Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Notus Tutamotus Sendromu

Salı, Ağustos 31, 2010

Tüm öğrencilik hayatımda not tutmak konusunda hep sorun yaşamışımdır.Bazen dersin başlamasıyla birlikte büyük bir titizlikle başladığım "not tutma" eylemim, aklımın bişeye takılması veya fantastik bir fikri derinlemesine düşünmem sonrası masallar aleminde yolculuğa çıkmam ile yarım kalır ve yarım hoca dinden, yarım doktor candan ettiği gibi "yarım not sınavdan eder" felsefesi gereği o not artık dersten çıkarken sıranın altında bırakılmasının hizmetlinin temizlik sırasında kulaklarımı çınlatması gibi bir yan etkinin dışında hiçbir sorun yaratmayacak "çöp"tür.

İlk okulda öğretmenimiz masasında yazacaklarımızı söyler sonra tekrar eder sonra tekrar eder ve sonra tekrar ederdi yine.Birileri hep geride kalır birileri de hızlıca yazar ve "yazdım örtmem" diye sinir bozucu kelime dizisini kullanırdı.Altı üstü bir cümlenin, iki dakika boyunca adeta nöronlarımıza sokulurcasına tekrar edilmesi kadar çıldırtıcıydı kulaklara sığınan uğultu ve fısıltılar.Sonra öğretmen oturduğu yerden usul usul tek tek söyleyip yazdırma düşüncesinin ne kadar yanlış olduğunu anlar ve kalkıp tahtaya yazmaya başlardı.Ya da güzel yazabilen birine(kız) yaptırırdı bu işi.Ama dertler bitmezdi.Daha ilerki yaşlarda gazoz kapağı kalınlığında gözlüklerle göreceğimiz pek yakışıklı(!) gençler "örtmem o virgül mü? Örtmem şu nokta mı? ,örtmem büyük harf mi küçük harf mi?..." gibi hayret verici soruları tahtanın yanına gidip söz konusu ifadeyi göstermekten öteye küçük terli parmağıyla dokunarak belirtmesi ve herkesin merak ettiği "ş mi s mi?" sorusunu sorduktan sonra herkesin harfin "s" olduğunda hemfikir olması ayrı ayrı incelenmesi gereken trajikomik vakalardır.

Her ne kadar "not tutma" da beceriksiz ve dikkatsiz olsam da bunu büyük bir sorun olarak görmedim hiç.Sağolsun güzel not tutan iyi arkadaşlarım var .Bazılarınızı sinir ettiğimi biliyorum ama ne yapabilirim ben de böyleyim.Hem Einstein da benim gibi yaparmış.Neredeyse derslere hiç girmez sınav zamanı yaklaşınca daha sonra evleneceği sınıf arkadaşı Mileva'dan ders notlarını alıp çalışır ve dersleri böyle geçermiş.Hayır hayır ben ders notlarımı aldığım kişi ile evlenmeyeceğim :) Bilirsiniz bu tipler biraz şey olur.Şeeeyyy :) Bunu okuyorlarsa sanırım artık not tutmayı öğrenmem gerekecek :) Başka bir örnek de Picasso.Pablo Picasso matematik dersinde not tutarken ne zaman "4" yazacak olsa,dördün çıkıntısını buruna benzettiği için adamın kalan kısımlarını çizerken bulurmuş kendini.Bu yüzden matematik dersinde büyük sorun yaşamış.Einstein ve Picasso'nun "not tutamama" hastalığının son temsilcisi benim demiyorum.Ama ben buyum :(
Read On 5 Yorum

Film Sepeti 11

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Çooooook oldu film sepeti yapmayalı.Ama izlemedim mi izledim..Kore filmleri için de bir sepet hazır durumda.Onu da bir kaç gün sonra paylaşırım sizlerle.Ama şimdilik dört filmle dönüş yapayım dedim.Fazla uzatmıyorum yine.İyi seyirler.


BİG FİSH

Big Fish,Burton Burton masal kokan,ailecek izlenecek kocaman güzel bir film :) Tim Burton filmlerindeki “uçan halıyla seyehat etme hissi” veren karışımın bu kez direk damarlarınıza zerk edildiği bir yapıt.Ben bu filmleri 8-12 yaş aralığında izleseydim “hayatımda unutamayacaklarım” arasında girmiş filmler olacağından eminim.Yeteneğinin kendisine verdiği yetkiyle Gerçekle fantezinin nikahını kıymış Tim Burton.Mükemmel oyuncu kadrosuyla zaten izlenmeyi hak ediyor olması da “neden izlemeliyim?” sorusunun en son akla gelen cevabıdır ayrıca.Oyunculara gelmeden önce onlarca sebep var çünkü.Güzel bir mesajı da var üstelik.Benim çıkardığım sonuç.”Bir baba bir masalı siz büyüdüğünüzde de anlatıyorsa,anlattığı masal değildir” ayrıca “İyi babalarla inatlaşılmaz ve çoğu baba iyidir ama çoğu evlat iyi babalarla kötü babaları ayırt edemez” .Mesajımın karışık olması iyi oldu.”Hımmm demek onu anlatıyor “ dememeniz için mikserde karıştırdım.İzleyin deli etmeyin adamı :)

TİTANLARIN SAVAŞI



Titanların Savaşı Titanların Savaşı diye başımın etini yiyen arkadaşlarım,çok memnun musunuz? Yani filmi yarıda bitirmiş olmamızı bir kenara bırakırsak ne anladık biz bu filmin izlemiş olduğumuz kısmından.Yok efenim yok,siz isterseniz hala süper film demeye devam edin ama benim için berbat-sıkıcı-abartılmaması gereken-izlemeyi bırakın izlememeyi tavsiye edeceğim bir film.Zaman kaybıydı benim için.Mitolojik sevenler falan kaçırmasın diyorlar ya o da süsü püsü olmuş filmin.Ne alaka.Bize göre değil bir kere.Tanrılarmış da bilmem neymiş de.Töööbeee töööbeee :) İzlerken ev arkadaşımın uykusu geldi,baktım yarı dalmış halde,Perseus’u göstererek “Hişt,olum Mami ,kim lan bu ?” diye sorduğumda gözlerini aralayıp “Hııı şey işte yav,bu Tanrı işte” dedi.Ben de “Sus lan çarpılacan” deyince biranda uykusunu üstünden atıp “Allahım,tööbee ya Rabbim. Eşhedu en la ilâhe illâllah ve …” diyerek günahlarından arınmaya çalıştı. : ) Yerinizde olsam izlemem.Ne gerenk var başka ne güzel filmler var.

BANDSLAM


Bu filmi Vanessa Hudgens olmasa,bir başka arkadaşım ısrarla tavsiye etmediği sürece izlemezdim.Yok yok kötü film değil yanlış anlamayın.Sadece nasıl izlemeye karar verdiğimi anlatmaya çalışıyorum.O yüzden işte.Vanessa yüzünden.Başka filmde oynasın onu da izlerim çünkü ben.Tek başına izlenmeyi hak edecek kadar güzel ve sempatik yaratmış Allah onu.Tamam evet ben bu sebeple izledim ama siz eğer Vanessa’yı sevmiyorsanız-ki sizin neyi sevdiğinizi merak ederim- sırf ben ısrarla tavsiye ettiğim için izleyin.Yok seviyorsanız hem Vanessa hem de benim ısrarlarım sayesinde izleyin.Daha ilk cümlemde “Aaaa Vanessa’mı oynamış” diyerek gerisini okumayan arkadaşlara da bir lafım yok napalım ben de ısrar etmiştim izlemeniz için ama siz erken ayrıldınız aramızdan. :) Fim güzel güzel.Müzikal olması ayrı bir neşe katıyor izleyiciye.Ruhunuza mutluluk pompalayacak bir gençlik filmi.Todd Graaff’ın Kitabından uyarlanmış.Heralde müzikleri sayesinde filmi kitabından daha iyi diyebileceğimiz ender yapıtlardan biri.İzleyin diyorsam vardır bişeyler o filmde.

SALGIN


Salgın filmi ile ilgili fazla şey söylemek istemiyorum.Korku filmi değil öncelikle,korku diye satmasın kimse.Gerilim desen birkaç sahnede var ama üst düzey değil.Film neredeyse tamamen karanlıkta geçiyor ve çekimleri biraz kontrast özürlü olmuş.Ses var görüntü yok anlayacağınız.Konusu basit,ben izlemeden önce söylendiği gibi akıcı değil.İzlediğime pişman olmamamın tek sebebi sizi burada uyarmaya fırsat vermesi oldu.Malesef Salgın,maalesef senden çok var.İzlemeyin.Bu kadar da kızdırdın beni.


Bu seferlik bu kadar.Sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle.Kendinize iyi davranın !

Read On 6 Yorum

Kayıp Sembol | Dan Brown

Cumartesi, Ağustos 14, 2010

Ve kitap okumada yeniden eski performansıma dönmüş bulunuyorum.Televizyon zaten izlemiyordum bir de internetten uzak kalınca varsa yoksa okumak şimdi.Hatta son 24 saatte 300 sayfa okuyarak kendi rekorumu egale ettim o kadar yani.Kendimi biraz yorgun hissediyorum evet ama değdi valla.Muhteşem bir kitaptı "Kayıp Sembol". Harika bir deneyim.

Dan Brown'un "Kayıp Sembol" den önce "Da vinci Şifresi " ve "Dijital Kale" adlı kitaplarını da okumuştum bu yıl içinde.Da Vinci bana göre Dijital Kale'den daha iyi demiştim.Ve şimdi Kayıp Sembol üçünden daha iyi bir kitap diyorum.Kesinlikle öyle.Böyle bir yetenek yok.Böyle bir anlatım gücü yok.Böyle bir zeka,böyle bir kurgulama yeteneği yok.Yok yok bu adamda.Nefes kesiyor ,adeta kalemiyle film çekiyor,okuru da galaya davet ediyor.

Çok spoiler vermeden kısaca bahsedeyim.

Solomonlar yüzyıllardır korunan bir hikmetin muhafızlığını üstlenen çok soylu bir ailedir.Nesilden nesile Kayıp Sembol'ün yerini gösteren masonik şifrelerle dolu bir haritayı saklamaktadırlar.Çok ünlü ve zengin biri olan Masonların Baş Muhteremi Peter Solomon gençliğinden beri sakladığı bu sırrı 18. yaş gününde oğlu Zachary'e devretmek ister.Yüklü bir servet ya da çok gizli bu hikmet arasında seçim yapmasını ister.Ancak Zachary saçmalık olarak gördüğü bu sırrı reddeder ve serveti seçer.Yüklü servet Zachary'nin yoldan çıkmasına sebep olmuştur ve hızlı giriş yaptığı sosyeteye Türkiye'de uyuşturucu nedeniyle Kartal Soğanlık Cezaevine atılmasıyla bir anda veda eder.Baba Peter Solomon'a hapishane müdürü para karşılığında oğlunu serbest bırakmayı teklif eder ancak babası buna yanaşmaz.Bir hafta sonra Zachary'nin dövülerek öldürüldüğü haberini televizyonlardan duyan Solomon ailesi büyük üzüntü ve pişmanlık yaşamaktadır.Ancak Solomon ailesi için acı günler daha yeni başlamıştır.Zachary'nin bu gizli sırdan hapishanedeyken başkalarına bahsettiğini ,ailecek bahçedeyken ,malikanenin bahçesine girip Kayıp Sembolün yerini gösteren Masonik piramidi isteyen garip görünüşlü adamın,istediğini alamayınca Peter Solomon'un annesini öldürmesi ile acı bir şekilde öğrenmiş olurlar.Aradan yıllar geçer ancak kendisine Mal'akh diyen bu garip görünüşlü adam Solomonların ve Kayıp Sembol'ün peşini bırakmaz.Bir gün Peter Solomon 'un yakın arkadaşı ve öğrencisi olan Profesör Robert Longdon Solomon'un sekreteri olduğunu söyleyen biri tarafından o akşam bir konferansı sunması için Kongre Merkez Binasına çağrılır.Ancak ne Peter Solomon ne de kongreden kimsenin haberi yoktur.Longdon büyük bir sırrın içine sürüklenmiştir.İstemeden de olsa.



Gelelim eleştirilerime, öncelikle kitabın son kısmı sanki sonradan eklenmiş,orayı atıp daha farklı bir son düşünebilirdi ama sonuçta yazan o.Nasıl isterse öyle bitirir.Daha önceki kitaplarında biraz Hristiyanlığa ters hareketlerde bulunmuştu,bu kitapta sanki gönlünü almış.Özellikle o son kısımdan bahsediyorum.Felsefe'nin dozunu arttırmış tamam bu kötü değil ama aksiyon tüm hızıyla almış başını gidiyorken,felsefenin sahnelerin yavaşlamasına sebep olması bende olmasa da,büyük bir kitlede sinir bozukluğuna yol açacaktır.Kitabın bir yerinde(yanlış hatırlamıyorsam 265) "ısının 33 dereceye çıkarılması" denilmiş ki,"ısı" değil "sıcaklık" olmalıydı.Çeviri fena değildi oysaki.Dan Brown'un Türkiye algısının ne kadar karanlık olduğunu gördüm bu kitapta.Hapishanelerin durumu konusunda kulaktan dolma bilgilere sahip bence.Bir de öyle bir anlatıyor ki masonluğu,kitap bittikten sonra ne kadar yanlış tanımışım,ne önyargılıymışım demekten öte,ne nankörmüşüm deyiveriyorsun.Meğer adamalar bizim için çalışıyormuş gibi.Ama yani saçma ayinler de olmasa inanacaz Dan Brown.Ne yapmak istedin anlamış değilim.Dan Brown'un mason olduğuna eminim artık.Açıkçası ilerde Kur'an'ın şifreleri üzerine bir kitap yazmasının ne kadar güzel olacağını da düşündüm.O kadar çok malzeme var ki üstelik.Bence bunu yapmalı.Belki tepki çekeceğinden korkuyordur.Ya da İslam konusunda çok yüzeysel bilgilere sahip.Azıcık araştırsa neler çıkarır ama gel de anlat Dan'a :)

Özet olarak eksikleriyle fazlalarıyla bu kitap Dan Brown severlerin okuması gereken bir kitap.2012 de çıkacak olan filminden önce kitabını okumanızı öneririm.
Read On 6 Yorum

What's on my Mind?

Perşembe, Ağustos 12, 2010

Çay içmemesi için çocuklarına tuzlu-şekerli çay içiren annelere yardım ve yataklık eden ergen abiler ablalar,en olmadık ortamlarda cebinizden bedava kola kapağı fırlayıverir inşallah !

Nabucco haltetmiş.Rüzgar Boru Hattı istiyoruz.

Trt Türk yönetimine sesleniyorum,yayın ayarlarını PAL 4:3 Yapın.Bu ne len ince uzun suratlar.

Florasana çarpmaktan beyin göçüğü yaşayan ama yine de kalan beyniyle florasanın içine girmeye karar vermiş sinek.Seni eşşek kadar etmişiz gördüğüm kadarıyla.Bunun hatırı için git otur bi yerde.Yoksa seni kibrit kutusuna koyarım yeminlen.

"Churchill, ikinci dünya savaşı sırasındaki bir UFO olayını, dine inancın kaybolacağı endişesiyle gizlemiş." O halde Churcill'in dine inancının kaybolmuş olması gerekmez mi lan ? Soruyorum size.

Helikoptere sesini duyurmaya çalışıp,trene el sallayan,teneke kola kutularından ayakkabı yapan,içtiği gazoz burnundan gelen çocuklar görürseniz bana haber verin gençler olur mu ?

Aradığım tasalarım var kaybettiğim tasolarımdan oluşan.


Uzun yol seyehatlerinde yorgunluk ve uykusuzluktan kaynaklanan başağrısını başınızı cama dayadığınızda meydana gelen vibrasyon ile minimuma indirebilirsiniz.Ayrıca bu yolla beyin damarlarının açılabilecegini iddia eden ısviçre bilim adamları , kepeğe karşı etkilerini araştırmakta olduklarını söylediler.ısviçre bilimada...mları kısmı yalandı. Ama gerçekten baş ağrısına iyi gelmiyo mu hı?


Kim ne derse desin,bence bir çocuk için en büyük icat,göz yakmayan şampuandir

Ayakla çalışan dikiş makinası ve çocuk...

Lavabo kelimesinden önce "afedersin" diyen tanıdıklarım var.Öyle de nezaketli ve görgülü bir çevre evet.

Elindeki sıcak çay kaşığını, yanındakinin koluna basmak ya da basmamak ışte bütün mesele bu.

Call of Duty oynadığım sırada içeri giren ve gördükleri karşısında 'Ben büyersem asker olarım' diyen bi çocuk var bizde.Ayrıca annesinin kahveyi çok gıcık yaptığından bahsetti.Dondurma yediğini kimseye söylememi de sıkı sıkı tembih etti.

Asker olarsam helikoptere binecem.Uçağı da çok hızlı sürecem.Ama uçak düşerse kırılır diyen çocuk daha önce bahsettiğim çocukla aynı.Call of Duty sen nelere kadirsin.

‎22 yaşında olsanız bile hayat bazen 8 yaşınızdaki kadar güzel olabiliyor...

Elektrikler gitti.Bir anda gitmiş bir sürü elektrik düşün

Karanlıkta tek bir adım bile atmayan tavuk,Ona yaklaşan kan içici kirpi,az sonra olacaklardan habersizce olay yerine yönelmiş yavru kedi...Grange bile bu gerilimi yazamaz.

Patlayan topa sabun süren,adel kalemle onu tekrar hayata döndüren bir neslin çocuklarıydık


[Face] Ne düşünüyorsun?
[Ben] Hiç öyle.Sen ?
[Face] Ona mesaj gönder.
[Ben] Of başlama yine.
[Face] Onun Duvarına yaz.
[Ben] Kes sesini.
[Face] Ona ...
[Ben] Acil çıkmam lazım.Kıb.Bye
[Face] Davet gönder.
O çevrimdışı görünüyor.Mesajınız iletilemedi.
Read On 4 Yorum

Çit | Doris Pilkington

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Çit,Yazar Doris Pilkington’un annesi ve annesinin kuzenlerinin başından geçen, yazılsa roman olacak türden dramatik bir olayı zamana ışık tutacak bir şekilde kaleme aldığı müthiş bir kitap.Bir kaçış öyküsü.Çocuk yaştaki üç kızın özgürlükleri için zorlu kaçışı. Sömürü,asimile,ayrımcılık denilince kendini sütten çıkmış ak kaşık gören Avrupa’nın gerçek yüzü.Medeni görünümlerinin altında barbar zihinler taşıyan beyaz adamların,çağdışı görünümlerinin altında müthiş yüreklere sahip insanlara yaptıklarını anlatan gerçek bir hikaye olması bakımından bence bu kitap okunmalıdır.

Çit’in bir de filmi var.Üstelik 2002 Edinburgh Film Festivalinde en iyi film ödülü almış.Tam adı "Rabbit Proof Fence" yani "Tavşan Geçirmez Çitler".Bu kitaptan sonra onu da izlemenizi tavsiye ederim.Kitap pek uzun değil zaten.Yolculuk sırasında okuyup bitirdim.Kitapta anlatılan Avustralya yerlileri olan Aborjin halkının kullandığı Mardjura dilinden birkaç sözcük ;dgudu:abla, jina jina:elbise, wudgebulla:beyaz adam, durn-durns:genç kız, bukala:acele.




Konusu kısaca şöyle; Aborjinler ilkel ama hallerinden memnun bir halktır.Herkes mutludur.Bir gün beyaz adamlar gelir ve zamanla hakim olurlar bu topraklara.Aborjinler’in yaşam alanını yıllar geçtikçe daralırken,rahatça avlanamadıkları ve beyaz adamların Aborjinlerin aleyhine olan kanunları ile aralarında gerginlikler yaşanmaya başlar.Bazı beyaz adamlarla Aborjin kadınları evlenir ve melez çocuklar doğar.Avustralya hükümeti bu melez çocukların eğitilip kendi halkı için hizmetkar olarak yetiştirebileceğine karar verir.Melez çocuklar ailelerinden zorla alınır ve yaşadıkları yerden binlerce kilometre uzakta Moore River Yerli Merkezi denilen kampa götürülür.Buraya götürülen çocuklar hepsi bir şekilde inandırılmıştır geri döneceklerine ve mutlu gelecekleri için burada olduklarına.Ama şimdiye kadar geri dönen olmamış,bunu deneyenleri de zor günler beklemiştir.Molly ve kuzenleri Daisy ve Gracie de küçük yaşta ailelerinden koparılan üç çocuktur.Nerede olduklarına,ne olacaklarına dair hiçbir fikri olmayan bu çocuklar özgürlükleri için kaçmaya karar verirler.Bunu başarabileceklerine ihtimal verilmediği için çok sıkı bir güvenlik önlemi alınmamıştır.Önlem alınmamıştır çünkü 2000 kilometrelik zorlu yolu çocukların kaçarak geçmesi mümkün görülmemektedir.Ama zaten çocuklar kendilerini neyin beklediğini bilmeden çıkmıştır bu yola.

Yaklaşık 100 bin çocuk bu şekilde ailelerinden koparılmış,beyazlara hizmetkar olarak yetiştirilmiş,dillerini konuşmaları yasaklanmış,Aborjin olduklarını unutmaya ve kültürel olarak birer “Beyaz” olmaya zorlanmıştır.Avustralya Hükümeti bu ayrımcı uygulama yüzünden 1997 de Aborjinlerden resmen özür dilemiştir.
Read On 2 Yorum

Kötü Kedi Şerafettin

Cuma, Ağustos 06, 2010

Hayvanlar içindeki en cana yakın en halkın içinde en samimi olanı bence kedilerdir.Bizdendir onlar.Duyguları vardır.Kapris yapar,kızar,küser,barışır,kıskanır,şımarır.Nankör denir ama asıl sorun bu hayvan aleminin en duygusal canlılarına karşı kaba olduklarının farkında olmayan insanlardır. Bir gün ansızın sizi terketmiş kedi emin olun gitmeden önceki bir kaç gün sizin ağlamıştır.Dalga geçmiyorum ciddiyim.Severim lan ben onları.Onların bıyıklarına kurban olsun bazı insanlar.İnsan olamayan insanlar,bari hayvan olun lan biraz.Neyse efenim nerden çıktı şimdi bu kedi mevzuu.Geçen yürüyorum sokakta pekte şaşırtıcı olmayan bir şekilde bu güzel canlıyı gördüm.Sonra bi kedi gördüm galiba diyesim geldi.Demedim ama emindim.Bi kedi görmüştüm.İyi peki daha fazla saçma salak espri girişimleri şirinlikler yapmaya çalışmaktan vazgeçip konuya döneyim.Dedim ki geçmişi hatırlayarak o anda."Az değildik varyaaaaa".Neden dedim böyle.Çünkü gerçekten az değildik.Bu güzel sevecen sevimli bıyıklı saf hayvancağızları nasıl sinir ederdik bi bilseniz.Valla bütün suç lazer denen laanet şeyi icat eden Thedore Mainman'ın.Biz çocuktuk ki,nerden bilecez hayvanların ne kadar ulvi varlıklar olduğuunu.Yani tavukları ikinci kata çıkarıp balkondan aşağı atan,ya da kırmızı karıncalara "gavur karınca" adını verip öldürmeyi görev bilen faşist veletlerden nasıl hangi erdemi bekleyebilirdin.Yaptık işte.Sitede oturan dedemlerin balkonunda dayımla beraber elimizdeki lazerlerle tüm sitenin kedilerini bir yaz gecesi çileden çıkarttık.Önce bir kedi ile başladık sonra iki üç dört...yaklaşık 7 kedi topladık.Sitenin ortasındaki geniş alan boyunca uzanan ağaçlar yüksek frekanslı kedi saldırılarına uğrarken bir kaç kedi kırmızı bir ışığın arkasından çöp variline girip girip çıkmakla meşguldü.Bağrışmalar,sitenin bir ucundan diğerine koşmalar,"bu gece deprem olur hanım,ölmezsek şerafettin dediydi dersin" diyenlerin olduğuna iddiaya girmeler felan...Evet yaptık bunu.Kedileri defalarca kez ağaca tırmandırdık,birbirine düşürdük,psikopat yaptık,manyattık,bunaltıp,intiharın eşiğine getirdik.Bugün hayvanlar kendilerine bir anayasa hazırlasalar kesin bana yargı yolu açılır :) Yaptıklarımız hiç hayvani değil çünkü.Resmen insan gibi hareket ettik.Pişmanız.

Bunun benzerini yaptık. :)


Bunun fazlasını hakettik :)



Read On 5 Yorum

Mahzen | Jeff Abbott

Pazar, Ağustos 01, 2010

Jeff Abbott'un okuduğum ilk romanı.15 Farklı dile çevrilmiş ve bir çok ülkede çok satanlar arasına girmiş.Ve okumadan önce edindiğim bilgilere ek olarak arka kapakta yer bulan Library Journal'ın kitabı göklere çıkarmış olduğu yorumda Mahzen'in Jeff Abbott'un en iyi kitabı olduğunu öğrenmiştim.Jeff Abbott'a gelince 16 yaşından beri yazmakta olduğunu söylüyor ve evet aksiyon macera türü romanlarda kendini kanıtlamış.




Mahzen hakkında hem olumlu hem de olumsuz görüşlerim var.Mesela olay örgüsü kitabın başında oldukça karmaşık.Mekan,tarih,isimler,olaylar sürekli değişiyor ve beraberinde kopmaları getiriyor.Ayrıca çevirisini beğenmedim.Bazı replikler havada kalıyor ve akıcı değil.Bu söylediklerim ilk 150 sayfası için geçerli.Bir diğer tespitim ise tüm Türkçe'ye çevrilmiş kitapların şanssızlığı denilebilecek olumsuz bir durum.Nedir bu? Kitapta ana karakterlerin isimlerinin "Ben" ve "Adam" olması.Hele de çevirisi iyi yapılmamışsa insanı çileden çıkarıyor bu karmaşa.Kitabın olumlu tarafına gelince,tüm bu olumsuz özelliklerine rağmen kitap bittiğinde okuduğunuz için pişmanlık duymayacak kadar iyi bir aksiyon kitabı olması en olumlu yanı.150 den sonra kimin iyi kimin kötü taraf olduğu ortaya çıkıyor,kimin kimi vurduğu kimlerin kimin peşinde neden koştuğu yavaş yavaş kendini gösteriyor.Ayrıca sanki kitabı iki farklı kişi çevirmiş gibi 150 den sonra daha anlaşılır ve akıcı bir dil var.Sahneler olağanüstü tasvir edilmiş. Özellikle kaçış ve çatışma sahnelerini bu kadar iyi yazabilen başka bir yazar okumadım.Televizyonda seyreder gibi canlı ve gerçekçi.Olayların geçtiği mekanlar ve kovalamaca bana Call of Duty 4 'ü anımsattı.Kurgu güzeldi ve iyi bir son hazırlanmıştı.Dediğim gibi tüm olumsuzluklara rağmen bitirdiğinizde okuduğunuza pişman olmayacağınız bir kitap.Ama kitabı okurken sabırlı olmanız gerektiği uyarısını tekrar etmemde fayda var.Zira ben bir kaç kez bırakmayı düşündüm.Uluslar arası bir başarı sağlamış olabilir.Onlarca dile çevrilmiş ,büyük beğeni toplamış,bir çok ülkede çok satan kitaplar arasına girmiş olabilir.Ama net bir tespitim var.O da kitabın çevirisinin tekrar gözden geçirilmesi gerektiği.Tabi eğer Türkiye'de de çok satan bir kitap olması isteniyorsa.Son bir şey; bu kitabın sayfaları her ne kadar bir film karelerini bir araya getiriyorsa da,bence sinemaya uyarlanmasına gerek yok.Bu haliyle uyarlanırsa o filmin imdb puanını şimdiden söyleyeyim 5,2.Yani sıradan bir Amerikan aksiyon filmi olur.Bence bıraksınlar okur kafasında kendi filmini çeksin.Üstelik masrafsız.


Kitabın konusuna değinmeyi planlamıştım ama fikrimi değiştirdim.Derin devlet mafya ilişkisi diyerek küçücük bir tüyo versem bence yeterli.Tamam hadi bir de alıntı yapayım "Her zaman bir adım sonrasından daha fazlasını düşün."


Ve bir de arka kapak ;

Uluslararası Bir Başarı
On Beş Ayrı Dilde Çeviri
Aksiyon Dolu, Şaşırtıcı, Sıra dışı

Mahzen, Jeff Abbottun günümüzün en iyi yazarlarından biri olduğunun kanıtı. Çok etkili aksiyona ve şaşırtıcı bir kurguya sahip. Elimden bırakamadığım kesinlikle kaçırılmaması gereken bir kitap.
Harlen Coben -Asla Vazgeçme kitabının yazarı

Mahzen, iyi ile kötünün zamana karşı yarışının anlatıldığı güçlü bir konu, jeff romanda aksiyon çılgınlığı yaratmış ve yaşatmış.
Lisa Gardner - Tek Başına ve Saklambaç kitaplarının yazarı

Kaya gibi sert. Hayatta kalmak için öldürmek zorunda kalmanın şok edici gerçeği aksiyonu hızla ilerletiyor.
Publisher Weekly

Abbottun son romanında iki adamın hayatı kelimenin tam anlamıyla birbiriyle çarpışıyor. Quentin Tarantinonun Zor Ölüm serisiyle birleşmesi gibi bir çarpışma düşünün.karakterler başarılması imkansız gibi görünen bir işin peşinde ve heyecan asla durmuyor. Abbott her zaman muhteşem bir yazar olmuştur ama bu şu ana kadar ki en güzel romanı. Şaşırtıcı dönüşler, muhteşem bir olay örgüsü ve son derece gerçekçi karakterler.
Library Journal

Jeff Abbott en sevdiğim gerilim romanı yazarlarından biri. Mahzende ulaştığı tempo Harlan Coben ve Lee Childin yazdıkları romanlardan daha hızlı. Acımasız, zekice ve çarpıcı haliyle Mahzen bu senenin en iyi macera kitabı.
Joseph Finder
Read On 4 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    6 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar