Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Film Sepeti 8

Cuma, Haziran 25, 2010

Neden film sepeti hazırlamıyosun diyenler,film izlemiyor musun diyenler ve bir de izliyorum dedikten donra "Hııı bak o zaman şunu izle? Bi de bu, bi de bunu.." diye öneri de bulunanlar bu sepet öncelikle sizin için.Henüz dizi tekliflerini (hehe çok komik) değerlendirememiş olsam da söz veriyorum en kısa zamanda önerdiklerinizi de izleyip merak ettiğiniz yorumlarımı sizinle paylaşacağım.Film sepeti yazmayalı uzun zaman olmuş valla bakalım neler izlemişim :)



İRON MAN 2


İlk önce İron Man 2 den bahsedeyim.Film izlemek için sinemayı ender kullanan insanlardanım.Tek başına film mi izlenir sinemada ben naapimm yani,evde canım isterse oturur çoğu zaman kendi başıma izlerim.Film sırasında muhabbetten nefret ederim o yüzden severim aslında tek izlemeyi.Ama son zamanlarda yaz okulu sebebi döndüğüm için evdeki arkadaşla ve bir de başka bi arkadaşla akşamları projektörü kuruyoruz evde sinema keyfini yaşıyoruz.Uzanıyoruz koltuğa kanepeye oH mis gibi.Neyse efenim işte bu okul bitti biz memlekete dönecez o "bir de başka arkadaş" dediğim arkadaş dedi ki senle birlikte Kahraman Maraş'a gidelim.Orda benim bi arkadaşım var öğrenci.Kalırız bi gün.Gezeriz Maraş'ı sonra da senin Memlekete geçeriz ordan." dedi.Ben de "Bana uyar" dedim ve birlikte Maraş'a gittik.Akşam sinemaya gidelim dediler "Tamam" dedim(çokuysalımdır).Ama bu İron Man'in sinema ayarlama işini anlatmam lazım.Şimdi film gösterime gireli epey zaman olduğu için her sinemada yok.Dedik ki arayıp soralım sinemaları.Aradık bi kaç tane.Son aradığımız bizi başka birine yönlendirdi.Son olarak onu aradık.Abi "AYRON MEN" var mı dedik.Yoo geldi gitti dedi.Kapattık.Aynı yeri tekrar aradık.Abi Demir adam var mı dedik.VAR. dedi.Burdan bu abimize Türkçe'ye duyduğu hassasiyetten ötürü tebriklerimizi göndersek muhtemelen buna anlam veremeyecektir.O yüzden "Kolay gelsin usta naber işler nasıl diyor" ayrılıyoruz abimizden.Valla açık söyliyim ben iron Man 1 i izlemedim.Arkadaşlar aylardır bekliyo oldukları için gitmek durumunda kaldım.Ama iyi ki de gitmişim.Birincisini izlemiş olmanız gerekmiyormuş görmüş oldum.Gayet güzel bir filmdi.Sinemada izlenmeye değerdi.Ama zaten artık sinemalarda yok.Olsun sanırım İron Man 3 yolda.Robert Downey'i Sherlock Holmes'ta çok beğenmiştim.Yine acayip yakışmış bu rol ona.Bir eleştiri yapıp diğer filme geçeyim.Filmin en can alıcı en tansiyonu yüksek sahnesi yani finali nasıl desem biraaazzz,biraz sönük kalmış,kısa olmuş,uzatsalardı,azıcık nefes nefese kalsaydık daha süper olacaktı.Ama genel itibariyle güzel filmdi.İzleyin.

YASAK BÖLGE 9

Yasak Bölge 9 film izlediğim en sıradışı filmdi diyemem ama onlar arasında diyebilim."Bir uzaylı filmi mi?" diye burun kıvıran filmseverler bence bu filmde önargılarını azıcık bi kenara bıraksınlar.Sıradışı bir uzaylı filmi evet.Uzaylılara farklı bir bakış açısı getirmiş.Hep bizden daha medeni sanılan uzaylıları aç sefil yabani ama teknoloji olarak geride olmayan varlıklar olarak sunmuşlar.Olaylar uzayda değil dünyada gelişiyo ve yer olarakta bugünlerde Dünya Kupası sayesinde aşina olduğumuz ,Vuvuzela illeti yüzünden keşke tanımasaydık dediğimiz Güney Afrika'nın Johannesburg şehri seçilmiş.Filmde ben uzaylılar üzerinden insanlara bir mesaj göndermek istedikleri izlenimini aldım.Ne bileyim Amerika'nın işgal ettiği topraklarda insanlara davranış biçimini bu filmde uzaylılara davrandıkları gibi hayal ediyorum hep.Amerika üstü kapalı bir şekilde eleştirilmiş gibi.Devamı gelecek sanırım.Çıkarsa izlerim. İsterseniz burdan izleyebilirsiniz.

AJAMİ


Ajami adlı filmi duydunuz mu hiç.Ben izlemeye başladığımdan 5 dakika öncesine kadar hiç duymamıştım.Türkiye'de pek bilinmiyor.Sebebi İsrail yapımı olmasından mı acaba.Tamam boykot ediyoruz bu filme para vermenizi istemem zaten ben de internetten izledim.İsrail yapımı olmasından dolayı izlemekte tereddüt ettim ama film hakkında yapılan yorumlara bakınca İsrail sempatizanı bir film olmadığını hissetim.Almanya İsrail ortak yapımı bu film Oscar'a en iyi yabancı film dalında aday gösterilmiş.Arap ve Yahudi ilişkilerinin anlatıldığı film bölgenin durumu hakkında pek iyi olmasada gerçekçi bilgiler veriyor.Tarafsız bir film olduğunu tekrar söylüyorum.Çünkü hala benim izlemeden önce yaşadığım tereddütleri yaşadığınızı hissedebiliyorum.Ben izledim ve rahatlıkla söylüyorum izlediğim en iyi duygusal filmler arasına girdi.Bölge insanının bir yandan işgal altında olması diğer yandan kendi töreleriyle başa çıkmak zorunda olması çok dramatik bir örnekle gözler önüne serilmiş.Amcasının işlediği bir cinayete karşılık ölen kişinin akrabaları o aileden genç birini öldürmeye karar vermiştir.Omar, 19 yaşında kendi işlemediği bir suçun cezasını canıyla ödemeye mahkum edilmiş genç bir delikanlıdır.Araya sözü dinlenen kişileri koyarlar ve anlaşmaya çalışırlar ama Omar'ın canını isteyen kişiler öldürmekten vazgeçmek karşılığında büyük bir kan parası isteyince Omar parayı bulmak için yasadışı yollara başvurmak zorunda kalır.Kısa süre içerisinde bu parayı kazanamazsa öldürülecektir.Aslında Omar'ın hayatı annesi ,yaşlı dedesi ,küçük kardeşi ve sevdiği hristiyan kızın hayatıdır .Tehlikedeki hayatlar,ucuz ölümler ve imkansız bir aşk.Filmiz özeti bu.

Görüşmek dileğiyle iyi seyirler.

Read On 6 Yorum

21.Yüzyılda Türkiye 2

Pazartesi, Haziran 21, 2010

Çoğu eski CIA ajanı olan 70 analistin görev yaptığı "Gölge CIA" olarak anılan,Pentagon dahil bir çok kuruluşa danışmanlık yapan Dünyanın Lider özel istihbarat kurumu Stratfor'un(Strategic Forecasting) kurucusu ve CEO'su George Friedman'ın "Gelecek Yüzyıl" adlı kitabında Türkiye'ye dair öngörüler oldukça dikkat çekiciydi.Ben de Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren kısımların altını çizmiştim.Bunlardan bir kaçını daha önceki yazımda paylaşmıştım.Şimdi de ikinci bölümünü paylaşıyorum.İşte Friedman'ın tüm dünyada büyük ses getiren kitabından Türkiye'ye dair ayrıntıların ikinci kısmı.


Türkiye, Rusya geriledikçe, kararlılıkla kuzeye, Kafkaslara doğru ilerleyecek. Bu ilerleme kısmen askeri müdahale ve kısmen de siyasi ittifaklarla gerçekleşecek. Yine aynı derecede önemli olarak Türkiye’nin etkisinin çoğu ekonomik anlamda olacak-bölgenin kalanı kendisini yeni ekonomik güçle bağlantı kurma ihtiyacında hissedecek. Türk etkisi kaçınılmaz olarak kuzeye doğru yayılacak,Kafkasları aşarak Rusya ve Ukrayna’ya ulaşacak ve siyasi olarak istikrarsız olan Don ve Volga havzalarında kendisini öne sürerek oradan da doğuya,Rusya’nın tarımsal kalbine doğru ilerleyecek.Müslüman Türkiye,Müslüman Kazakistan’ı etkileyecek,Türk gücünü Orta Asya’ya yayacak.Karadeniz,bir Türk gölü haline gelecek,Kırım ve Odesa,Türkiye ile ticaretini önemli oranda arttıracak.Bu bölgede yoğun Türk yatırımları olacak (208-209)

Ruslar zayıfladıkça,Balkanlar’daki müttefikleri de zayıflayacak ve bölgesel dengesizlikler meydana gelecek.Yeni bölgesel güç olarak Türkiye,bu geniş istikrarsızlık dolayısıyla Balkanlara girecek.Türkiye’nin tarih boyunca hem bir kara gücü hem de bir deniz gücü olduğunu hatırlatmak gerekir .Herhangi bir Avrupa gücünün Boğaziçi’ne yaklaşması,Türkiye için o kadar tehlikelidir.Boğaziçi’nin Türk kontrolünde olması,Avrupa güçlerini Balkanlardan çıkarmak,ya da en azından onları kararlılıkla engellemek anlamına gelir.Bu nedenle,Balkanlar’a girmek,Türkiye’nin önemli bir bölgesel güç olabilmesi için gereklidir.2040’ların ortalarında Türkiye gerçekten de önemli bir bölgesel güç olacak.Rusya ile Türkiye’ye tarımsal ürün ve enerji sağlayacak derin bir ilişkiler sistemi kuracak.(210)

Türkiye,Güneydoğu Avrupa’daki Amerikan müttefiklerini de çevreleyecek ve büyüyen gücüyle İtalya’da bir güvensizlik hissi yaratılacak.Eskiden beri istikrarsız olan Mısır bir iç kriz ile karşılaşacak ve Türkiye’nin de lider bir Müslüman güç konumunu kullanarak ülkede istikrar sağlamak adına Mısır’a girmesi ise kırılma noktası olacak.Mısır’da aniden Türk arabulucuları baş gösterecek,Süveyş Kanalı’nı kontrol altına alacak ve Türklerin geleneksel olarak hep yaptığı şeyi yapabilecek pozisyonda olacaklar:Batı’ya,Kuzey Afrika’ya doğru ilerlemek.Eğer Türkiye bu fırsatı iyi kullanırsa Batı Avrasya’da belirleyici bir güç olacak.(211)

Türkiye,Polonyalıların,Hintlilerin,İsrail’in ve her şeyden çok ABD’nin korkusu haline gelecek(214)

Akdeniz’de Türklere karşı direnebilecek tek güç Amerika olacak.Ve Amerikalıların eğilimi giderek bunu gerçekleştirmek yönüne kayacak,zira onlar da bİr Avrasya gücünün kurulmasını görmek istemeyecekler. (218)

Polonya bloğunun gelişim oranı oldukça şaşırtıcı olacak ve Türkler sadece Polonya bloğundan değil,Amerika’nın ta kendisinden gelen bir meydan okumayla karşı karşıya olduğunun farkına varacak.Almanlar ise bu krizi çok yakından kaygıyla izleyecekler,açıkca Türkleri destekleyecekler.Polonya bloğunun başarısı Almanya için hem kısa vadede hem de uzun vadede birçok tehdit oluşturacak.Bu yüzden Türklere mümkün olan her şekilde yardım etmek Almanların çıkarına olacak. (219)

Amerikalılar Polonya bloğunu silahlandırıp Türklerle çarpışma konusunda destekleyecekler.Hintlerin ise Hint Okyanusu’nda güçlerini arttırmasına yardım edecekler.Çinlileri ve Korelileri güçlendirerek Pasifik ve Akdeniz’de Amerikan güçleri kuracaklar.Japonya ve Türkiye’nin gelişimini engellemek için onlara karşı doğrudan harekete geçmeden yapabileceği ne varsa yapacak.(220)

Amerika bu stratejide her zaman kendi kaderini tayin edecek ve demokratik değerlere başvuracak,Japonya ve Türkiye’yi ulusal iradeyi baltalayan ve insan haklarını ihlal eden saldırganlar olarak sunacak.Türklerin ezeli düşmanı Yunanlılar ise Amerika ile sıkı bir ittifak kurarak bu çabaları destekleyecek.(221)

Amerika’nın gelecek planlarının üç Savaş Yıldızı sistemi oluşturmak şeklinde olacağına inanıyorum.Ana Savaş Yıldızı ekvator üzerinde,Peru sahilleri civarında eşzamanlı bir yörüngede olacak.İkinici Papua Yeni Gine,üçüncüsü ise Uganda üzerinde olacak.Üçü de dünyayı üç eşit parçaya bölen mesafelere yerleştirilecek.Pek çok ülke bu Savaş Yıldızı sistemlerinden hoşnut olmayacak.Ancak özellikle de Japonlar ve Türkler alarma geçecek.Zira Savaş Yıldızı sistemlerinden biri Türkiye’nin,diğeri ise Japonya’nın tam güneyinde olacak.Bu sistemler iki ülkenin de başına dayanmış birer silah olacak.Savaş Yıldızları Türkiye ve Japonya’yı işgal edemeyecek ama iki ülkeyi de kıskaç altına alacak.(224-225)

Amerikalılar iki ülkenin de 2020’deki konumlarına dönmelerini beklemeyecek,ama daha fazla gelişmelerini engellemeye çalışacak.Amerika ne Japonya ne de Türkiye’yle savaşa girmeyi düşünecek.Amacı sadece dinamizmlerini kaybederek Amerikan taleplerine karşı daha yumuşak hale gelene kadar zorlamak olacak.(226-227)

Uyum imkansız hale gelecek.Amerika’ya verilen her ödün beraberinde yeni Amerikan taleplerini getirecek.Japonya ve Türkiye’den gelecek her olumsuz yanıt ise Amerika’nın korkularını arttıracak. (234)
Read On 2 Yorum

Naber Dünya 2

Cuma, Haziran 18, 2010

2001 de "Harry Potter ve Felsefe Taşı" ile seyircilerle buluşan serinin 7. ve son filmi 19 Kasımda sinemalardaymış.Ben bu serinin çoğu filmini izlemedim henüz ama izlemediği için "izlemeyin,izlenmez,çocukca,izlemem" diyenlerden de değilim.Son film gösterime girmeden diğerlerini baştan alıp izlemek istiyorum.Sonuçta bu kadar çılgın bir kalabalık tarafından okunuyor izleniyor ve bekleniyorsa o filmde bişey yok diyemezsiniz.Elektrik faturasını ödeyemeyip ilk kitabını kafede orda burda yazan,kadın olduğu için okuyucu kitlesinin sınırlı olacağını düşünüp ilk kitabında adının kısaltmasını kullanan,daha 6 yaşında yazdığı bir öyküden hayal gücünün ne kadar geniş olduğunu gösteren,kısacık bir zamanda İngiltere Karaliçesine servetiyle fark atan bir kadın var ortada.Kadın hayatını yazsa roman olur film olur ve gayet güzel de rekor kırar.Gözlüklü şişman suskun ve hor görülen bir kızın,yumruk yeme paranoyasıyla lens takıp,hayalgücüne dayanan hikayelerini çevresine anlatan,konuşkan,saygı duyulan ve zengin bir kadın olma hikayesi.Bakın bu kadar küçük bir cümle bile heyacan uyandırıyor.Nasıl roman olmasın niçin filmi çekilmesin.




Vuuuuuuuuuuuvuzzelaaaaaaaaaa !!!
Allah'ım bu nasıl bir çalgıdır.İnsanın calıp kaçası geliyor.Notası yok,ritmi yok bi sesi var o da olmaz olsun.Ben sesi kısıp izliyorum yine de nevrim dönüyo.Futbolcuları felan düşünemiyorum bile."Vuvuzela terörü" kavramını atayım mı piyasaya.Bak atarım ha.Valla yani bu sesi ben birbuçuk saat dinledikten sonra adam öldürsem araya kaynar,kimse görmez duymaz bilmez kim vurduya gider vs gibi psikolojik manyaklıklara gönlümü kaptırırım.Bir de Üründül var ki Vuvuzela halt etmiş.İkisinden birini seç deseler "Üründül gitsin" derim :) Ömer Amca ne işin var bu yaşta Güney Afrika'da.Hacca git sen hacca.






20 nisandan bu yana Meksika Körfezinde British Petrolium'un beceriksizliği sonucu denize 4 bin tona yakın petrol yayıldı.Canlılar hergeçen gün ölmeye devam ediyor.Obama kendisine bu işe bir çözüm bulması konusunda yapılan baskılara dayanamayıp "Kimin kıçının tekmelenmesi gerektiğini bilmek istiyorum" diyerek ağzını bozdu.Bp de özür mahiyetinde bir açıklama yaparak olayın telafisi için 20 milyar dolar fon ayırabileceğini belirtti.Aslında Amerikanın çokta umrundaydı.O "para" dedin mi susar.Bu arada Güney Okyanusu'nda yaşayan ispermeçet balinalarının her yıl dışkıları sayesinde 400 bin ton karbonu yok ettiği ortaya çıkmış.Bu hayvanlar dışkılarıyla bile dünyaya hizmet ederken bizimkiler Dünyanın içine ediyor.Birilerinin kendilerini ispermeçet balinası sanarak Dünyanın içine eden bu insanlara dur demesi gerekiyor.Kıçlarını tekmelemek, onlarıkazandıkları servetin üzerine yüzüstü düşmesine yol açmaktan başka bişe yaramaz.




Geçen bi haber gördüm.Fenerbahçe Klasnic'i transfer edebilmesi için fiyatının artmamasını,fiyatının artmaması için de Dünya Kupasında kötü performans ortaya koymasını istiyormuş.Oynanan maçlardaki berbat performansı Fener'in yüzünü güldürmüş.Valla bu haber de benim yüzümü güldürdü.Topa vuramayan futbolcu istiyorsanız,Guiza'yı neden satıyosunuz Hacı ? :)







Ntv muhabiri Ahmet Ergen adrese dayalı nüfus sistemi üzerinden bir araştırma yapmış.İsim haritasını çıkartmış ortaya çok enteresan sonuçlar çıkmış.Türkiye'de ilk 4 şu şekildeymiş;Mehmet, Fatma, Mustafa, Ayşe...Burada bi enteresanlık yok.Zaten uzun süredir bu böyle.İlginç olan yanıysa,insanların çocuklarına televizyon dizisi kahramanlarının ismini vermiş olmaları.Şimdi burda bi duralım.Tamam bir dizi kahramanının adını koydun diyelim çocuğa,e senin bu kahraman gittikçe sapıtmaya başladı,yumuşadı yumuşadııııı>> travesti rolüne geçti.Olamaz mı olur.Yönetmen ne isterse o olur.Memati,Polat,Abdülhey...Tamam bu adamlar kendilerine güvennip kurşuna kafa uzatan adamlar ama sen neden güveniyorsun yönetmene.Bir de o kada rilginç isimler varmış ki,Normal bir ismim olduğu çin kendimi şanslı hissettim.Azrail,İmsakiye,İkramiye,Demokrasiye,Şişe,Dıbistan..

Abicim yapmayın etmeyin Azrail konulur mu bee. "e ama melek ismi". "Senin oğlun melek mi".Yok düşünüyorum da kız oldu önce adını Azra koydu,erkek olunca da Azrail olsun,hem melek ismi neden olmasın yaaa".Yıllar sonra:"Azrail gel","Anne azrail geldi","Azrail oğlum şu televizyonun kumandasını uzatırmısın" gibi muhabbetler hiç hoş durmuyo tabi.E bi de yıllar yıllar sonra; "Senin baban bir melekti yaurummm" felan.Potansiyel seri katildir benim için bu çocuk.Bence böyle isme izin verilmemeliydi.Allah analı babalı büyütsün diiyecem ama babası doğum sırasında öldü denmesinden korkuyorum.Hani "Azrail gelmiş felan espri yaptım gülün lan".

İmsakiye var bide,muhtemelen ramazanlıkta doğmuştur,adam sahur vakti Nihat Hatipoğlu felan dinliyosa,içindeki çoşkuyla "İmsakiye" olsun hanım demiştir.

Diğeri daha komik;Demokrasiye."Çocuğun adı için ne düşünüyorsunuz?" ,"Valla hanıma söyledim.Erkek olursa Demokrasi,kız olursa Demokrasiye koyacam.Demokratik açılım sürecimiz mübarek olsun.Devamı gelecek.6 Oku tamamlayacaz inşallah.Her ilkeden bir kız bir erkek istiyoruz.İlkeler bitince de duruma göre bakarız.Gençliğe hitabeden isim ararız.Yegane,tersane felan neden olmasın"

"Şişe ve Dıbistan" için hiçbişey demiyorum.Neden Şişe yani.Kıçında Paşabahçe mührü mü vardı?
Read On 2 Yorum

Çizmeyi Aşan Kurbağa

Pazartesi, Haziran 14, 2010

Bi keresinde ayağımı soktuğum çizmenin içinden kurbağa çıktı.Daha doğrusu "çıktı" demeyeyim de tiksinme refleksi ile onu yerden yere çaldım.İlk kez bir hayvanın ölmeyi hakettiğini düşündüm.Öldümü bilmiyorum ama kızgınlığımın doruk noktasında attığım tekme onu yaşatmamaya yönelikti.Hayır hiçbişey olmamış gibi zıplaya zıplaya gidemezdi zaten."Şakaaa yaptıııımm " diyerek alkış çalmasını da beklemedim.Bastım tekmeyi.Ölmemişse de sakat kalmıştır.O gün bugündür,çizme pek giymem.Giysem de önce mutlaka ters çevirir,bir de üstüne elimi sokar bakarım.Onun dışında kurbağalara pek bi garezim yok.Merhametliyimdir normalde ama "Girmeyin lan elimizi ayağımızı soktuğuz şeylere".Hayır ben ki her fırsatta savunurum kurbağaların hakkını.Mesela kıçlarına çubuk sokup şişiren çocukları dövmüştümlüğüm var." Sizin kıçınıza soksalar ne düşünürdünüz" diye de sordum onlara.Yani "enpati" yoluyla onları da bilinçlendirmeye çalıştım ama ne oldu.Siğil onlarda değil ben de çıktı.Görenler de "kurbağayla mı oynadın" dedi.Yok artık benden uzak durun.Özür felan da dilemenizi istemiyorum.Belli ki çubuk olayından hoşnutmuşsunuz.Sırf bu mazoşist fantaziniz bile benden uzak durmanız için yeterli bir sebep.Ne haliniz varsa görün.
Read On 11 Yorum

PES artık Guiza !

Pazar, Haziran 13, 2010

Guiza ile ilgili o kadar söylenecek şey var ki? Ve hali hazırda o kadar çok şey söyledim ki? Ama bu kez ben susuyorum.Yorum yapmıyorum.Yazmak yerine bir video hazırladım.O herşeyi anlatıyor.Pes artık dedirten gerçek guizaya adanmış bir çalışma.İyi seyirler. :)

PES artık Guiza ! from Fatih Fatih on Vimeo.

Hazırlayan : Kısaca Fd

Read On 0 Yorum

Bir Fikrim Var !

Cuma, Haziran 11, 2010


Her İsrail pisliğinden sonra bir boykot furyası başlar ve en fazla 10 gün sürer.Bunlar bunlar bunlar İsrail malı efem.Alırken dikkat.Paramızı müslümanlara sıkılan kurşunlara vermeyelim.Barkod numarası 729 ile başlayan malları almayın.İşte o mallar.İşte alternatifleri vs.İsraile tepkimizi gösterelim.İnsanlığın durma noktasından daha gerisinde olan Gazzeli ve filistinliler için bunları almayalım.vs vs vs.




Tamam herşey güzel.Duyarlılık muhteşem.Ama sürekli değil bu tepki.O yüzden yaptığı her pislik 10 günü geçmiyor İsrailin yanına kalıyor.Son olaydan sonra yani yardım konvoyuna yapılan saldırı ile 9 vatandaşımızın katledilmesinden sonra posta kutumuza doluşan maillerde, bloglarda,facebook'ta,twitter'da ve bu bu gibi sosyal paylaşım sitelerinde oradan oraya gönderilen boykot çağrılarına bakın,boykot edilecek malların listelerine,duyarlılığa çağıran yazılara bakın.Hepsi ama hepsi aylar önce bir bayram sabahı Gazze'nin altını üstüne getirip çocuk yaşlı kadın demeden önüne geleni öldüren İsrail'i yaptığı bu iğrençik,bu pervasızlık,bu utanmazlık dolayısıyla kınadığımız ve boykot için kullandığımız resimlerin ta kendileridir.O listeleri biz o bayram sabahından sonra da hazırlamış değiliz.Onlar yıllardır her pislikten sonra ortaya çıkan listeler ve yazılardır.



Çabuk unutan bir milletiz.Bunu en iyi bilen de Türkiye'nin düşmanları.Bu unutkanlığımız o kadar büyük boyuttaymış ki İsrail "Çok geçmeden unuturlar" diyerek Anadolunun her köşesinden çocukların okul harçlığını, annesi babası öldürülmüş Filistinli kardeşlerine teslim etmek için giden gemilerdeki Türk vatandaşlarını öldürmekten bile çekinmedi.Öyle ya "Biz unuturuz zaten".Gerçekten de öyle oluyor.İsrail mallarına boykot çağrıları,yazıları her geçen gün azalıyor.Bir kaç gün içerisinde de saldırıdan öncekinden daha az yoğunlukta "boykot" haberleri duyacağımızı tahmin ediyorum.Boykot haberleri yüzde doksan düşmüş vaziyetteymiş zaten.Herkeste bir yorgunluk var.Fazla mı yüklendik?.Abarttık mı? Yaptığımız doğru mu? İsrail haklı mı yoksa? İnanın bunları soranlar düşünenler var.Merhametli bir milletiz.Kin beslemiyoruz.Yapamıyoruz bunu.Affetmek büyüklük bizim için.Ama yapılanlar masum şeyler değil.İsrail'in haklı olduğu tek bir durum yok. Neyse bu konulara girmek değil niyetim.Hadi yeniden paylaşalım o resimleri de değil.Yöntem yanlış demek için yazdım bu yazıyı.Başka şeyler denyelim.Olaylara bir de farklı açıdan bakmaya davet etmek için yazdım.Bu işler böyle olmuyor demek için.



"Şu malları almayalım", "barkod numarası 729 ile başlay...", "alırken dikkat", "Almayalım...","...almayalım...","...almayın!" şablonuna sahip cümlelerle yapılan uyarılar,sloganlar hep "almak" VE "Tüketmek" üzerine kurulu.Ama "Bu malları SATMAYALIM" demiyor kimse.Satmazsanız alamazlar.Bir müşterinin duyarlılığı tek bir kişiyi kapsarken,bir marketin,dükkanın,mağazanın hassasiyeti onun tüm müşterilerini kapsar.Bence yapılması gereken bu."Lütfen bu malları satmayın" demeliyiz.Hatta bir sivil toplum hareketi başlatmalıyız.Boykot işlerinin hedefine ulaşabilmesi açısından bir kurul,bir sivil toplum örgütü kurmalıyız.Bir devletin diplomatik yollarla "İsrail malı almıyoruz" demesi her zaman karşıdaki devlete zarar vermez.Bazı durumlarda baltayı kendi ayağımıza vurmuş oluruz.Kınayalım derken neden kendimizi cezalandıralım ki.Bunu sivil bir hareket olarak gerçekleştirmeliyiz.Gönüllü olarak boykota katılan ve "hiçbir israil malı satmıyorum" diyen dükkana,markete,mağazaya... kurulan bu sivil toplum kuruluşunun denetimiyle "Bu işyerinde(dükkan,büfe,market,restoran,mağaza...) hiçbir israil malı satılmamaktadır" şeklinde bir belge verilmeli.Bu kurulun imzası olan bir tabela bu işyerinin kapısına duvarına asılmalı.



Bu yöntem bence kaba taslak bu şekilde olmalı.Başka önerileri olanlar.Şu şu şu da olmalı diyenler fikirlerini söylesin.Bana göre bu yöntem "ALMAYIN" demekten daha etkili olacaktır.Unutmadığımızı gösterelim ve yaptıklarının yanlarına kalmayacağını kafalarından çıkarmasınlar.Yaptıklarının cezasını fazlasıyla çeksinler.Kime kafa tuttuklarını görsünler.Benden bu kadar.Kendinize iyi bakın.

Read On 2 Yorum

Most Moroney

Salı, Haziran 08, 2010


Bugün adamın biri, yere tükürürken gördüğüm Onyüzbinininci "canlı" oldu.Kaldırımın ortasında sap gibi duruyor olması da onun nasıl bu kadar özel biri olabildiğini açıklıyor .Herif gerçekten onyüzbininci olmayı hakediyor diye düşünüyorum.Tabi bu özel(!) canlıya süpriz bir armağanımız var.Tüm blog aleminin son derece ciddi bir şekilde çalışıp güzel bir ekip çalışmasıyla tüm tükürülmüş tükürükleri bira araya getirip,10 aylık torunlarını sigortalı gösteren indire Gandhiler klübü üyelerinin kullanmadıkları havuzlu evlerinin havuzunda topladık ve bu özel canlıyı en sevmediği kişi ile bu eve bir haftalığına tatile göndermeye karar verdik.Günde 3 vakit havuza girmenin zorunlu olduğu bu evde tatil yapma hakkını kullanmama gibi bir hakkı da anayasayla kaldırdık.Bu canlıya tüm blog arkadaşlarım adına iyi tatiller diliyorum.Güneş kremi olarak düşündüğümüz maddenin ne olacağının kararı ise tüm blog aleminin saklı hakları arasındadır.
Read On 2 Yorum

Son Nefes | G.D.Shuman

Pazartesi, Haziran 07, 2010

Gerçekten Muhteşem bir kitap.Son derece orijinal bir konu ve inanılmaz bir etkileyiciliğe sahip.”Son 18 Saniye”den sonra serinin ikinci kitabı olan “Son Nefes” de George D.Shuman gerilimi bir miktar arttırmış. O kadar olayların içinde hissediyorsunuz ki kendinizi,sayfanın ortalarında bir işiniz çıktığı için kapatmak zorunda kalırsanız,geri döndüğünüzde sayfanın başından değil kaldığınız satırdan okumaya devam ediyorsunuz.Bu da kitabın “sarıcılık” ivmesinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor heralde :) 3 D tadında kitap okumak istiyorsanız durmayın !!!

İyi ki okumuşum diyorum.Filminin çekileceğini tahmin ediyorum.Yalnız “Son Onsekiz Saniye” nin değil de “Son Nefes” in filminden uzak durmalı küçükler :) Sahnelerin çarpıcılığına dayanamayabilirler.Zira kitabın da + 18,5 olması gerekli.Başka kitapların ancak finallerinde okuyabileceğimiz sahneleri Shuman kitabın başından sonuna her yere serpiştirmiş.Üzümlü kek gibi kısacası :) Bu tür kitapları sevenler Son 18 Saniye ve Son Nefes ‘i atlamasın.Sevmeyenler de sevebilmek adına okumayı denesin.Son Nefes’in sonu gösteriyor ki üçüncü kitap yolda.Valla aha buraya yazıyorum böyle giderse daha 5 6 kitap gelir.Hem de büyük bir okuyucu kitlesine sahip olur.Zaten kısa sürede çok satanlar arasına girmiş.30 dile çevrilmiş.Yeni bir kitap sonuçta.”Son Nefes” Aralık 2009 da basılmış.

Kitabın içeriğine fazla girmek istemiyorum.Son 18 Saniye için yazdıklarımdan biraz alıntı yaparak temel bilgilendirmeyi yapayım.

"Sherry Moore ölü bedenlerin ellerini tutarak ölmeden önceki son 18 saniyede yaşadıklarını görebilen ama beş yaşında buzlu merdivenlerden kayarak düşüp sinirlerinin büyük hasar gördüğü günden beri diğer insanların görebildiklerini göremeyen kör ,genç ve çarpıcı derecede güzel bir kadındır.Herkesin göremediklerini görebilen olağanüstü bir yeteneğe sahip olan Sherry Moore tanrı vergisi yeteneği sayesinde polis araştırmaları danışmanı olmuştur.Bu özelliği ölü insanlara verilmiş bir hediyedir aslında.Ve aslında o ölü insanlara yardım eden bir melektir.
Güvenlik güçleri tarafından verilen adıyla yeteneğine getirilen en son açıklama,Sherry’nin bir cesede dokunduğunda ölünün üst derisindeki sinir alıcılarıyla beyninin giriş kapısı olan kısa süreli hafızasında bulunan sinir alıcıları arasındaki elektriksel bağlantıyı tamamladığı şeklindedir.Bu bağlantının iletkeni,ölünün merkezi sinir sistemidir.Elbette ki bu sadece ölmüş kişilerde,yani beyni kendi enerjisini üretmeyen ve dolayısıyla elektriksel sistemi istilaya açık olan kişilerde işe yaramaktadır.Ama bir çok yetenek gibi bu yeteneğin de bir bedeli vardır.

Sherry bir ölünün hafızasında kalan anıları gördüğünde o anılar kendi hafızasının bir parçası olmaktadır.Yıllar içerisinde Sherry’nin hafızası,çoğu acımasızca işlenmiş suçların mağduru olan sayısız insanın son anılarının bir araya geldiği uçsuz bucaksız bir depo halini almıştır.Canavarların Sherry’nin zihninde kapalı tutuldukları kafeslerinden çıkmak için haykırdıkları,duygu yoğunluğunun canavarları kontrol altında tutamayacağı kadar fazla olduğu günler olmaktadır.Sayısız ölünün elini tutmuş,sayısız son anının tanığı olmuştur.İlgilenen herhangi birine ölüm korkusunu ve o an yaşanan trajediyi tarif edebilirken, diğer şeyleri,kimsenin sormaya cesaret edemediği o şeyler tarif edemeyecektir.Gözünün önünden gitmeyen,hiç unutamadığı şeyler de işte onlardır.Öleceğini bilen insanların keder verici son anıları.Kamyonun altında kalan bir adam,akarsuda akıntıya kapılan bir kadın, elektrikli sandalyede ölümü bekleyen bir mahkum, dağlık bir bölgede burun üstü çakılmak üzere olan bir uçağın pilotu.Geride bırakmak üzere oldukları şeylerle ilgili düşüncelerini toparlamaya çalışan insanlar.

Bir insanın hayatının son on sekiz saniyelik özeti nasıl olabilrdi ki?"

Bence arka kapak yazısı şu olabilirdi.Kitabı okuyunca daha iyi anlayabilirsiniz.

"Ölüler son anlarında çoğu kez hayatlarında en çok değer verdikleri şeyi düşünüyorlardı.O tek şeyden kaçamıyorlardı,çünkü onları onlar yapan o tek şeydi.
George Dentin,gözleri önünde boğularak ölen annesinin çok değer verdiklerinin listesini yapmış mıydı? Annesinin hayatındaki en önemli başarı ve gerçeklik O muydu? Bunu annesi gibi boğularak ölen kadınların gözlerinden öğrenebilir miydi?"

Böyle olsa daha dikkat çekici olurdu değil mi?
Ama yine de Stephen King’in tek kelimeyle “Mükemmel “ demesi de alıp okumak için çok geçerli bir sebep.
Read On 2 Yorum

Son 18 Saniye

Cuma, Haziran 04, 2010

Sherry Moore ölü bedenlerin ellerini tutarak ölmeden önceki son 18 saniyede yaşadıklarını görebilen ama beş yaşında buzlu merdivenlerden kayarak düşüp sinirlerinin büyük hasar gördüğü günden beri diğer insanların görebildiklerini göremeyen kör ,genç ve çarpıcı derecede güzel bir kadındır.Herkesin göremediklerini görebilen olağanüstü bir yeteneğe sahip olan Sherry Moore tanrı vergisi yeteneği sayesinde polis araştırmaları danışmanı olmuştur.Bu özelliği ölü insanlara verilmiş bir hediyedir aslında.Ve aslında o ölü insanlara yardım eden bir melektir.


Konusu bana çok ilginç ve orijinal gelen ve bu sebeple okuduğum harika bir roman;”Son 18 Saniye”.
Aslında ilk önce romanın ikinci kitabı olan “Son Nefes” e rastladım.Konusunu da arka kapağında yazanları okuyarak öğrendim.İkinci kitap olduğu orda yazıyordu.Birinci kitabı sordum.Yoktu ama not aldı ve sipariş etti.Önce ikinci kitabı bir hafta sonra da birinci kitabı aldım.Alır almaz okumaya başladım. Zira bir hafta büyük bir merakla beklemiştim.Konu çok orjinaldi öncelikle belirtmem gerekiyor.Sırf bu değişik hikayesi için bile okunabilir.Okurken zihnimde beliren film de mutlaka izlemeniz gereken türden.Yanlış anlamayın filmi çekilmemiş henüz ama bence bu kitabın filmi kesinlikle gelecektir. Shuman’ın anlatım biçimi muazzam ve her bölümün başındaki tarih ve saat şimdiye kadar okuduğum ve bu yöntemi kullananlar arasında en etkili sonucu veren kitap.Bu sayede gerilim çok daha güzel artıyormuş gerçekten.Çok akıcı bir çırpıda bitirmek isteyeceksiniz.Kitap 20 den fazla dile çevrilmiş.”Son 18 Saniye” nin 1.baskı tarihi Ocak 2009.Yani yeni bir kitap.Romanın ikinci kitabı “Son Nefes” ise Kasım 2009 da basılmış.Bu kitapla birlikte kitap 30’a yakın dile çevrilmiş.Bence kısa zamanda ünlenecektir.Çok satanlar arasına girmesi zor olmayacaktır.Demedi demeyin.Başkasının demesini de beklemeyin okuyun :)

Bilimsel Bir Gerçek: İnsan beyninin ön korteksi kısa süreli anıları depolar. Bu anılar yalnızca insanın o an içinde düşündüklerini kapsar ve uzunlukları yaklaşık on sekiz saniye kadardır.



Konusundan bahsedeyim birazcık.
Sykes küçük yaşlardan itibaren ufak tefek suçlardan kısa süreli hapisler yatmış ama gerçekte adam öldürme tecavüz hırsızlık gibi son derece korkunç işler yapmış bir sapık bir cani bir sosyopattır.Polisten kaçarken öğreci dolu bir otobüsün kaza yapmasına ve kaza sonucunda bir çok insanın hayatını kaybetmesine sebebiyet verdiği için ömür boyu hapse çarptırılan Sykes bu yüzden psikopatik yaşantısına ara vermiştir.30 yıl hapis yattıktan sonra birkaç iyi hal ve kısa sürede vücuduna yayılan kanser hücreleri göz önünde bulundurularak kamuda görevlendirilmek üzere şartlı tahliye edilmiştir.Geri kalan kısa ömrünü Wildwood sokaklarında geceleri çöp kamyonuyla devriye gezip ölü hayvanları toplamakla geçirecektir.Ama Sykes kendisinden beklenmediği kadar vahşi bir seri katildir hala.Bu tahliye büyük bir hatadır.Wildwood bir dizi esrarengiz kaçırılma ve öldürülme olaylarına gebedir.

Güvenlik güçleri tarafından verilen adıyla yeteneğine getirilen en son açıklama,Sherry’nin bir cesede dokunduğunda ölünün üst derisindeki sinir alıcılarıyla beyninin giriş kapısı olan kısa süreli hafızasında bulunan sinir alıcıları arasındaki elektriksel bağlantıyı tamamladığı şeklindedir.Bu bağlantının iletkeni,ölünün merkezi sinir sistemidir.Elbette ki bu sadece ölmüş kişilerde,yani beyni kendi enerjisini üretmeyen ve dolayısıyla elektriksel sistemi istilaya açık olan kişilerde işe yaramaktadır.Ama bir çok yetenek gibi bu yeteneğin de bir bedeli vardır.

Sherry bir ölünün hafızasında kalan anıları gördüğünde o anılar kendi hafızasının bir parçası olmaktadır.Yıllar içerisinde Sherry’nin hafızası,çoğu acımasızca işlenmiş suçların mağduru olan sayısız insanın son anılarının bir araya geldiği uçsuz bucaksız bir depo halini almıştır.Canavarların Sherry’nin zihninde kapalı tutuldukları kafeslerinden çıkmak için haykırdıkları,duygu yoğunluğunun canavarları kontrol altında tutamayacağı kadar fazla olduğu günler olmaktadır.Sayısız ölünün elini tutmuş,sayısız son anının tanığı olmuştur.İlgilenen herhangi birine ölüm korkusunu ve o an yaşanan trajediyi tarif edebilirken, diğer şeyleri,kimsenin sormaya cesaret edemediği o şeyler tarif edemeyecektir.Gözünün önünden gitmeyen,hiç unutamadığı şeyler de işte onlardır.Öleceğini bilen insanların keder verici son anıları.Kamyonun altında kalan bir adam,akarsuda akıntıya kapılan bir kadın, elektrikli sandalyede ölümü bekleyen bir mahkum, dağlık bir bölgede burun üstü çakılmak üzere olan bir uçağın pilotu.Geride bırakmak üzere oldukları şeylerle ilgili düşüncelerini toparlamaya çalışan insanlar.

Bir insanın hayatının son on sekiz saniyelik özeti nasıl olabilrdi ki?

Ben de tıpkı Stephen King gibi bu kitap için “Tek kelimeyle Mükemmel” diyorum.
Read On 4 Yorum

Gemileri Yakma Zamanı

Salı, Haziran 01, 2010

“Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” yazıyordu afişlerde.Gazze’de İsrailin esaretinde,aç ve açıkta adeta hapis hayatı yaşayan Filistin halkına 30 dan fazla ülkeden yardım eli uzatılmıştı.Anneleri babaları İsrail askerleri hatta asıl söylenmesi gerekeni tırnak içinde yazıyorum “İsrail Terör Örgütü” tarafından katledilerek öldürülüp önce yetim sonra öksüz bırakılan Filistin çiçeklerine önce solmamaları için mama yiyecek içecek,sonra gerçekten bir çiçek gibi kokmaları için giyecek götürülüyordu.Ama terörist devlet İsrail “insanlık” yüklü gemilere saldırdı.Tırnak makası dahi bulunmayan gemileri gerçek mermilerle taradı.Zaten İsrailin saldırısının sebebi “silah” değildi.”İnsanlık” israilin en çok korktuğu şeydir.Eğer o bölgeye insanlık gelirse bu israilin sonu olur.Çünkü İsrail “insanlık dışı” herşeyden beslenen bir devlettir.

İskenderun’da ki hain saldırının, İsrailin Gemilere saldırısı ile eş zamanlı bir operasyon olduğunu düşünüyorum.Bu açık bir şekilde söylenmeyecektir.Ama bu böyledir.İsrailin gözünden kaçan bir şey var bu hain terör saldırısında.O da profesyonellik.Pkk’nın tek başına yapamayacağı kadar profesyonel bir pisliktir bu. İskenderundaki saldırıda patlayan silahların barut kokusu İnsanlık taşıyan gemilere inen İsrail Terör Örgütü elemanlarının üzerine sinmiştir.Bu kokuyu alabilmek için zeki olmak şart değildir.Nefes alıyor olmak yeterlidir.

İsrail kendinden beklendiği gibi yaptığından utanmamıştır.Her zamanki gibi pişkinliğini korumuş ve yapılan operasyonun arkasında olduğunu söylemiştir.Bu da yetmezmiş gibi yalan yanlış bilgileri yayarak kendini haklı çıkarmaya çalışmaktadır.Kendi karasularına girmelerini bile beklemeden saldırmaları açıkça meydan okuduğu anlamına gelir.

İsrail bu saldırılarla Türkiye’ye, Türkiye üzerinden de dünyaya mesaj vermeye çalışmaktadır.Bu bölgenin hakimi benim demek istemiştir.”Gazze’yi ablukaya aldım ve ben bu insalara yardım etmeyeceksiniz diyorsam edemezsiniz.” demiştir. Bugün Yiğit Bulut’un programına bağlanan Rafael adındaki bir İsrailli; “Burada israilin kontrolü dışında hiç birşey yapamazsınız.Yapmak isterseniz böyle olur.İsrail istemiyorsa yapamazsınız.” Şeklinde laflar etti.Bence İsrail Davos’u unutamadı.Davos bir dönüm noktası olmuştur.Sadece Türkiye-İsrail ilişkileri için değil Ortadoğu için bir dönüm noktasıdır Davos.Türkiye’nin İsrailin güdümündeki dış politikasına “one minute” demiştir Erdoğan.İsrail yüzünden komşularımıza sırtımızı döndüğümüz döneme “one minute” demiştir.Ortadoğuyu Türkiyeyi olayların dışında tutarak şekillendirmek isteyen güçlere “one minute” demiştir.Erdoğan’ı BOP’un eş başkanı olmakla suçlayanlar ellerini vicdanlarına koyup tarafsız olarak düşünsünler,Türkiye böyle bir projenin neresinde durmalı.Dışında mı? Bölgenizde elin adamları bir dizi plan yapacak sizse “Aman beni karıştırmayın “ diyeceksiniz.Erdoğan bu projede Türkiye için bir lejyonerdir.Türkiye uzak kalmamalıdır.Kendi elini kolunu bağlamamalıdır.




Türkiye İsrailsiz yaşayabilir ama İsrail Türkiye’siz yaşayamaz.İsrail intihar etmektedir.Çünkü Türkiye için İsrail bitmiştir.Türkiye eskisi gibi İsrail otur deyince oturan kalk deyince kalkan bir devlet değildir.Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar bağımsızdır.Bağımsız bir Türkiye’nin önünde kimse duramaz.İsrail şu anki hükümetten memnun değildir.Her koldan saldırmaktadır.Ak Partinin’nin karşısında güçlü bir siyasi yapı oluşturmak istemektedir.Terörist eylemlerin yanısıra kaset olayları dahi(edit: o tarihte hangi kaset olayı vardı bilmiyorum) bana göre İsrailin işidir.İsrail Erdoğanı bitirmek istemektedir.

Fatih Altaylı’nın Haber Türk’te olaylarla ilgili yorumunu hala anlayabilmiş değilim.İsrailin yaptığı şeyde haklı olduğunu söylüyordu sanki.İsrailin Filistine insani yardım götüren gemilerde bulunan insanları öldürmesi olayını, bir grup serserinin terör örgütüne yardım etmek istemesi halinde Türkiye’nin de tavrının benzer olacağı söyleyerek adeta meşru görmüştür.Evet pkk’ya böyle bir yardım yapmak isteyenler serseridir doğru.Türkiyenin tavrı da İsrailinkine benzer olur bu durumda evet.Ama ne Filistine insani yardım götüren gemilerdeki insanlar bir avuç serseridir ne de kendi topraklarında esir hayatı yaşayan filistinliler bir terör örgütüdür.

Bahçeli yine Başbakana esip gürlemiş.Hep başbakan yüzünden oldu bunlar demiş.Sen kimin sözcüsüsün Sayın Bahçeli.Ne bu eziklik ne bu korku?Biraz murgalı ol omurgalı.Zulme kayıtsız kalmayan kalamayan bir başbakana “senin yüzünden” demek senin ne haddine.Eziktiniz siz ezik.Zamanında ancak “İsrail Filistinlilere zulmediyor” diyebilmiştiniz onu da dil sürçmesi olarak düzeltip özür dilemiştiniz.Dik durmak nedir bilmezsin sen bari dik duranın belini eğme.Başbakanın söylediklerini sen düşünmekten bile korkuyorsun.Bu ülke insanları korkmuyor,sen kendine lider diyorsan sen de korkmayacaksın.

Pek çok film izledik Hitlerin Yahudi soykırımını anlatan.Acıdık onlara.İnsandık çünkü.Almanların yüzüne vurduk her fırsatta.Ama bugün daha iyi anlayabiliriz Hitlerin cinnet halini.Adamın bir bildiği vardır diye düşünüyordum her zaman.Onun bildiği şeyi artık herkes biliyor.Hitler'e neden Türklere saldırmıyorsunuz diye sorulunca şöyle cevap vermiş."Türkler öyle bir millettir ki, eğer saldırırsak tamamını yok etmemiz gerekir.Yoksa bir tane bile hayatta bırakırsak, yeni bir devlet kurar ve intikamını alır." İsrailin hala anlayamadığını Hitler Türkiyenin zayıf olduğu zamanlarda anlamıştır.Türkiye artık güçlüdür.İsrailin ayağını denk alması gerekmektedir.

İsrail kendinden olmayanları öldüren,bunu da uyduruk kitaplarına dayandıran bir topluluk.Kendilerini üstün bir topluluk olarak görüyorlar oysa lanetlendiğini kendileri de biliyor.Çok kez affedilmiş ama her seferinde zulmetmişlerdir.Din insanları iyiliğe davet ederken onların saptırdığı din komşularınızı kardeşlerinizi bile öldürün diyebiliyor.Ölüsü olmayan ev kalmasın diyebiliyor.

"... ve onlara dedi: israil'in Allah'ı Rab şöyle diyor: Herkes kılıcını beline kuşansın, ve ordugahta kapıdan kapıya dolaşsın, ve herkes kendi kardeşini ve herkes kendi arkadaşını, ve herkes kendi komşusunu öldürsün. ve Levi oğulları Musa'nın söylediği gibi yaptılar, ve o gün kavmdan üç bin adam kadar düştü..." Eski Ahid, Çıkış, 32. Bap, 27-28...

YeryüzündeCenab-ı Allah'ın lanet ettiği yegâne kavim İsraoğullarıdır. Çünkü onlar her asrı kine, edâvete, fitne ve fesada boğdular. Allah(c.c.): ?(İşte) onlar (yahudiler),Allah?ın lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın? diye buyurmuşlardır
Nisa:4/52

Paylaş
Read On 4 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    6 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar