu" yazısını görünce sinir olmuştum.Çünkü kurgu kitabın sonuna gelene kadar açık vermiyodu.Yani kitabın son iki üç sayfasına kadar o ana kadar olanlar konusunda bir son bir final bekliyodun.Onun için sinir olmuştum.Ama aynı güzel kurgu bu kitapta da olmasına rağmen kitabın sonundaki "İkinci Kitabın Sonu" yazısına sinir olmadım.Çünkü bu kitabı okuduktan sonra iyi ki birinci kitabın son sayfasında öyle yazıyodu dedim.Ve artık eminim üçüncü kitap yine ikinci kitabın son saffası için teşekkür ettirecek okuyucularına.


Suzanne Collins bir usta.Yakında "Yer Altı Günlükleri" adlı serisiyle kendisinden daha uzun süre bahsettirecek gibi.Açlık Oyunları ve devamı olan "Ateşi Yakalamak" neredeyse tüm otoritelerce Yılın Kitabı seçildi.Kendileri de usta yazarlar olan Stephen King ve Stephenie Meyer in hayranlıkla bahsettiği Suzanne Collins ve "Açlık Oyunları" serisi bence de yılın en iyi kitabları olmayı hakediyor.


Ben demiyorum sadece onlar diyor.


İşte :

New York Bestseller

Usa Today Bestseller

Horn Book Fanfare Yılın Kitabı

Publishers Weekly Yılın En İyi Kitabı

School Library Journal Yılın En İyi Kitabı

Booklist Editörlerinin Seçimi

New York Times Book Rewiew Editörlerin Seçimi

New York Times Yılın Unutulmaz Kitabı

Kirkus Yılın En İyi Kitabı



"Açlık oyunları,insanı meraktan çatlatan,gerilim dolu,akılcı ve sarsıcı bir roman..Elimden bırakamadım.Bağımlısı Oldum!"
Stephen King



"Bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki,yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim.Hikayesi beni bir çok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile,yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim.Açlık oyunları kesinlikle büyüleyici."

Stephenie Meyer



Birincisinden Bahsettiğim Kadar Bahsetmiyorum içeriği hakkında.Kısaca özetlemek gerekirse:

Katniss ve Peeta katıldıkları Açlık oyunlarında daha önce olmamış birşeyi gerçekleştirdiler.24 Haracın ölüm için atıldığı arenada son ikiye kalmış ve birbirlerine aşık olan yada rol yapan 12. Mıntıkanın bu haraçları zehirli meyve yiyerek beraber intihar etmek istemişlerdi.Ama tüm halk oyunun galibini büyük heyecanla beklerken kimsenin sağ çıkmayacağı düşüşncesi Capitolü ve oyun kurucuları zor duruma düşürmüş ve ilk kez bir Açlık oyunundan İki kişi sağ çıkmıştı.Başkan Snow kendisi ile aday edildiğini ve Capitol ün otoritesini sarstığını düşündüğü bu olay için kendince Katniss i sorumlu tutuyor ve yavaş yavaş oluşan ayaklanmaları durduramaması halinde Katniss i ve tüm sevdiklerini öldürmekle tehdit ediyor.Katniss bir yandan tüm mıntıkalarda ayaklanmanın gerçekleşme fikrini diğer yandan tüm sevdiklerini kaybetme korkusunu yaşarken birden kendisini "Çeyrek Asır" oyunlarının içinde buluyor.Herşey Katniss i yok etmek için tasarlanırken.Alaycıkuş ve ayaklanmalar arasındaki bağlantı hep düşündürüyor.
Read On 3 Yorum

Yıllar İçinde Değişen Blogger

Cumartesi, Ekim 24, 2009
Blogger Platformunun Blogger Kurulduktan sonraki değişimini gözler önüne seren ilginç bir paylaşım olacak. chethstudios.net adında yabancı bir sitede gördüm resimleri.Blogger ın Kurulduğu 1999 yılı ile 2009 yılları arasındaki On yıllık süreçte bir kez el değiştirmiş olmakla birlikte bloglarımıza girerken karşımıza gelen platformunda büyük değişimi bariz bir şekilde görebiliyoruz.


Blogger ın hakkında kısmına baktıysanız bilirsiniz.Blogger 1999 yılında Büyük Şirketler için web projeleri hazırlayan üç arkadaş tarafından kurulmuş.Bu üç genç başkaları için çalışmaktan memnun değillermiş.Kendi projelerini oluşturmak istemişler ve 1999 yılının Ağustos ayında Pyra Labs adında küçük bir şirket olarak Blogger ı kurmuşlar.

  • 1999 yılına ait ilk resmin altındaki Pyra logosunu görüyorsunuz.Ben şu anki haliyle karşılaştırınca 10 yıl önceki platformu beğenmedim açıkcası.Mavi tema pek içaçıcı değil.Ama tabiki projeye lafım yok.Arkadaşları tebrik ederim :)
  • Galiba ilk yıl görünüşe önem vermiyolardı.Bir yıl sonra büyük bir değişiklik göze çarpıyor.Blogger ın Turuncu Logosu ilk burda karşımıza çıkıyor.

  • 1999 -2000 arasındaki değişim 2000 -2001 yılları arasında ki değişimden daha büyük.Yeni özellikler ve daha kullnaışlı olduğu kesin ama görünüşü pek değişmemiş.

  • Bu değişimde büyük olmamış.Tabi ki biz şekil olarak görünüş olarak bakıyoruz.

  • 2002 yılında blogger yüzbinlerce kullanıcıya sahip oluyo ama Bu küçük şirketi yönetenler hala birkaç kişi...Ve Google Blogger ı alıyor.Blogger ı aldıktan sonra Platformun bayağı değişmiş olduğunu görüyoruz.Gooğle yaramış :) Daha ferah daha çekici.Böyle daha bi sevimli olmuş sanki :)

  • Galiba ben blogger la 2004 te tanışmıştım.2005 te Görünüm olarak büyük bir değişiklik olmamış.

  • Ekip Şablonu oturttuğunu düşünüyor belli ki.Bence de artık görünüm de daha az değişimler gerekli.

  • 2007 de de Eskisini aratmayan sade alışılmış bir Görünüm.

  • Ve şu anda kullanıyor olduğumuz blogger Platformu.

Nasıl ama.Değişim şaşırtıcı değil mi? Bence şimdi o ilk yıllarda ki halinden daha sevimli ve güzel.Sizce de öyle değil mi ? :))

Read On 2 Yorum

Gülhan'ın Galaksi Rehberi

Perşembe, Ekim 22, 2009


Bir kaç gün önce Bana yöneltilen bir mimde "Gerçekleştirmek istediğiniz 3 hayaliniz nedir?" sorusuna "dünya turu yapmak" diye yanıt vermiştim.Artık bilinçaltımda dünya turu yapmak olduğu için midir bilmem ama yurtdışı gezi programlarına özel bir ilgim var.


Bu programlar genellikle bir sunucu ve bir kameramandan oluşan kısıtlı bir ekiple çekilen belgesel şeklinde programlar oluyor.Acun Ilıcalı nın Acun Firarda sı,Saim Orhan ın Aynası felan..Bir de benim bu ikisinden daha fazla hoşuma giden Tv8 de yayınlanan Gülhan Şen'in "Gülhanın Galaksi Rehberi" var.




Diğer ikisinin erkek olmasından dolayı bunu daha fazla sevmiştirsin diyenleriniz olacaktır.Yaaaniii..Şöyle söyliim hanfendi güzel evet.Ama bu değil sebep.Gülhan Şen sadece güzel değil akıllı, zeki ,sempatik,sevimli(Sempatikle aynı değil.Felsefe yapamam şimdi),genel kültürü yüksek bir sunucu ve tüm bunların bir getirisi olarak ağzı laf yapıyor.Laf yaparkende şekil olarak kendisine benzeyen ama aptal olan hemcinslerine hiiiiç mi hiç benzemiyor.Diksiyon süper.Karizmatik bi kere.Saim Orhan la kıyaslanamayacak kadar karizmatik.


Saim Orhan kötü sevmem demiyorum.Ama o adamın yerinde kim olsa yapar onun yaptıklarını.Herşey dil bilmekle olmuyo malesef.Dil lazım biraz.Ama Language den bahsetmiyorum.Başka türlü bir dil.Ya konuşmayacaksın az konuşacaksın.Yada mantıklı ve karşındakini salak yerine koymayan bir tavırla konuşacaksın.Saim Orhan kendisini izleyenlerin ilkokul çocukları olduğunu mu sanıyo nedir? Abi çizgi film yapmıyosun biraz relax.İzleniyosun büyük küçük izliyo seni."Bakın işte bu adam oturmuş burda elma satıyor.Evet yanında diz çöktük.Wat ar yu doing.Sayın seyirciler Ne yapıyorsun diye sorduk-du yu vant epıl-Iııı Elma sattığını söylüyor.Biz de burdan uzaklaşıyoruz." Ya abi o adamın orda elma sattığını bilmeyen mi var.Git başka biyere yada başka soru sor.O soru sorulur mu? Karizma desen al şurayı dinle ben başka bişey demiyorum.
Hay Başına Durian kadar taş düşsün emi.



Gülhan Şen bu değil işte.Birde şöyle bi durum var.Ayna pogramı bir ülkeye gidince heryerine gidiyo.Doğusu batısı şurası burası.Ama Gülhan Şen bir gün yolunuzun düşebileceği bir yerde nereleri görmelisiniz nerelerde alışveriş yapabilirsiniz gibi biraz daha gerçekleşebilir bir seyehatten bahsetmiş oluyo.Yani izleyince "Yaw aslında gitsek mi bu yaz" diyebiliyo insan.






Kendisinden biraz daha bahsedeyim.1978 Bulgaristan doğumlu ama Türk asıllı.1985 te Bulgaristan da zorunlu isim değişikliğine tabi tutulmuş ve adı Galina Hristova Mihaylova olmuş.Bu kez de zorunlu göç ettirilmiş ve Türkiye ye dönmüş.Ortaokulu ve liseyi Türkiye de bitirmiş ve üniverisiteyi İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi - Radyo Televizyon bölümünde okumuş.Trt de Brt de çalışmış.2001 yılında reuters haber ajansı’nın her yıl 15 ülkeden 1’er genç televizyoncunun katılımıyla gerçekleştirdiği “haber ve program yapımcılığı” eğitimine katılan türk televizyon muhabiri olmuş ve Londra'da bu konuda eğitim almış.Cnn Türk ten sonra şimdi de Tv8 de görüyoruz onu.Muhtemelen Zekasını ve güzelliğini gördükten sonra önermiştir televizyoncu olmasını Sakıp Sabancı.O da sözünü dinlemiş olsa gerek :)



Neyse işte Program yeni sezonda yine tv8 de Her perşembe saat 20:15 te.Bilmeyeniniz yokturdur aslında.İzleyin sinir etmeyin adamı.


Bu arada Gülhan Şen'i bloguma davet ettim ama gelip okuyacağına da ihtimal vermedim.Gelmiş okumuş sonra da cevap yazmış.Yorumunu ekliyorum hemen :)

Çok teşekkkür ederim ,okudum yazdıklarınızı.. Neden okumayayım aşkolsun! :)
Güzel sözleriniz beni mutlu etti, doğru düzgün birşeyler yapmaya çalışıyorum
işte sadece, hem eğlenceli olsun hem de içi boş olmasın istiyorum,
başarabiliyorsam ne mutlu bana!
Sevgilerimle, keyifli kalın!
Gülhan ŞEN
Not:Filme gittiniz mi? Yorumlarınızı bekliyorum...


Belirteyim arkadaşlar Gülhan Şen Cuma günü gösterime giren Kanalizasyon filminde oynadı.Gitmedim daha .Gitmeliyim. :)

Read On 17 Yorum

Gitmek Lazım Işık Hızında

Çarşamba, Ekim 21, 2009



Diyorum ki


Kalmasını istediğin Gidenlerin Gittiğini görmemek için Işık hızında gitmek
lazım gidenden.Kal dediğin gidenin Gitmişliğinden yansıyan ışınlar sana ulaşamaz böylece.Ama Acıdır ki sen ondan onun senden gideceğinden daha hızlı gitmiştirsin.
Read On 3 Yorum

Anladım ki...

Salı, Ekim 20, 2009

Anladım ki her yeni kulaklığın üstünde yatmamanın tek yolu yatarken müzik dinlememekmiş.
Anladım ki yıkanıpta üzerinde yemek artığı kalmış bulaşık,hiç yıkanmamıştan daha kirliymiş.
Anladım ki yıkarken en dikkat edilecek bulaşık kepçe ymiş.
Anladım ki bugünün bulaşığı yarına bırakılmamalıymış.
Anladım ki kayısı reçeli her hazırladığım kahvaltıda dolaptan alınıyor ama asla dokunulmuyormuş,
Anladım ki önce bayat ekmekleri bitirip sonra taze ekmeğe geçme fikri sadece yeni bayat ekmeklerimiz olmasını sağlıyomuş
Anladım ki evde üç televizyonun bulunması maçları evde izleyebilmek için yeterrli değilmiş.En az birinin çalışması gerekiyomuş.
Anladım ki pislikleri çekmediği için komşudan alınan elektrikli süpürgenin yanında üvey evlat muamelesi gören makineyi yeniden hayata döndürmenin yolu torbasını boşaltmakmış.
Anladım ki üst kattaki teyzenin balkondan "Oğlum şu gecen patatesci soğancı arabasını durdursana" isteğine karşı suratına anlama özürlüymüşüm gibi bakmamam için Islık Çalmayı öğrenmeliyim.
Anladım ki yeni taşındığınız binanın kız pansiyonu olması bir erkek için sanıldığı gibi şanslı bir durum değilmiş.
Anladım ki taşındığınız evin hala kızlara ait olduğunu sanan bir tüpçüden tüp sipariş ederseniz,bir tüp değişmek için iki delikanlının birden gelebileceğine şahit olabilirsiniz.
Read On 9 Yorum

Öksürük Şurubu Kokmak

Pazar, Ekim 18, 2009

Öncelikle belirteyim önümden siyah kedi felan geçmedi,merdivenin altından da geçmedim,ayna da kırmadım,evin içinde şemsiye de açmadım,hatta bakın bu da yeni "gece vakti tırnağımı da kesmedim".Bütün bunları bir yana bırakalım ben uğursuzluk getirdiklerine de inanıyor değilim.Ama nedir bu başıma gelenler.

Perşembe olanları burda yazmıştım.Sesim düştü sunumu hemde yanlış yerine çalıştığım sunumu berbat anlattım.Gelirken açık unutulan Kamyon kapısı az daha kafamı dağıtıyodu.Neyse perşembeyi ölmeden atlattık.Cuma günü de bitmedi.Islak ayaklarla mermer koridorda manevra yapamayınca odama değil duvara girdim.Sonuç ayak parmaklarım ezildi sol el başbarmağımın da tırnagının altı komple kan topladı.Canım sıkılıyo ama Pes oynayamıyorum.Çünkü başparmak iptal.Mesajda yazamıyorum.Bugün de yeni bir dert Öksürük başladı.İçten içe ölüyorum.Ciğerlerim sökülüyor.

Geçen şeyi düşünmüştüm.Küçükken nasıl öksürük şurubu koktuğumu.Ulan hep ilaç kokan bir insanım zaten.Ellerimde kesilmedik yer kalmamış tentürdiyot kokusu artık bedeniimin kendi salgılayabildiği bir koku haline geldi. Öksürük ise hiç unutamadığım kendini unutturmayan bir durum.Küçükken sonbaharla birlikte o bilindik öksürük şurubu kokusu benden eksik olmazdı.Tadı tüm ilaçların aksine güzeldi.Hatta eğer iki üç şurup birden kullanılıyorsam önce acı olanlar içer en son öksürük şurubuyla ağzımın tadını düzeltmeye çalışılırdım.Öksürüğü geçirmezse artık evde kimseye uyku yoktu.Annemin yöntemleri devreye girerdi.Önce dut pekmezini yağla kavurur sıcak sıcak 9 10 kaşık ağzıma sokuştururdu.Yine mi geçmedi.Bu kez bir çay bardağı altlığında tuz getirirdi.Bunu dilinin ucuna sür derdi.İlginçtir tuzla birilikte öksürük kesilirdi.Bunu herkes bilmez :) Tamamen naturel.Bildiğin NaCl :)

Öss den bir gün önce de faranjit olmuştum.Bademcikleriimi yutacak gibi oluyodum.Boğazıma kaçıyo nefes alamıyodum.Yüksek ateşte vardı.Sprey ,haplar ve 10 iğne yazdı.Sınava da bu şartlar altında girdim.Yok yok bu yüzden "aslında daha iyi yapabilirdim" demiycem.Belki 5 10 puan ama...Amaaan memnunum şimdi ki halimsen.Kısmet.

Uğursuzluğumun üçüncü gününde işte bu dertle uğraşıyor olucam.Tuzladım dilimi.Aslıında bu tuzun çok önemli bir yeri var he..Şimdi aklıma geldi.Tuz mu çevirsem.Çevirttirsem işte.Nazar değdi heralde.Tabi canım nazarlık almadığım hataydı zaten :) Geçmiş olsun bana.Görüşürüz.ÖÖhööö öhööö..(Tuz)
Read On 3 Yorum

Le Renard et L'enfand - Film

Salı, Ekim 13, 2009

İzlediğim her filmi anlatırmıyım burda.
Hayır.
Beğendiğim her filmi anlatırmıyım peki.
Hayır.
Belki yeri gelir berbat bulduğum bir filmden de bahsedebilirim.Ama ilk bahsedeceğim film bir tavsiye olacak.
Öncelikle filmin az bilinir olması ve bende anlatamadığım bir yerinin olması bu filmi size tavsiye etmem ve buraya yazmam için aklıma gelen ilk sebepler.
Bu filmi neden güzel bulduğum sorusunun cevabı o kadar karmaşık ama o kadar da heyecan verici ki nerden nasıl başlasam bilemiyorum.
Ama abartmadan anlatıcam :) Çünkü aşırı beklenti içinde olmanızı istemiyorum.Ya aslında normal bir film yani..Çokta büyütülecek bir yanı yok.Tabi size göre.. :)
Bana göresini anlatırsam olmaz.Sonra koşar hemen bulup izlersiniz ve beklediğiniz gibi olmadığını gelir burda yüzüme vurursunuz.
Bu ne biçim film bile dersiniz.Bi daha da film tavsiyelerime kulak vermezsiniz. :)
Film işte yaaaaa amaaaaaaaaaaaann..Yaaaani izlerseniz vakit kaybı olmaz desem yeterli :)
Böyle aksiyon vurdu kırdı dövüş animasyon korku gerilim severler.Baksanıza. Koltuklar doldu.Sizi başka filme alalım isterseniz.
"Ulan hiçbiri değilse nasıl bir film bu" diyenleri duyuyorum..Hımmm merak iyidir..İsterseniz iki üç tabure ayarlayabilirim hı ne dersiniz.Şöyle aralara oturursunuz. :)
"Offfff çok bilmiş.Sıktın hee anlatacaksan anlat nasıl bir film" diyenler;Biraz nazik olur musunuz ? Şurda ağız tadıyla gerilim oluşturtmadınız.
Bak anlatıyorum..Sonunda "offff bana hız aksiyon neyim anlat ben izlemem bunu" diyenlere şimdiden söylüyorum.
"Yürü git lan" (Bkz. Mürsel-Geniş Aile)

Şimdi Film yeni değil.Çok eski de değil.2007 yapımı. 2006 da En iyi Belgesel filmi Oscar ödülünü March of the Penguins (İmparatorun Yolculuğu) belgeseli alırken Yönetmen "Arkadaşım Tilki (Le Renard Et L'enfant )" filminin de yönetmeni Luc Jacquet'di.
Evet filmin adı "Arkadaşım Tilki" olarak Türkçe'ye çevrilirken.İngilizce "The Fox & the Child" ve Fransızca "Le Renard Et L'enfant" olarak geçiyo.
Filmin konusundan kısaca bahsedeyim.
Fransanın doğusunda yemyeşil dağların eteğinde küçük bir köy evinde yaşayan bir kadın çocuğuna 9-10 yaşlarındayken başından geçen bir hatırasını anlatıyor filmde.
Zaten büyük halini pek görmüyosunuz filmde.Küçük kızı Bertille Noël-Bruneau oynuyo.
Çilli yüzü ve tilkinin tüyleri ile aynı renk saçlarıyla haylaz bir çocuğu mükemmel oynamış filmde.
Kızın okula gidip gelirken kullandığı yol oldukça ilginç.
Artık kestirme diye mi ne bilmiyorum böyle ağaçların ormanın arasından dağdan bayırdan gidip geliyo bisikletiyle.
Neyse bir gün bir tilki görüyo.Çok hoşuna gidiyo.Ama tilki ondan kaçıyo.
Bir daha görürmüyüm umuduyla artık her gün okula ordan gidip geliyo ve saatlerce onu gördüğü yerde bekliyo.
Ara sıra görüyo tilkiyi ama hiç yaklaşamıyo.
Kız artık tilkiyi sahipleniyo.Adeta aşık oluyo.Ve onu kendisine alıştırmayı kafasına koyuyo.
Hep onu düşünüyo.Ona yiyecek vermeyi deniyo felan.Zamanla tilkinin ona daha fazla yaklaşmasına izin verdiğini görüyo.
Ve aşkı daha da artıyo.Ama bu küçük haylaz bir o kadar da cesur kız olayı biraz abartıyor.
Tilkinin evcil bir hayvan olmadığını unutuyor.
Neyse bu nokta da sizi merakta bırakmakta fayda var diye düşünüyorum.
Güzel film işte anlayacağınız.Doğa,sesler felan insanı büyülüyo...



Benimde bi hatıram var. :) Bu filmde de gördüm.
Tilkiye bir adım atıyo kız.Tilki de bir adım geri gidiyo duruyo.Kız bir adım atıyo tilki de bir adım.. Aynı şey benimde başıma gelmişti bi kere.Benimle oyun mu oynuyodu nedir.
Bide şey olmuştu.Ben 5 6 yaşlarındayım Babam bahçede ağaçları buduyo.Kayısı ağaçlarını.
Annem yiyecek bişeyler hazırladı.Bide termosta çay.Götürdüm açtık yiyoruz babamla.
Köpeğimiz de vardı.O da benim arkamdan gelmişti.
Babam bahçe komşumuzun sesini duyunca onu da çaya davet etmek için kalktı.
Bana da dedi ki sen burda bekle ki köpek ekmekleri yemesin.Ben bekliyorum.Köpek biraz uZaklaşmıştı.
Birden sırtıma bir yumruk yedim.
Şimdi olsa belki çok acıtmazdı ama o yaş için biraz acı veren bir yumruktu.
Korktum.Tek başımayım.
Hemen döndüm arkama baktım bunu kim yaptı diye.Bir de ne göreyim.
Alçak sincap.
Bulmuş çocuğu vurup kaçıyo.
Bir de ağacın yarısına tırmanıp durdu bana bakıyo dalga geçer gibi.Güldüğünü düşünmüştüm
O zamanlara tekrar dönmek isterim aslında.
Büyüyünce sincaplar yaklaşmıyo kimseye.
Korkmasınlar istiyorum.
Evcil hayvanların sırnaşması beni hiç mutlu etmiyo..
Yabani bir hayvandan bekliyorum bu jesti.
Kim bilir belki de bu yüzden sevdim bu filmi :)
Evet evet sevdim..Bu yüzden izlemenizi istiyorum.
Hatta bir kolaylık olsun.Bu zevki size ben yaşatayım,arayıp durmayın diye de vimeo ya yükledim filmi.
Ellerime sağlık değilmi :)
Hadi iyi seyirler :)

P.s : Vay bee..Tekrar çocukluğuma götürdü bu kız beni.Biz de söğüt dallarından düdük yapardık.Filmin Müziği de güzel he. :)






Filmi internet üzerinden izlemekte sorun yaşarsanız-ki Divx olduğu için yaşayacaksınız ilk başta- bu programı kurun ve sayfayı yenileyin.Ama net yavaş hem kesilir felan diyorsanız download deyin rahat rahat izleyin. :)
Read On 0 Yorum

Eski Bir İstanbul Mahallesi

Pazar, Ekim 11, 2009


Düzenli olarak radyo dinleyemiyorum.Hatta aylarca radyodan tek ses duymadığım oluyo.Ama özellikle seyehatler olsun,boş zamanlar olsun,otobüste orda burda bazı radyo kayıtlarını dinlemeye çalışıyorum.Oldukça faydalı radyo programları var.Mesela Burç Fm in "Mustafa Armağan'la Tarih Sohbetleri" ile "Kültür Sanat Özel" programları mutlaka takip edilmesi ,dinlenilmesi gereken süper programlar.
Mustafa Armağan 500 ün üzerinde program 2500 alt başlık ile sadece Türkiye de değil Dünya da da eşine az rastlanır derecede uzun soluklu bir yayın yapmış..Geçen ay içerisinde 30 a yakın kaydını dinledim.İstanbulun Fethinden,Osmanlı-Amerika ,Osmanlı-Avrupa İlişkilerinden,Çanakkale Savaşı'ndan,Barbaros Hayrettin Paşa dan Tutun Feminizmin tarihine,Mehmet Akif 'in hayatına,Mevlana ya,Haçlı Seferlerine kadar bir sürü konu hakkında muhteşem yayınlardı bunlar.Burç Fm in sitesinde Podcast bölümünde vardı tüm yayınların kayıtları ama şimdi bi sorun var.Zamanında 30 40 tane indirdiğim için şanslıyım.Umarım düzelir bu sorun.

Birde "Cihat Şimşek le Kültür Sanat Özel" programı var.Cihat Şimşek, Konferans,söyleşi,panel,açık oturum,fuar,festival gibi o hafta takip etmek isteyeceğiniz katılmak istediğiniz merak ettiğiniz her etkinliğe katılıyor sanatçılarla,fikir adamlarıyla konuşuyor.Şimdi size bahsedeceğim kayıtta Türk Edebiyatı Vakfı'nın Çarşamba Sohbetinde Konuşan Erol Şadi dışında,Elif Şafak ve son olarakta Marmara Kıraathanesi Hatırlarını anlatan iki Marmaratör var.
Ama ben sadece Erol Şadi nin Konuşmasını aldım.Geleceği hayal edip geçmişi merak eden biri olarak benim hoşuma gitti bu Söyleşi.
Erol Şadi Eski İstanbul Mahallesi ni anlatmış.Kaydın bu kısmını kesip buraya koydum.Dinlemenizi tavsiye ediyorum.



Dinle ! Lütfen :)



İndir :)

Aşağıda Konuşmadan yaptığım alıntılar var......

"Her evde bir aile otururdu.Büyükbaba,büyükanne,anne,baba,amcalar,dayılar ve çocuklar."

"Üniversiteyi bitirene kadar Koca Mustafa Paşa otobüsünde oturduğumu hiç hatırlamıyorum.Ayrıca da ortalarda felan da duramazdık.Çünkü semtin büyükleri vardı.En arkalara gider ayakta dururduk"

"Her mahallenin kendine has bir mezarlığı vardır.O mahale sakinleri oraya gömülürdü.Biri öldü mahallede; herkes koşar,bütçesine göre yemekler yapılır,onun acılarına ortak olunur.Hatta cenazeler evlerin bahçelerinde yıkanır,camide de o gün sala okunurdu"

"Her mahallenin bir çeşmesi vardır.Herkes o çeşmeden suyunu taşır"

"Yaz günleri; sokak silinir,süpürülür,temizlenir.Her aile evinin önünde oturur,sohbet ederdi."

"Semtin kahvesinde oturamazdık.Mahallenin büyüklerinden biri gelir çatık kaşla bakar.Yani bu demektir ki kalk burdan.Dolayısıyla mahallemizin dışında bir yerlere giderdik.Ancak mahallenin kahvesine radyo girdikten sonra oturmamıza izin verdiler..İlk radyolar lambalı radyolardı.Hepimiz sırayla otururduk.Şeker yok,çay getirir onun yanında da bir avuçla üzüm kor,harp seneleri.Kırksekiz zannediyorum.İstanbul radyosu da günde dört saat yayın yapar (5-7) ve (9-11) "

"İstanbul'un yüzde doksan semti gibi fakir bi sempti.Hepimizin elbisesi .Avcı yaması bilen var mı avcı yaması ? Avcı yaması pantolonun arkasına bütün,önüne bütün ve bacak aralarına konan bütün bir yamadır.Yani pantolonun siyahtı da kahverengi miydi,kahverengiydide siyah mıydı, iki renk pantolonla gezerdik hepimiz.Yok çünkü."
"Ayakkabının altı gibi tahtalar yapılırdı.Üstü deri ile kaplanırdı biz ayakabı diye onu giyerdik."

"Ben Davutpaşa ortaokulu'na giderken benim hocalarım yamalı pantolon ve yamalı ceket giyerlerdi.Tertemiz.Eski olabilir ama temiz olması önemlidir bunun.Hepimizin çorapları yamalıydı.Herkesin,oturup bacak bacak üstüne attığı zaman ayakkabısının arkasından yamanın ucu çıkardı"

"İnanmazsınız o gün kü gazeteleri sakladım ben.Başlıklar var; "Nüfusumuz bir milyona gidiyor" diye."İstanbul'un nüfusu bir milyona gidiyor" diye gazetede başlık var. "Büyük tehlike bu.Napıcaz?". İyi ki bu günleri görmemişler.Artık İstanbul diye bişey kalmadı."

"Benim doğduğum ve büyüdüğüm mahallede siyasal baskı yoktu.Ancak,ahlaki baskı vardı.Yani bir insanın edepli davranması,bir insanın dürüst hareket etmesi,bir insanın komşusuna karşı bir takım aldatıcı hallere bürünmemesi esastı.Böyle insana saygı gösterilirdi.Yoksa bunun tersi olan insanlar,yani gayri ahlaki,yalancı vs gibi bir takım insanlar dışlanırdı.Kendi o mahalleyi terketmek zorunda kalırdı."

"Bizim mahallede bir hırsız öldürüldü.Bekçi tesadüfen-taşıdığı bi tabanca vardı,tesadüfen ateş almış- hırsızı vurmuş."Hırsız öldürülmüş.Hırsız ne?" Büyük bir hayretle görmeye gittik."Hırsız ne,nasıl oluyo bu? " Çünkü hepimizin kapısı normal,kilit diye birşey bilmiyoruz biz.Herkes birbirinin evine mukayyet,herkes birbirinin bahçesine mukayyetti."

"Mahalle esnafından herhangi bişeyi gider güvene güvene alırdınız.Çünkü esnaf o malı kendi ailesine alıyo gibi seçerdi"

"Biz Taksime kravat takmadan çıkamazdık.Kadın ,kız,erkek,aile,şu,bu hepimiz sinemada böyle yanyana otururduk.Sinemanın müşterileri belliydi.Biz onlarla akraba gibiydik zaten.Selamlaşırdık"

"O dönemde,benim öğrencilik dönemimde Şehir Tiyartoları öğrencilere bedava idi.Okulun önünden otobüs gelir bizi alır,oyunu seyrederiz,tekrar otobüse biner,okulun önüne kadar gelirdik.Bu belediye hizmetiydi."

"Bizim oturduğumuz köşkün bahçesinde çeşitli meyve ağaçları vardı.Bülbül kovalamaktan bihal olurdum"

"Merter kır yeriydi."Kır" a giderdik Merter'e.Merter de küçük bir iiki ev vardı.Onun dışında her taraf çayırdı."

"Tipik bir İstanbul Mahallesi"
Read On 0 Yorum

Signs - İşaretler

Cumartesi, Ekim 10, 2009

Dmitri Golovko nun güzel müziği,Nick Russell ve Kestie Morsaai nin güzel oyunculuğu,Patrick Hughes in usta yönetmenliğiyle 11 dakikalık güzel bir kısa Film.

Thought You'd never ask..... Hiç sormayacaksın sanmıştım..

Read On 2 Yorum

Psikopat - Kitap

Perşembe, Ekim 08, 2009

Gerilim kitabı severlere okudugum muhteşem bir kitabı tavsiye ediyorum.Okuduğum ilk gerilim kitabı bu..vE Onunla sevdim ben gerilim kitaplarını."Keith Ablow" un "Psikopat" adlı kitabı hafızamdan hiç çıkmayacak.Emin olun sizinde hayatınıza girecek bir kitap.Tabi okursanız :). Muhteşem bir psikolojik gerilim kitabı olan "Psikopat"ta her okuyanın söylediği gibi kendinizi buldugunuzu göreceksiniz.Kitaptan kısaca bahsedeyim ama önce Büyüklerimiz ne demiş onlara bakalım.Sonra da benim yazdıklarıma bakarsınız.En son veriyorum çünkü Spoiler kısımlar var.Yani belki heyecanınızı kaçıracak şeyler anlatmışımdır.Hakkında yapılan yorumlardan tatmin olursanız benim yazdıklarıma bakmayın bile. :)

On iki ceset, on iki eyalet. Kimsenin bilmediği şey ise, “Otoban Katili”nin, sahte bir güvenlik duygusu yaratarak, kurbanlarının aklını çelen ve onların en karanlık ve en gizli sırlarını, mucizevî bir şekilde kavrayan yetenekli bir psikiyatrist olduğudur. O, aynı zamanda hem kurbanlarının günah çıkardıkları bir papaz, hem de onların cellâdı rolünü üstlenir. Katil, The New York Times’a bir mektup yazarak, ünlü adli psikiyatrist Frank Clevenger’ı, gazetenin ilk sayfasında yayımlanacak ve sadece gerçekleri anlatan mektuplarının takası aracılığıyla, kendisini tedavi etmeye çağırır ve zihninin yarattığı insanlık dışı duygularını Clevenger’a, onu iyileştirecek cesarete sahip –ya da bunu denerken ölecek– tek kişiye açar.

"Muhteşem Bir Gerilim Başyapıtı"
-Entertainment Weekly-

"Mükemmel Bir Psikolojik Gerilim Kitabı"
-Harlan Coben-

“Ablow psikolojik gerilim romanlarının kralı. Dikkatli olun, çünkü bu sayfalar ellerinizi yakabilir .”
—Dennis Lehane-

"İnsanı adeta büyüleyen şoke eden bir kitap"
-Nelson DeMille-

“Hızlı tempolu ve korkutucu.”
—Janet Evanovich

“Son derecede ilgi çekici… Keskin viraj ve kıvrımlarıyla, insanı şok eden ve hayrete düşüren, gizemle dolu bir lunapark treni. Keith Ablow dışında hiçbir yazar, insan kalbinin en gizli ve karanlık bölgelerine ulaşan, bu denli derin bir tünel kazamaz.“
—Tess Gerritsen -

“Ustaca, canlı ve dinamik yazı biçimiyle Ablow, hasar görmüş hayatlardaki dehşet ve umutsuzluğu adeta resmediyor.”
—Jonathan Kellerman

“İnsan zihnini yönlendiren, muhteşem bir psikolojik gerilim romanı.”
—Publishers Weekly-

“Keith Ablow, Thomas Harris’in içgüdülerine sahip.”
—James Ellroy -

“Birinci sınıf bir gerilim romanı.”
—The Washington Post -


“Büyüleyici… Ürpertici ve seksi.”
—James W. Hall -

“Seks, cinayet, delilik ve tıp bilimi. Gerilim tarzı romanların okuyucuları daha fazla ne isteyebilir? Tedirgin edici, sürükleyici bir roman.”
—Michael Palmer -

Dikkat Spoiler Var
Eğer Yukarda Yazılanlardan Tatmin olup kitabı okumaya karar verdiyseniz aşağıda yazılanları okumanıza gerek yok.

Jonah Wrens işinde oldukca başarılı ,adeta büyüleyici bir psikiatristtir.Konuşması ses tonu deneyimi ve sorularıyla neredeyse karşısındakinin zihnini okumakta ve en içine kapanık kişilerin bile içini dökmesinin yolunu bulmaktadır.Onunla konuşanlar kendini hipnoz edilmiş gibi hissetmekte ve daha önce kimseye anlatmadıkları anlatamadıkları seyleri ona anlattıklarını söylemektedir.Güven veren bir duruşu vardır.Gezici doktordur.ihtiyac duyuldugunda bir iki haftada bir yer degiştimektedir.DAHA ÖNCE ÖLDÜRDÜGÜ 12 KİŞİye birde son iş degiştirmesi sırasında yeni görev yerine giderken otobanda öldürdügü kişiyi de eklemiştir.ÖLDÜRMEK İSTEMEMEKTE ancak müthiş aÇLık duymaktadır adeta kriz geçirmektedir.BU anlarda daha öldürdügü kişileri aklına getirmekte ve vazgecmesi için cabalamaktadır.ancak kendisi ilede hesaplaşma içine girmekte ve hep yenik düşmektedir.Otobanda kendisinin önünde giden bir arabayı takip eder ve arabadaki kadını da öldürür.öldürdükten sonra vicdanını rahatlatıcı sebepler bulmaktadır.mesela molada öldürdügü kadın için şöyle der’’ benim nasıl öldürmeye ihtiyacım varsa bu kadınında öldürülmeye ihtiyacı var.yoksa neden etrafta bizden başka kimse olmasın yani cinayet için önceden ayarlanmış gibi her şey’’ öldürmeden önce kurbanları hakkında en özel konuları ögrenmek istemektedir.buna ihtiyac duymaktadır.sürekli sorular sormakta ve kurbanın geçmişnde cekmiş olabileecegi acıları ögrenmek istemektedir.Ve bu anlarda kimse elinden kurtulamamaktadır.

FBI uzun bir süredir otoban katilinin peşinde olmasına ragmen hiçbir iz bulamamıştır.cinayetler hep farklı yerlerde işlenmiştir.12 ceset 12 eyalet.şimdiye kadar elde ettikleri tek bilgi budur.

Frank Clevenger de işinde son derece iyi bir adli psikiatristir.FBI dan beraber calışma teklifi gelir.Bu işin üzerine gitmeyi o da cok istemektedir ancak bir erkek cocuk evlat edinmiştir ve onun gelecegini düşünmek zorundadır.Billy, Clevengerin evlat edindigi genç bir erkek cocugudur.Babasının annesini öldürmesi ile dagılan Billy Babasını tutuklatan Clevenger ile yaşamaktadır ve iyi cocuk olma yolunda caba sarfetmemektedir.Okulda mariuhana vb uyuşturucu kullandıgı ve satttıgı iddiası nedeniyle Okuldan atılır.Clevenger onu tedavi ettirmek istemektedir.

Jonah Wrens yani otoban katili Clevengere mektup gönderir.Ve kendisini tedavi etmesini ister.Yakalanmadan tedavi edilmek istemektedir.Ve clevengere gelen mektuplara karşılık clevengere söyle bir teklifte bulunur.Mektuplaşma Newyork times aracılıgı ile olsun.Yani katil Clevengere farklı adreslerden mektup gönderecek ve karşılık olarak yazılan mektup New york times aracılıgı ile katile ulaşacaktır.

Jonah Wrensin başından gecenleri anlattıgı mektuplar New York Times'ta yayınlanmaktadır.

Katil bir mektubunda annesini cok sevdigini ancak babasının hiç iyi biri olmadıgını annesini ve kendisini sürekli dövdügünü söylemektedir.Ve küçükken bir dogum günü partisi düzenlediklerini arkadaşlarının ona bir sürü güzel oyuncaklar aldıgını ancak parti sona erip herkes gidince babasının eve geldigini ,annesini ve kendisini dövdügünü oyuncaklarını kırdıgını söyler.Fakat bir ayrıntıyı Billy dışında kimse görememiştir.Clevenger ile arasının iyi olmadıgı bir dönemde şehir dışında arkadaşının ailesine ait boş bir evde birkaç gün kafa dinlemeye giderken bir tane Gazete alır ve katilin mektubuna göz atar.Katil annesini cok övmekte ve mektubun bir yerinde babası kendisini döverken annesinin bir köşeye büzüşmüş ona el salladıgını gülücükler attıgını öpücükler yolladıgını yazmıştır.Billy de babasından cok eziyet görmüştür.Ancak bu sahne böyle olmamalıdır ona göre . Çünkü Billy babasından dayak yerken annesi karşısına geçip ona gülücükler savurmamış tam tersine bu durumu görmemek için banyoya sıgınmıştır.Billy Clevenger'e barıştıklarında kendi fikrini söyler.Jonah ın dayak yedigi kişi aslında cok sevdigi annesidir.Ancak aynı zamanda ona en yakın kişidir.Kendisini dövdügü zamanlarda annesini başka hayal etmekte ve kendisini dövenin babası oldugunu düşünmek istemektedir.Kafasında canlandırdıgı ve istedigi anne ise ona gülücükler gönderen el sallayan bir annedir.Romanın bu kadarını anlatmak yeterli..gerisini alıp okuyarak ögrenebilirsiniz.OLDUKCA SÜRÜKLEYİCİ.Tüyler ürperten bir gerilim kitabı. Katil yakalanıyormu kim ona cok yaklaşabiliyor.Öldürmeye devam ediyormu.hepsi merak edebileceginiz kısımları.

Read On 7 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    9 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar