Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

21. Yüzyılda Türkiye

Salı, Mart 30, 2010

Çoğu eski CIA ajanı olan 70 analistin görev yaptığı "Gölge CIA" olarak anılan,Pentagon dahil bir çok kuruluşa danışmanlık yapan Dünyanın Lider özel istihbarat kurumu Stratfor'un(Strategic Forecasting) kurucusu ve CEO'su George Friedman'ın "Gelecek Yüzyıl" adlı kitabında Türkiye'ye dair çarpıcı öngörülerin yer aldığını bir önceki yazımda kitap hakkında bahsederken belirtmiştim.Kitabı okuduğum sırada Türkiye ile doğrudan ilgili yerlerin altını çizdiğimi ve bunlardan bazılarını sizinle paylaşacağımı da söylemiştim.Çok uzun olacağı için iki parçaya ayırdım ve bugün ilk bölümünü paylaşıyorum.Bakalım size de şaşırtıcı gelecek mi yazdıkları.

Yüzyılın ortasında,başka güçler ortaya çıkacaktır.Bunlar günümüzde büyük güçler olarak düşünülen ülkeler değildir....Bunlardan birincisi Japonya'dır.O dünyadaki ikinci büyük ekonomiye sahiptir ve yüksek derecede bağımsız ve en istikrarlı ekonomik yapıdır....Ardından Türkiye gelmektedir.Türkiye şu anda dünyanın on yedinci ekonomik gücüdür...Son olarak Polonya var.Polonya on altıncı yüzyıldan beri büyük bir güç olamamıştır.Ancak...bu dönemde yeniden büyük bir güç olacaktır.Sayfa(25-26)

Türkiye Müslüman dünyasında tarihi bir güçtür ve daha sonraki bölümlerde göreceğiniz gibi,Türkiye yeniden güçlenmektedir.Türkiye'nin yükselişi Sovyetler Birliği'nin yıkılışının yarattığı kaosun sonucu olmayacaktır.Bu sefer bir çok yeni dinamik vardır.Sayfa(77)

Türkiye,yılda 660 milyar dolarlık milli geliriyle ekonomik olarak dünyada on yedinci sıradadır.İran yaklaşık 300 milyar dolarla yirmi dokuzuncu,Mısır ise yaklaşık 125 milyar dolarla elli ikinci sırada geliyor.Türkiye ekonomisi son beş yıldır,yılda 5 ile 8 arasında büyüyor ki büyük ülkeler için en yüksek büyüme oranlarından biridir bu...Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında,Türkiye halen en büyük ekonomi ve çoğundan hızlı büyüyor.Sayfa(113)

Türkiye tecrit edilmiş bir ülke değildir,pek çok farklı yöne doğru hareket edebilir.Daha da önemlisi,ABD ile dost bir ülkedir ve ABD tehdidiyle karşı karşıya değildir.Bu durumda kaynaklarını ABD'yi bloke edecek şekilde harcamak zorunda kalmaz.Büyüyen ekonomisiyle eski rolüne dönmesi,bölgede etkin bir güç olması ihtimali yüksektir.Sayfa(115)

2020 yılında Türkiye dünyadaki ilk on ekonomiden biri olacaktır.2007 yılında zaten on yedinci büyük ekonomidir ve sürekli gelişim göstererek 2020 yılında bunun sonucunu almış olacaktır.Sayfa(194)

İslam dünyası bir araya gelme konusunda başarısız girişimler içinde olacaktır.O bir Müslüman güç tarafından egemenlik altına alınacaktır.Tarih boyunca Türkiye,İslam dünyasını bir arada tutan bir imparatorluk yapısının başlıca ulusu olmuştur.2020'li yıllarda,bu güç yeniden ortaya çıkacaktır.Türkiye,Japonya'dan bile daha fazla olarak Ruslarla karşı karşıya kalma konusunda kritik öneme sahip bir ülke olacaktır.Sayfa(196)

Türkiye,deniz hava ve uzay konusunda ABD'den destek görecektir.Sonunda Ruslar çöktükleri zaman,Türkler bir yüzyıl boyunca sahip olamadıkları bir konumda olacaklardır.Ruslar çöktüğü zaman,bölge jeopolitik yapısı yeniden düzenlenecek ve-bu konuda gerçek bir savaş olmaksızın- Türkler her yöne doğru etkiye sahip olarak bölgenin egemen gücü olacaklardır.Türkiye henüz resmi bir imparatorluk olmayacaktır fakat hiç kuşku yok ki,İslam dünyası için çekim merkezi olacaktır.Sayfa(197)

Arap yarımadası düşüş dönemine girmiştir ve kendi güvenlikleri ve ekonomik yapıları için Türkiye ile yakın bağlar kurmak durumundadırlar...Amerika Birleşik Devletleri Avrasya'da daha büyük tehditlere set çekmek için bölgesel güçler yaratmaktadır.Ancak Amerika Birleşik devletleri bölgesel hegemonyalardan korkmaktadır.ABD yalnızca bölgesel rakipler değil küresel rakipler de istemez.ABD bir dönem sonra Türkiye'ye bu açıdan bakmaya başlayacaktır.2020'li yıllarda ABD-Türkiye ilişkileri gitgide artan bir şekilde huzursuzluk yaratıcı bir boyuta dönüşecektir.Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye algılaması belirgin bir şekilde değiecektir.2030'lu yıllarda ABD Türkiye'yi bölgesel çıkarları için bir tehdit olarak görecektir.Bu dönemden sonra ABD Türkiye'nin gücüne karşı önlem politikaları yürütecektir.Sayfa(198)

Polonya,Türkiye ve Japonya ABD'nin ittifakları olacaklardır.Güçlerini arttırmaları karşılığında ABD'nin gücünü de arttıracaktır.2030'un sonunda,üç ülke güçlerini arttırmaya devam ederken,ABD bu durumdan rahatsızlık hissetmeye başlayacaktır.2040'larda kesinlikle saldırgan olacaktır.Sonuç şudur:2040'larda,ABD huzursuz olduğunda yapılacak ne varsa yapacaktır.Harekete geçmeye başlayacaktır.Sayfa(204)


Devamı gelecek...




Paylaş
Read On 0 Yorum

Gelecek 100 Yıl

Pazartesi, Mart 29, 2010


Gelecek hakkında konuşulduğunda kuşkusuz kulak kesilmekten kendimizi alamıyoruz.Uydurma olduğunu bildiğimiz halde fallara da gizli gizli inananlarımızın oranları bir hayli yüksek.Fal baktırdığımız ablamızın,falımıza bakarken ocakta unuttuğu fırına koyduğu yemeğin yanık kokusunu bile bizden önce alamadığını bildiğimiz halde söylediklerini ciddiye almaktan geri kalmayız hatta olumsuz iki lafı için uykusuz kaldığımız evhamlarımıza level atlattığımız olur.Geleceğimiz hakkında merak duymamız elbette son derece normal bişey.Bunun normalliğini de "Ne oldum deyill.Ne olacam diyecen yeğen" gibi Ramiz Dayıya has bir cümlecikle destekleriz ki oh değmeyin keyfimize.Tüm motivasyonumuzu bir Zaman Makinası yapmaya verecek düzeye geldik sanırım.Şimdi atlayın gemiye gelecek yüz yıla şöyle bir göz atalım.

Öncelikle ocakta yemeğini unutan falcı ile karıştırmayalım bizi gelecek yüz yıla götürecek bu adamı.Bu adam diyorum kusura bakma George.Blogu açtığımdan beri beni takip ettiğini biliyorum.Hatırlıyor musun hani ben henüz hiç bir yazı yazmamışken Blogun sol alt kısmındaki Live Traffic Feed de California dan zırp pırt biri bloga bakıp çıkıyo diye tepem atmıştı.Ben de "hayırdır usta ne iş" anlamında blogun en üstüne "Hey man.What's your problem?" demiştim.Sen cevap vermemiştin.Çok kızmış ve fevri davranarak şimdi ingilizcesini hatırlayamadığım ama Türkçesi "Lanet olasıca ellerini klavyenin başka tuşlarına götür..Cehenneme git..."vs vs olan cümleler kurmuştum.Sen de ondan sonra artık haftada bir uğrar olmuştun.Ama onun sen olduğunu öğrendiğimde ne kadar pişman olduğumu bilemezsin.Her zaman dediğim gibi.Kapım sana her daim açık.Bloguma dakka başı girip çıkabilir Live Traffic Feed 'imin içine edebilirsin.Hatta STRATFOR'un stresini atmak için arada bloğuma yazabilirsin.İlla kitap yazmak zorunda değilsin.80 kişilik izleyici kitlemi küçümsememeni öneririm.Derdini üzüntünü sevincini paylaşabileceğin 80 kişi umarım senin için de milyonlar satan kitaplarının okurlarından daha iyidir.Hey dostuM unut gitsin.Arkadaşlarımla beni yalnız bırak.Sen kitap yaz ben de burda saçmalamama devam edeyim.Beni izlemeyi de kes.Dünyanın Lider İstihbarat Kurumunun Ceo'su olman bloguma girip bişeyler karalama hakkını vermez sana.Şimdi bloğumun şifresini de biliyosundur sen.Çok şey biliyorsun George.Başıma bela ol istemiyorum.Sen ve adamların çıkın sayfamdan.Şimdi."


Neyse Bu kadar eğlence yeter :) Ne gevezeyim ben ya.Çok ciddi başlamıştım oysaki :)İnanamıyorum.Bir kitaptan bahsedeceğimi hala söylememişim.Çok enteresan bir kitap.İsmi ilgi çekici bir kere.Ben zaten O yüzden farketmiştim kitapcıda. "Gelecek 100 Yıl"-" 21.yy için öngörüler" kim yazmış peki diye kitabın arkasına baktığımda daha önce tanımıyor olsam bile George Friedman'ın önemli birisi olduğunu öğreniyordum.Dünyanın Lider Özel İstihbarat Firması Stratfor'un kurucusu ve Ceo'su.Sonra kapak yazılarını incelemeye devam ettim.Gelecek yüz yıl için öngörüleri arasında-ki istihbarat ağı sayesinde geniş bir bilgi birikimi ile oluşmuş bu öngörüler- Türkiye'nin gelecekte bir süper güç olacağı yazıyordu.Kitabı daha çok merak etmiş olduğumu söylememe gerek yok sanırım.Aldım okudum.Okurken çok zevk aldım.Elimde turuncu keçeli kalemle okuduğum ilk kitap oldu.Altını çizdiğim yerleri sizinle paylaşıcam ama sanırım bu postta olmayacak bu.Çünkü malum uzadı yazı.




Gelecek yüzyılda Türkiye'nin dünyaya yön veren,diğer devletlerin de geleceğini belirleyen bir güç olacağını,toprak olarak dört bir yana genişleyeceğini,Asya kıtasını Japonya ile beraber kontrolü altında tutacağını,Amerika'yı korkutacak derecede büyüyeceğini ve Amerika ile kutuplaşacağını söyleyen Friedman,Türkiye-Japonya birlikteliğine karşılık Amerika-Polonya ittifakının yüzyılın ortalarında yaşanacağını düşündüğü 3.Dünya savaşının tarafları olacağını söylüyor.Stratfor'u ilk kez duyanlara bir dipnot daha düşeyim.Stratfor,Pentagon dahil bir çok kuruluşa danışmanlık yapan,çoğu eski CIA ajanından oluşan 70 analistin görev yaptığı "Gölge CIA" olarak bilinen dünyanın lider istihbarat kurumudur.Altını çizdiğim yerlerin Türkiye ile ilgili olan kısımlarını bir sonraki yazımda aktarıcam.Şimdilik hoşcakalın.Bu kitabı mutlaka okuyun.


Ejderha'nın ağzından çıkardığı ateşle Avrupayı yaktığını sizde gördünüz mü benim gibi ?


Paylaş
Read On 2 Yorum

Meğer Annem Haklıymış !

Cumartesi, Mart 27, 2010

Zeki Kayahan Coşkun'un Türkleri Anlama Klavuzu'nu çok beğenmiş biri olarak Meğer Annem Haklıymış kitabı çıkar çıkmaz gidip almış ve bir günde okumuştum.Bir kaç arkadaşıma (üniversitenin ilk yılıydı ve yurtta kalıyordum) okutmuş ve birine hediye alacak olsam en garip ama en güzelinin bu olacağına karar vermiş sonuçta aynı kitabı 3 kez almıştım.Şu anda raflarımda bu kitap yok,kim bilir en son kime verdim.Muhtemelen tekrar alırım.

Türkleri Anlama Klavuzu serisi(serisi derken 1 ve 2 var) büyük ses getirmişti zaten.Meğer Annem Haklıymış kitabı da bir "Anneleri Anlama Klavuzu".Okuduğum sırada elimde bu kitabı gören arkadaşlarım(Atiker'in sunduğu Kurtlar Vadisi'ne reklam girince kantine en yakın bizim odaya dalarlardı) Kurtlar Vadisinin yüklediği hormonların etkisiyle "O ne len ! Çocuk kitabı mı okuyosun! Olum işe yarar bişeyler oku bari..vs vs.." derken araya girer "Kurtlar Vadisi Başladı hadi git" derdim.Allahtan Atiker uzun tutmuyordu.Neyse zaten okumam pek uzun sürmedi.Bir günde bitmişti.

Çok çok yerinde tespitler vardı.Hemen hemen tüm maddeler size bir Anı'nızı hatırlatıyor.Ben kitabın yüzde doksanında kendimi buldum.Aslında kendimi demek yanlış olur "Annemi" buldum.Zeki Kayahan Coşkun'un bu kadar güzel tespitler yapabilmesinde sanırım Matrax'ın etkisi büyük.Uzun zamandır Alem Fm de yapıyor olduğu eğlence programı Matrax'ı dinliyorsanız O tespitleri yaptığı ana hep beraber şahit olabiliyorsunuz.Öss ye hazırlandığım dönem de gündüz ders çalışmazdım.Dersaneye gider gelince bi kaç saat uyur.Gece 11 gibi uyanır sabah 5 e kadar çalışırdım.Daha sessiz ve daha az alternatifi olan zamanlardı geceler benim için.Canım sıkılınca dışarı çıkamayacağım için ders çalışmaktan daha zevkli bişey yoktu.Matrax hafta içi hergün geceleri bana arkadaşlık eden bir programdı.Galiba en iyi dönemleriydi zaten o yıllar.Şimdilerde baydı diyebilirim.Pek dinlemiyorum zaten.Radyo programının yanında SkyTürkte Matrax programını da yapmaya başladı.Format olarak bir ilk ve çok başarılıydı.Zaten bir çok kez en iyi radyo programı ödülünün sahibi oldu.Ama dediğim gibi baydı.Daha farklı şeyler yapmalı bence,kitap yazmaya daha fazla vakit harcasa ve kendini biraz özletse daha yerinde olur.

Kitabı okudukan sonra bir tane de kendi tespitimi paylaşmak istemiştim.Zeki Kayahan Coşkun'a gönderdiğim ve onun da güzel bir tespit olduğunu söylediği mail şöyleydi.

Kitapta aradıgım bi durum daha vardı .çogu kimsenin karşılaştıgı.bu durum şudur
ki: misafirlige gitmiştir ailesiyle çocuk ve anneyle hal hatır soma faslı
bitince ev sahibi olan teyze en küçük birey olan çocugu arar.buluncada ki
genelde elinin altında bir yerlerdedir o an .agzını yuvarlayıp ayy ay ay sen
burdamıydııııııın .deyip .çocugun burnunu sıkar. çocuk ,teyzenin kendisine
verdigi rahatsızlıgın farkında olmadıgını,oluşan acının teyze tarafından
algılanamadıgını bilerek kendi çabasıyla kurtulmak ister bu durumdan . burnunu
yukarı dogru kaldırdıkça teyze elinden kayan burunu dahada iyi kavramaya
çalışacagından önceden sıkılan burun artık ezilme moduna geçer eger uzun sürerse
gözlerden yaş gelmeye başlayacaktır . ama asıl sorun çocugun burnunda sakin bir
tavır sergileyen sümügün bu işkenceyle teyzenin eline bulaşmasıdır. bu durumu
hisseden teyze elini hemen çekecektir.ama geç kalmıştır.sümük metro
reklamlarında gördügümüz kıvamı daha önceden yakaladıgından uzayan bir köprü
kurmuştur bile .teyze elini hemen çekmesinin çocugu mahcup ettigini düşünür ve
istemeyerekte olsa tekrar bi sıkma denemesi yaparak .yerim seni pozu vermeye
çalışacaktır.cocuk çoktan bulanımdadır.


Her neyse diyeceğim o ki. Meğer Annem Haklıymış kitabını hala okumadıysanız mutlaka okuyun.Ve kapak yazısını da aşağıya ekleyip defoluyorum.Defolmadan önce bir güzellik daha yapıp Kitabın Pdf sini vereyim mi? Zaten biraz okuyunca bu kitabı almalıyım diyeceksiniz.Öyle e-book felan kesmez.
Tıkla bak..Hadi baş baş...Her Sözümüz Dudaklarda Gülüş Oldu Dönmek İhtimali Yok Artık O Gülüşler Düş Oldu...

Erkek egemen bir toplumda yaşamanın sonuçlarından olsa gerek, anne ile daha bir samimidir çocuklar... Babaya anlatılamayacak her ne varsa anneye rahatça anlatılır... Önce anneler bilir çocuklarının sevgililerini... Babaya bağırılamaz... Anneye bağırmak kolaydır... Anneye karşı tahammülsüzlük vardır... Babaya alabildiğine sabırlı davranılır... Anne ti'ye alınabilir... Baba asla... Bu samimiyet "Nazım sana geçiyor anne" ile laubaliliğe de dönüşebilir... Yer yer sevimsizlikler yaşanır... Çok feci bir duygudur; evladımın kalbini kırdım galiba... Ve aynı şekilde fenadır; anneyi üzmek... Hemen pişmanlık başlar ve taraflardan biri alttan almaya çoktan hazırdır bile... Çocukların itiraz sebepleri çeşitlidir... Fakat anneler sanki hep aynı kaynaktan faydalanıyorlarmış gibi, ortak bir dil kullanırlar... Yurdumuzun dört bir yanında her anne, aynı serzeniş dilinden, aynı kalıplaşmış ifadeleri kullanır:


Seni doğuracağıma taş doğursaydım...
Senin çocukların da aynısını sana yapsın inşallah...
Hep babanın tarafını tut sen...
Benim günahım neydi de....
Bana anne deme!..
Kanser ettiniz beni...
Kızdım mı adım kızdı oluyor...
Öleyim de kurtulun benden...
Sen de kulağını buraya verme...
Gün yüzü göstermediniz bana...
Kime çektin sen bilmem ki...
Onu, beni azarlarken düşünecektin...
Seni alan üç gün sonra geri getirir...
Yaptığın banaysa, öğrendiğin sana...
Sen dururken ben mi gideyim ekmek almaya...
Seni dokuz ay karnımda taşıdım ben...
Kimin çocuğuna gülüp, kimin çocuğunu kınadıysam başıma geldi...
Hep sen yüz veriyorsun buna...
Sana da iyilik yaramıyor...vs...


Bu serzenişlere maruz kalmış... Kola almak için para istediğinde "ne kolası karpuz var dolapta" cevabını duymuş... Hava kararmadan evde olması gereken... Bereketi kaçıyor diye misafire hazırlanan sıcak köftelerin, böreğin yanından kovulmuş... Aynısından evde var veyahut da dönüşte alırız yalanlarıyla kandırılmış... "Patates o patates" denilerek her defasında kereviz yedirilmeye çalışılmış... "Babası şuna bir şey de" ile sarı kart gösterilmiş... Annesini ihmal etmiş, üzmüş çocukların kitabıdır Meğer Annem Haklıymış...Bir nevi toplu özürdür... "Anneleri Anlama Kılavuzu"dur diğer yanıyla... Ne ister anneler?.. Ne beklerler?.. Neyi niçin yaparlar?.. Hem anneye hem çocuğa, geçmiş yıllarda kalan anıların toparlamasıdır zaman hızla akıp giderken... Annesinin söylediklerinin doğruluyla tek tek karşılaşıp, annesine hak veren çocukların kitabıdır.



Paylaş
Read On 2 Yorum

I'm Sorry,I Love You

Pazar, Mart 21, 2010

noon eh ggot (yuki no hana)(Acoustic Ver.) - Seo Young Eun


Uzun zaman olmuş dizilerden filmlerden bahsetmeyeli.Neredeyse anasayfadaki film postları kaybolacak.Çok film postu yazıyorum diye yakınıyordum bu kezde çok ara verdiğim için özür diliyorum.Dönüşüm muhteşem oldu diye düşünüyorum.Harika bir tavsiyeyle çıktım karşınıza emin olun.Kore ile bırakmıştım en son.Koreyle devam ediyoruz.Bu kez film değil bir dizi.Ama öyle bir dizi ki nasıl anlatsam bilemiyorum.Çok anlatıp övsem hani beklentinizi arttırsam acaba filmden alacağınız zevki baltalamış olurmuyum diye bir kaygıya hiç girmiyorum bile.Çok rahatım.Güveniyorum.İddialıyım.Bu dizi, bu oyuncular,bu oyunculuklar,bu hikaye,bu sokaklar,bu konuşmalar,bu müzikler,hatırlamak için glikoz yakmayacağınız atp(adenosin trifosfat) gerektirmiyen daha bir sürü şeyi içinde saklayan harika bir deneyim olacak.İki yıl garanti veriyorum.Servis desteği de olabilir.Mendil lazım olacak.Selpak reklamına bakmayın.Bir yaprak asla yetmez.



At yarışlarında arkalardan gelen ve bitime yakın ilk ikiyle yarışıp burun farkıyla yarışı kazanan atlar vardır ya hani.İşte bu dizi benim için tam bir süpriz oldu.Hiç beklemiyordum bu kadar güzel olabileceğini.Tüketmek ve heyecanı yaşayıp bitirmekten,bir daha aynı heyecanı alamamaktan nefret eden biri olarak,şimdiye kadar iyi ki izlememişim dediğim,şimdi de iyi ki izledim deyip keşke bitmeseydi dediğim bir diziydi.16 bölümdü ama sanki çocukluğum gençliğim bu diziyi izlemekle geçmiş gibi hissettim bitince.Öylece kaldım ortada.İzleyecek bölüm kalmayınca bir boşluk hisseder oldum.Çünkü o kadar çok benimsiyor ve alışıyorsunuz ki ve karakterler o kadar güzel oturmuş ki bir rüya gördüğünüzü sanıyorsunuz.Hiçbir karaktere bu oyuncunun yerinde başkası olsaydı da aynı böyle güzel olabilirdi diyemedim.Hangisi değişebilirdi diye çok düşündüm ama yok bulamadım. Kendi görsellerimi kendim oluşturdum.Yakaladığım karelerden bazılarını paylaşıyorum sizinle.



ma ji mak sun taek


Eun-chae çok şirin bir kız bi kere,çok güzel olmadığını söyleyenler var ama zaten çok güzel olmamasının izleyince mantık açısından daha uygun olduğunu anlayacaksınız.Ama yine de güzellik görecelidir ve ben beğendim onu.Kıskandım hatta.O nu seven tüm dizi karakterleri ölsün istedim bi ara.Çok merhametli.Galiba ordan kazandı kalbimi :) tam olarak nasıl yazıldığını bilmiyorum ama dizinin başından sonuna kadar onun ACUŞEE demesine hiç kızmadım.Artık ne zaman Bayım demek olan bu kelimeyi söyleyeceğini kestirebiliyorsunuz.Dizi bitti ama onun ACUŞEE'Sİ hala kulaklarımda.Bu kadar güzel mi söylenir bir kelime.



Main Title


Cha Moo-hyuk,ne denilebilir ki bu oyunculuğa.O baygın bakışlara,Bazen kızıp bağırıp çağırmasına,kalbinizin en sızladığı bir anda "Taş Kafa" demesinin bir anda yüzünüzü güldürebiliyor olmasına,yarım ağızla gülse bile içinizin ferahlıyor olmasına o kadar çok alışıyorsunuz ki.Yürüyüşü bir başka,bakışı bir başka,giyinişi bir başka.Ağlama sahneleri yüreklerinizi burkuyor.Gerçekten ağlıyor çünkü.Boynu bükülünce üzülüyorsunuz.Bişey yiecek olsa agzının kenarına salçanın bulaşacağını biliyorsunuz.Birisi o büyük evden çıkacak olsa onun duvara yaslanmış bekliyor olmasını istiyorsunuz.Sinirlendiğinde veya intikam aldığında hatta kendini kontrol ettiğinde cebinden ciklet çıkarmasına hasta oluyorsunuz.Duygularını açık açık dile getirememesine de kızar gibi oluyorsunuz.Bay Sapık. :) Aşağıdaki yazdığım repliği de gerçekten çok anlamlıydı.


Cha Moo-hyuk :
Kal-chi buraya gel
:Sana bir soru soracağım.
:Choi Yune benden daha mı yakışıklı?
Kal-chi :..............
Cha Moo-hyuk :Kim daha havalı Choi Yune mi,ben mi?
Kal-chi :..............
Cha Moo-hyuk :Yalan söyleyemiyorsun değil mi?
:Büyüdüğünde gerçek dünyada nasıl ayakta kalacaksın ?




Choi Yoon,yani Yune'ye gelince dizinin başında onun hakkında düşündüklerim zamanla değişti.Zaman zaman ağzını burnunu dağıtma isteği doğsa da,acaba yanlış mı düşünüyorum dedirttiği oldu.

Annelerinin de oyunculuğu harikaydı.Son derece gıcık olduğum bir karakterdi kendisi ama oyunculuk on numaraydı.Ağlamak konusunda yine çok becerili çok gerçekçi.Acaba gerçek oğlumu diye düşünmedim değil.




jin shil (Instrumental).


Kısacası herşey güzeldi herşey.Sokaklar,kırmızı ışık hep aklımda.Küçük yeğen Kal -Chi de bazı sahneler de gözlerimin dolmasına yol açtı.Annesine nasıl sahip çıktığını görünce etkilenmemek elde değil.Moo-hyuk'un özürlü ablasının Moo-hyuk'a olan güveninin ne tür bir sevgiye yol açtığını görmekte çok samimiydi.Eun-chae'nin kardeşleri ve annesi de diziye renk katmışlardı.Küçük kardeşi aferinleri her seferinde aldı benden.Böyle bir aşk filmini ömrünüzde bir daha izleyemeyebilirsiniz.O yüzden benim gibi sindire sindire,günlere bölerek izleyin.Etkisinin uzun süre sürdüğünü,müziklerin ve bazı konuşmaların beyninizde,dentritlerden aksonlara nöron nöron dolaşma ihtimalinin yüksek olduğunu belirteyim de sonra Fatih neden uyarmadın bizi demeyin.Mutlaka hayatınıza girmesi için bu diziye bir kez olsun şans verin diyorum ve sizden ayrılmadan önce bir iyilik daha yapıp tüm bölümleri altyazılı bir şekilde online izleyebileceğiniz linkleri bulduğum bir adresi veriyorum.Bu iyiliğimi de unutmayın.Hoşcakalın.


Read On 14 Yorum

Hiç Bu Kadarını Bekliyordum 2

Cuma, Mart 19, 2010

Görünmeyen köy hakkında görünen klavuzla girdiğimiz iddialardan, klavuzumuzun klavuzunun karga olduğunu gösteren, beklediğimiz ama hiç bu kadarını beklediğimiz olanlarını sizinle paylaşmak için tekrar karşınızdayım.Bakalım neymiş beklenen hayret verici olaylar.


Rüya tabirleri sözlüğünün teknolojinin gerisinden kaldığını nenemin ipod'unu rüyasında torununa(yani bana) ücretsiz olarak bedavaya karşılıksız hediye ettiğini görmesinden anlamıştım.Ama başıma gelmediği için bu fikr-i-yatımı iskeleye bağlamıştım.Bilgisayarımla alakalı hiçbir sorun olmamasına ve uyurken düşüneceğim en son şey olmasına dolayısıyla kafaya takmadığım bir anda olmasına rağmen gece rüyamda, alalı henüz bir yıl olmuş olan laptopumun ekranının tam ortasında boydan boya derin bir çizik görüpte rüyada" Allah'ım inşallah(Allah'ın izniyle) bu bir rüyadır ve ben kalktığımda tertemiz bir ekranla karşılaşırım" deyip bir anda uyanıp rahatladığım ve yeniden uykuya daldığım gel gör ki öğlene doğru pc yi açtığımda durduk yere mavi ekranla karşılaşıp format atmak zorunda kaldığım pc mim formattan sonra da aynı sorunu çıkarmasıyla korktuğumun başına geldiğini düşünmem ve ekran kartının cortlamış olduğu tahminimin servis tarafından onaylanması gibi zincirleme şeyler cümlenin başının taa yukarlarda kalmasından dolayı belki tutarsız bir sonla bitecek ama hiç bu kadarını beklediğim bir durumdu.Bu yazıyı da arkadaşımın bilgisayarında yazıyorum.Rüya tabirleri sözlüğü revizyona uğrayacak olursa benim de bir katkım olsun:Rüyanızda Bilgisayarınızın ekranının ortasında kocaman bir çizik görmek,ekran kartınızın çökeceği anlamına gelir.Hee bide böyle bişey yaparsanız torununuza bedavaya pararsız oalrak ipod hediye etmenin hayır mı şer mi olduğunu bi zahmet söyleyin bana.Ninem soruyo.Yoksa ölecek miyim felan diyo.Kıyamet kopacak olsa gerek :)



Bulgar parlamentosundan Atakar partisi mensubu Dimitar Kerin mecliste Bütçe oylaması yapılırken Farmville'de ineklerini sağarken yakalanmış.Bu olayla birlikte meclis karışmış.Ve parlamento içerisinde Farmville yasaklanmış.Arkadaş neden yasaklıyorsunuz onu seçip gönderen yüzbinlerce Farmville çiftcisinin vekili o.Adam hem sizin dandirik bütçe tartışmalarınızı dinliyo,oy kullanıyo hem de tabanın isteklerini yerine getiriyo.On binlerce Farmville çiftçisinin henüz tam kapasiteyle ekim yapamadığını ve yine binlercesinin henüz bir evi olmadığını hatta gündüz çileklerini gübreleyip gece tarlasının kenarına kurduğu manavda çalışarak level atlamak için takla atan azımsanmayacak bir kitlenin var olduğunu biliyor musunuz? Düşünsenize Türk vekillerle Yunan vekiller arasında Farmville yarışı olduğunu..Başbakanın ulusa sesleniş konuşmasında şunları söylediğini; Biz göreve geldiğimizde Farmvillede evi barkı satılmış,çileklerin çürümüş olduğu,hayvancılığın neredeyse bitme noktasına geldiği tarlalar devraldık.O gün neredeydiniz.Çilekler neden çürümüştü.Millet sizi mecliste durun diye seçmedi mi?Önce bunun hesabını verin.Bugün bakıyorsunuz Toki her tarlaya bir ev yaptı,kira öder gibi ev sahibi oluyorlar.Gayri safi milli hasılanın biz göreve geldiğimizde neredeee şimdi nerede olduğunu görüyosunuz.40 levelin altında vekilimiz yok.Yıl sonu hedeflerimiz küresel ısınmaya rağmen geçerliliğini koruyor.İnşallah yıl sonunda 45 levelin altında hiçbir vekilimiz olmayacak.Komşularla sıfır sorun politakamız meyvelerini vermeye başladı.Sonuçta komşu komşunun gübresine muhtaçtır.Türkiye gelişiyor,Farmville gelişiyor bu böyle biline" :) :) Ne diyelim.Bunlar beklediğimiz gelişmeler bugün seçim olsa Türkiye'nin yüzde 47 si hiç bu kadarını bekliyor olacak.


Teke tek programı Türk televizyonlarında bir ilke imza atarak yayınının bir bölümünü üç boyutlu olarak vermiş.Valla hiç bu kadarını bekliyordum.Üç boyutlu süper olur.Murat Bardakçı'nın evimin içinde gözlerini kocaman yapıp bana doğru bakması çok komik olur.Ve Pelin Batu tabiki.Televizyonun yanına yastık koyarım uyusun kızcağız.Proğramda kuru kuruya uyutuyolar.Hem canı da sıkılıyo.Programın sunucusu kızdırısa üç boyutun el verdiğince ağzının üstüne bi tane geçiririm.Güzel bir gelişme.Devamını da bekliyoruzz..

Başbakan Erdoğan 2023 te yani Cumhuriyetimizin 100.yılılnda milli gelirimizin 1 trilyon dolar olması hayal değil demiş.Hiç bu kadarını bekliyordum demek istiyorum.Şu anda bitirmek üzere olduğum Dünyanın Lider Özel İstihbarat kurumu Stratfor'un kurucusu ve Ceo'su George Friedman 'ın "Gelecek 100" yıl adlı kitabında Türkiye için çok şaşırtıcı notlar yer alıyor.Daha sonra bunun hakkında uzun uzun bahsetmek istiyorum.Ama burada yeri gelmişken söyleyeyim dedim.2020 lerde Türkiye Polonya ve Japonya üç süper güç olacak.2030'lara gelindiğinde Türkiye; Balkanlar,Kafkaslar ve Hint okyanusuna kadar uzanan Arap Yarımadasını hakimiyeti altına alacak Mısırı işgal edecek ve Amerika'nın Rusya'dan sonraki soğuk savaş yaşayacağı bir dünya devi olacak.Japonya ile güçlerini birleşirip Amerikaya meydan okuyacak.Ve daha bir sürü şey...Bunu rasgele biri söylese gülüp geçerdim ama söyleyen Stratfor'un kurucusu ve CEo'su.Dediğim gibi daha sonra kitaptan altını çizdiğim yerleri özellikle Türkiye ile ilgili olanları paylaşıcam.Hiç bu kadarını beklemiyordum demeyin.Bekleyin.


Yukarıdakileri beklediğimden daha uzun yazdığım için bugünlük bu kadar diyorum.Devamı gelecek.Görüşmek dileğiyle hoşcakalın..

Read On 0 Yorum

Dijital Kale - Dan Brown

Salı, Mart 16, 2010

Dan Brown açılımım iki haftada iki kitabını bitirmiş olmamla son sürat devam ediyor.Melekler ve Şeytanları Okumamaya karar verdim.Da Vinci Şifresi’nden sonra Dijital Kale’yi de sabaha karşı bitirdim.Sırada ki Dan Brown kitabı Kayıp Sembol.Ama araya başka kitap girecek.Daha önce başlamış olduğum Özel İstihbarat ve Öngörü Firması STRATFOR’un kurucusu ve CEO’su George Friedman’ın “Gelecek 100 Yıl” kitabını bitirmek istiyorum.Zira çok merak edip almıştım,hala da merak ediyorum.Ama ne oldu bilmiyorum yarım kalmıştı.Arada açıp okuduğum bir kitaptı.Şimdi adam akıllı okuma zamanı.Notlar tutup sizinle de paylaşmak istiyorum.Gelecek yüzyılda,daha doğrusu içinde bulunduğumuz yüzyılda Türkiye’nin durumunun ne olacağının da öngörüldüğü kitapta çok ilginç tespitler var.Bunların altını çiziyorum-ki bu benim yapmadığım bir şey normalde-sizin için.

Neyse Dijital Kale’den bahsedecektim ama reklam arası verilen bir dizinin bir sonraki bölümünün fragmanı verilir gibi oldu.
Da Vinci Şifresini geçen haftaya kadar hala okumamış olmamın,o kitabı okumadan önce ve okurken üzerimde oluşturduğu geç kalmışlık (inanamıyorum hala okumadın mı?,yazık yazık,Bence de oku….vs) baskısı bu kitapta yoktu.Kayıp Sembol de hiç olmayacak eminim.

Dijital Kale’de Da Vinci deki kadar Karışık ve gizemli olaylar yok.Ama olmak zorunda mı?Hayır.”Neredeyse onun kadar güzel bir kitap” demekle “Evet evet en az onun kadar güzel bir kitap” demek arasında kaldım.Neden böyle bir kıyas yapıyorum.Çünkü herkes Da Vinci Şifresini okumuş (!) Aaaaa yoksa daha okumadınız mı? İnanamıyorum…Yazık yazık :)

Dijital Kale bilgisayar terimleri,kripto,şifreleme teknikleri ne bileyim kodlar vs ile belki bir kısım okuru saf dışı bırakıyor olabilir ama boğmadan anlattığı için büyük bir çoğunluğu da çemberin içine dahil etmiş görünüyor.Tempolu sürükleyici ve çaktırmadan gerçek sırları anlattığı için etkileyici bir roman.Filmi yapılabilir.Zira okurken sahneler gözümün önüne gelir gibi oldu.

Peki nedir bu Dijital Kale dedikleri şey.Dijital Kale;Sadece şifre kırmak üzere tasarlanmış oldukça büyük ve güçlü bir bilgisayarın,kaba kuvvetle(deneme yanılma yoluyla) her ihtimali deneyerek şifreyi bulmak görevini en fazla 15 dakikada yerine getirebilecekken,20 saat süre geçmesine rağmen hala şifreyi kıramadığı bir şifreleme algoritmasıdır.Böyle bir şifre(yani kırılamayan ) mümkün müdür? NSA ‘ya göre hayır.Ama o zaman TRANSLTR’İ bu kadar süre meşgul eden şey (denildiği gibi Dijital Kale değildir de) nedir?
Ben biraz daha karışık anlattım galiba :) Zaten bu yüzden Dan Brown benden daha iyi :)
Kendini “N” sanan Masum blogger.

Bir de kitabın sonunda merak uyandıran bir şifre verilmiş ve okuyucuların çözmesi beklenmiş.Bakılınca anlamsız görünnen ve zaten öyle görünmesi gereken sayılar şöyle.

85 114 125 105 56 105 125 105 3 21 105 48 105 125 2 36

Benim aklıma ilk önce ASCII kodları geldi.Ama o zaman da çok karmaşık anlamsız birşey ortaya çıkıyor.Kitabın 128 bölümden oluşması ve verilen sayıların maksimum 125olması bu kezde bölümlerle ilgili bir şifre olduğunu düşündürüyor.Fazla zorlamamış bizİ Dan Brown.Sayıların yerine kitaptaki o bölümün ilk harfi yerleştirildiğinde "GÖZÜM ÜSTÜNÜZDE" yazıyor.

Benim gözümde Dan,benim gözüm de senin üstünde. :)



Paylaş
Read On 4 Yorum

Mangrov Ormanları

Perşembe, Mart 11, 2010

İnternetten haber okuyacağım zaman (en azından günde 3 kezdir bu) genellikle Habertürk e bakıyorum.Dün gece uyumadan önce bir bakayım dedim ne var ne yok diye.Pek birşey yoktu.Aman olmasın da zaten.Flash Flash Flash..şeklinde başlayan haberlerden bıktım.Artık hiçbirşeye şaşıramaz oldum.Şaşkınlığımı çaldılar resmen.Neyse çıktım siteden ama uykum da yok hala..Yapacak bişey de yok..Kitap okumaya başlasam uykum gelir belki diye düşünecektim ki "bir de yabancı haber sitelerine bakayım" demiş bulundum.Kendimi Dw-World.de diye isminden de anlaşılacağı gibi bir Alman haber sitesine göz atarken bulmam da çok uzun sürmedi.

Türkiye ile doğrudan ilgili olmasa bile içinde Türkiye'nin de zikredildiği bir haber ilgimi çekti.Mangrove Ormanlarından bahsediyordu.Daha önce duymamıştım bu kelimeyi.Türkiye ile alakalı bir haberde daha önce duymadığım bir kelime,orman kelimesi ile tamlama oluşturunca daha da merak ettim.Oliver Samsoen adındaki kim olduğunu yine bilmediğim adam "Endonezya, Tayland, Hindistan, Vietnam, Brezilya, Türkiye" ve Türkiye gibi ülkelerde Mangrov Ormanları için ağaçlandırma başlattıklarını söylüyordu.İyi de dedim.Ne bu Mangrov.Sonra araştırmaya koyuldum yeniden aynı haberi okumak üzere.Önce neye benziyor bu Mangrov dedim ve görseller araştırdım.İlginç fotoğraflar buldum.Daha önce duymadığım gibi görmediğime de kanaat getirdim.Tabi blogda paylaşmak üzere bilgisayarıma indirdim bir kaçtanesini.Araştırıp paylaşacaktım çünkü ben bunu bilmiyordum ve salak değilim.Bu,herkesin bildiği benim hala haberdar olmadığım bişey değil."Yoksa öyle mi?" diye düşünmedim de değil hani.Ama o anda kulak asmadım kendime.Belki benim gibi ilk kez duyacak birileri olur diyerek araştırmama devam ettim.

"Madem araştırdın,uğraştın.E anlat bakalım Mangrovu.Nedir bu Mangrov?" diyeceksiniz.Hemen cevap vereyim efenim.Ekvator iklim kuşağında ve buna komşu bölgelerde bulunan çamurlu kıyılarda, ırmak ağızlarında ve bataklıklarda sık ormanlar oluşturan ağaç türlerinden meydana gelen ormanlara “Mangrov” adı veriliyormuş.Dünya üzerinde yaklaşık 90 Mangrov türü varmış.Bir de Mangrov yılanı varmış ki kulağıma çok yabancı gelmiyor.Bu ormanlar denizler ile karalar arasında doğal bir set oluşturuyorlarmış.Bu sayede rüzgar sebebiyle yada Med-Cezirle yükselen deniz kıyıya fazla zarar veremiyormuş.Deprem sonrası oluşan Tsunaminin etkisini azaltmak gibi de doğal bir görevi varmış.Sadece Endonezya'da Türkiye'nin yüz ölçümünün yüzde 6'sı kadar büyüklükte Mangrov Ormanı varmış.Hindistan, Pakistan, Sri Lanka, Tayland, Malezya ve Singapur da Mangrov Ormanlarının beşiğiymiş diyebiliriz.



Mangrov Ormanlarında birçok bitki ve hayvan çeşidi yaşıyormuş.Bu ormanlarda yaşayan 72 tür balık'la birlikte Uzun burunlu maymunlar,az önce söylemiş olduğum yılan türü ve daha birsürü kendine has canlılar hayatlarını sürdürüyormuş.Ama bu ormanlar da tıpkı diğer birçok canlı ve sistem gibi insan baskısı altında gün geçtikçe yok oluyorlarmış.İnsanlar bu ormanların ağaçlarını yakmak için kesiyorlarmış,ayrıca petrol çıkarma işlemleri sırasında ortaya çıkan zararlı atıklar yüzünden kuruyorlarmış.Son yıllarda birçok ülke uluslararası düzeyde toplantılar düzenleyerek bu ormanaları koruma altına alma kararı almışlar.Mangrov ormanlarının korunması Küresel ısınma,deniz seviyelerinin yükselme eğilimi,biyolojik çeşitlik ve ekositem zenginliği açısından bakıldığında önümüzdeki yıllarda çok daha fazla önem kazanacağa benziyor.Sevindiğim ve sizinde sevineceğinizi düşündüğüm bir durum var ki o da Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin bu ağaçlandırma çalışmalarına destek veriyor olmaları.Bu haber sitesine tekrar döndüğümde Mangrov ormanlarının değerini daha iyi anlamış biri olarak daha fazla sevindiren bir yazı okudum.Türkiye'deki sahil şeridinin uzunluğundan ve ormansız kıyıların varlığından bahsetmiş.Sonuç olarak yukarda saydığım ülkelerle birlikte Mangrov Ormanları yetiştirmek amaçlı ağaçlandırma çalışmaları Türkiye'de de başlamış.Hadi hayırlısı : )Bu arada İyi ki yabancı basını merak etmişim :)






Paylaş
Read On 6 Yorum

Da Vinci Şifresi -Dan Brown

Cumartesi, Mart 06, 2010


Benim çok uzun zamandır “iyi bir kitap okuyucusu” olduğumu sananlar bu kitabı hala okumamış olmama şaşıracaklar.Ama ne uzun zaman öncedir bu kadar iyi kitap okuyucusuyum ne de yaşım aklınızdan geçen kadar büyük.Daha geçen gün 22 oldum.Ondan önceki senelerde de Öss ,okul ve tembellik yüzünden pek fazla okuyamazdım.Yaklaşık 5-6 ay önce hız verdim okumaya ve bu süre içerisinde 20 ye yakın kitap okudum.Şimdilerde bu alışkanlığım haftada bir kitap ortalamayla iyi durumda sayılır.Birini bitirmeye dakikalar kala,bir saat sonra okumaya başlayacağım kitabı seçiyorum.Da Vinci Şifresi en çok merak ettiğim kitaptı.Bir sonraki kitabın o olacağına karar veriyorum ama elimdeki bitince Da Vinci’yİ daha çok merak etmem için araya başka kitapları koyuyordum.Gerilimi arttırmak için yani.Ya da şöyle düşünebilirsiniz Da Vinci Şifresinden önce okuduğum ara kitaplar,Da Vinci’yi ödül olarak haketmem için yapmam gereken görevlerdi.Ama o kitaplar da süperdi.Da Vinci ye giden yolda önüme çıkan bu engellerin sıkıcı olmasına katlanamazdım çünkü..Bana göre sinemaya uyarlanmış kitapların hemen hemen hepsi güzeldir ama kitaptan sinemaya uyarlanmış filmlerin çoğu güzel değildir.Böyle de bir genellemem var işte.Bu yüzden filmi yapılmış kitapları okumak O filmi izlemedden önce yapacağım bir iş.Filmi izlemediğim için mutluyum.Ama artık onu da izlemek istiyorum.Velhasılı kelam Da Vinci Şifresi dün gece 03.13 itibariyle bitmiş bulunuyor.Bu aynı zamanda Dan Brown’un okuduğum ilk kitabı.Tarzını bilmiyordum.Çok çok farklı.Çok akıcı ve zekice.Şimdi zaten geç kalmışım okumakta.Oturup kitabı övmeye de yüzüm yok.Herkes biliyor zaten.Ben mükemmel olduğunu söylemekle yetineyim.Ama Dan Brown’un bu kadar geniş araştırması ve olayların büyük bir bölümünün gerçeklere dayanması kitabı daha dehşet verici hale getirmiş.Hemen Dijital Kale ye başladım zaten.Yok ondan önce kendime görevler vermedim.Çünkü Dijital Kalenin ödülü Kayıp Sembol olacak. Ne güzel görev değil mi :)



Paylaş
Read On 4 Yorum

Hiç Bu Kadarını Bekliyordum !

Salı, Mart 02, 2010


Sivil Savcılık ile Askeri Savcılık arasındaki düello dün itibari ile bitti.Sivil Savcılığın “Darbe Planı “ Genelkurmay’ınsa “Kağıt Parçası “ dediği ,Akp ve Gülen’i bitirme amaçlı irtica eylem planınının askeri savcılıkta da incelenmesi sonucu “Kağıt parçasının belge olduğu,belgenin fotokopi olmayıp gerçek olduğu ve aylarca tartışılan imzanın ıslak olduğu” teyit edildi.Ayrıca Askeri Savcılık, Cami bombalanması gibi eylemlerin yapılacağı “Balyoz “ a “Darbe Planı” dedi.Bunun sadece “Tatbikat” olduğu söyleniyordu.Açıkçası hiç bu kadarını bekliyordum.


Daha önce kendisinin hazırladığı rapora Açılım sürecinde şiddetle karşı çıkan Chp ve Deniz Baykal fena sıkıştı bu kez.Tek başına barajı geçemeyeceğini anlamış olan Chp,kendisi gibi baraja takılacağı ortada olan Hadep’le ittifak yapıp birlikte seçime girmek için görüşmeler yapmışlar.PKK destekçisi olduğunu O dönem de inkar etmeyen Hadep’in bilinen isimlerinden değil de ,milletin Pkk’lı olduğunu çakmayacağı militan da olsa 20 kişiyi verin milletvekili yapalım dediği böylelikle sizde meclise girersiniz biz de diye düşünerek defalarca görüştüğü ortaya çıktı.Böyle bir görüşme olduğunu inkar eden Baykal,kendi partisinden olan şahitlerin itiraf konuşmalarıyla iyice köşeye sıkıştı.Aylarca gerilim yarattığı,krizlere soktuğu ve yalan söylediği için üzülerek söylüyorum ondan hiç bu kadarını bekliyordum.

Fenerbahçe Alex’e 2011 de bitecek sözleşmesinin ardından hemen takımın hocalığını yapmasını teklif etmiş.Hiç bu kadarını bekliyordum ama adama yazık ederler o daha 2016 ya kadar futbol oynar.Bence Fenerbahçe yarından tezi yok Guiza’ya hocalık teklif etsin.Zira Guiza futbol’u bırakalı iki üç yıl olmuş.Zaten Aziz Yıldırım 18 milyon doları bayılıyorlar,teknik direktörü de aradan çıkartmış olur.Adamın Fener’e geldiğinden beri tek yaptığı Alex gol attıktan sonra koşarak topu orta noktaya getirmek.

Yapılan uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan ve 4 gündür gözaltında olan ünlü şarkıcı Tarkan serbest bırakıldı.Kullanıyormuş sadece.Bu yüzden pişmanmış ama cevresindekilere uyuşturucu temin etmediğini söylemiş.Bir insan neden uyuşturucu kullanır anlayamıyorum.Ve “bir insan neden uyuşturucu kullanırın” kaçına Tarkan cevap verebilir onu da bilmiyorum.Bedeni çürütmek mantıklı bişey gibi görünmüyor.Bu arada Rusya'nın Rostov kenti hayvanat bahçesindeki bir şempanze, sigara ve bira alışkanlığından kurtulması için rehabilitasyon merkezine gönderilmiş.Zavallı hayvan gelen geçenden alkol ve sigara dileniyormuş.Kim bilir ne derdi vardı hayvan oğlu hayvanın.Baba olduktan sonra başlamış içmeye .Eeee bu devirde aile geçindirmek zor.Türkiye de olsa kapalı alanda sigara içmekten 62 tl cezayla kurtulamayıp hapse bile atılırdı.Hepten biter hayatı.Rusya iyidir kal orda.

Facebook ve Twitter bir çok ünlü ismin de kullandığı sosyal paylaşım platformlarından ikisi.Daha önceleri Beyaz Saray’ın twitter da yer aldığını biliyorduk.Obama’nın twitterda olduğunu da.Başka hangi ülkelerin böyle resmi kurum ve kişilerinin facebook ve twitter hesabı var araştırmadım ama bizim Dışişleri Bakanlığı da Facebook ve twitter dan deneme yayınlarına başlamış.Ne diyelim Farmville den bahçe edinip ekip biçen Dışişleri bakanlığı Tarım Bakanlığı ile kriz yaşamaz umarım.Dışişlerinin Bahçesi Tarım bakanlığına bağlanırsa belki bu sorun da çözülebilir.Hiç bu kadarını bekliyorduk. Ayolon’un Arkadaşlık isteğine ignore yanıtı verilecek mi? Dışişlerinin “ Aşkın Rengi ne?” testinin sonucu ne çıktı hepsi merakla beklenen gelişmeler.Kısaca Fd bunu beğendi.

Sadakatsiz erkeklerin IQ seviyelerinin eşlerini aldatmayanlardan düşük olduğu ortaya çıkmış. "Social Psychology Quarterly"nin mart sayısında yayımlanan araştırması, IQ seviyesi yüksek erkeklerin, tek eşliliğe kendilerinden daha az zeki erkeklere oranla daha fazla değer verdiklerini ortaya koyuyormuş.Eee bunun için araştırma yapmaya gerek bile yok ki.Gelip bana sorsalardı söylerdim.Aldatan erkek aslında aldatamamıştır.O zeka onda yok demektir.Aldatabilmiş erkekse yüksek zekasıyla bunu gizleyebilmiştir.

“Alıç” meyvesi kanseri önlüyormuş.Ah ah az mı yerdim ben.Saatlerce ağacın başında otururdum.Karnım ağrıyana kadar yerdim.Bunu da yeni öğrendim.İçerdiği antitoksidan madde ile kansere karşı koruyucu etki oluşturuyormuş.Birde yemişen vardı.Kırmızı.Bide it maydanozu dediğimiz ot vardı.O otlar kuruyunca gövdesinden kendimize atacak yapardık.Dikenli ağaçlarda bütün günümüzü geçirir ceplerimize doldurduğumuz yemişen çekirdeklerini atacaklarla uzaklara fırlatırdık.Boru şeklindeki atacağın içine üflediğimiz çekirdek 15 20 metre ilerdeki hedefi vurabilirdi.Davin ağaçları ve çekirdekleri de aynı şekilde.Ah ah ne günlerdi.

İtalya’da Fifa 2009 oyununu oynayan eleman takımın taktiği konusunda babasıyla girdiği tartışmadan babasının ensesine bı-ç?a!k (Mozaikledim) saplamak suretiyle katil olarak ayrılmış.Counter Strike oynadığından da eminim bu çocuğun.Öldürdükten sonra gidip babasının doğduğu yere bakmış mı onu da merak ediyorum(Bu oyunu oynayanlar ne demek istediğimi anladı.Bilmeyenler farklı anlam çıkarmasınlar diye söylüyorum).Olur böyle vakalar.Şiddet oyunlarının psikolojik olarak insanı rahatlattığını düşünenlere karşı gerçek bir şiddet oyunu hayal ediyorum böyle vurdulu kırdılı,ağzını burnunu dağıtacağım.Töööbe tööbee.Bu haberden sonra hep beraber hiç bu kadarını beklediğimiz bir başka olaya geçiyorum.Romanyada 17 yaşındaki genç (sanki bu yaşta ihtiyarı varmış gibi) çok fazla Counter Strike oynayarak vakit geçirdiği için üvey annesinin interneti yasaklaması ile sinir krizleri geçirmiş ve annesini bıçaklayarak öldürmüş.Öldürdükten sonra internet kafeye gidip oyun oynamaya devam etmiş.
Öff yeter bu kadar iç karartıcı haber.Hatta bugünlük bu kadar yeter diyorum.Bir başka “Hiç bu kadarını bekliyordum” yazısında görüşmek dileğiyle mutlu kalın esen kalın.


Paylaş
Read On 11 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    8 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar