Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Şibumi - Trevanian

Perşembe, Ocak 20, 2011

Ne Şibumi’yi ne de Trevanian adıyla ün salmış gizemli yazarı biliyordum birkaç ay öncesine kadar.Bir arkadaşımla kitap değişimi yapmam sayesinde böyle bir kitaptan haberim oldu.İsmi ilginçti kapağı enteresan.Arka kapak yazısı ilgi çekici, yazar hakkında söylenenler merak uyandırıcıydı.Kitabı elime aldığım sırada başka bir kitap okuyordum ve buna başlamak için onu çabucak bitirip büyük bir heyecanla bu kitaba başladım.Kitap hakkında daha ayrıntılı yorumlar yapmadan önce Trevanian’a değinmek istiyorum.

Gerçek ismi konusunda uzun yıllar çeşitli söylentilerin dışında net bir bilgi yokmuş.Kitaplarındaki karakterlere verdiği isimlerin gerçek ismine göndermeler yapmasından yola çıkılarak geçte olsa ismi öğrenilmiş.Söylenene göre kitapları tüm dünyada milyonlar satarken onun gerçek ismini bilen tek kişi kitapların yayıncısı Michael Carlisle’miş.

Yazar hakkında bilinmeyenler sadece ismiyle sınırlı değilmiş.Nerede yaşadığı kaç yaşında olduğu nereli olduğu ne iş yaptığı... kısacası hakkındaki hemen hemen hiçbirşey.Hatta onun bir “kişi” olduğu bile tartışılmış.Trevanian’ın birkaç usta yazarın birleşip meydana getirdiği “gizemli bir ünlü yazar” olduğunu düşünenler de varmış.Farklı zamanlarda Nicholas Seare ve Benat Le Cagot takma isimlerini de kullanmış.Şibumi’de de Benat Le Cagot bir karakter olarak yer almıştı.

Fakat bugün artık kim olduğu ne iş yaptığı nereli olduğu biliniyor.Gerçek ismi “Rodney William Whitaker” olan Amerikalı bir üniversite profesörüymüş. Amerikalı olduğuna bakmayın Şibumi’ de Amerika’yı yerin dibine sokmakta pek bi maharetliydi.Diğer kitaplarında da Anti-Amerikan söylemleri olduğu söyleniyor. ABD'nin aşırı kapitalist politikalarından rahatsızmış ve bunu da kitaplarına yansıtıyormuş.Şibumi’de dikkatimi çeken yazarın karşıt olduğu bir başka şeyde Araplar.Ama bu onun bahsini ettiği Araplar zaten tepkiyi hak ediyor.Amerika veya diğer yabancılarla gizli ortaklıklar kurup kazandıkları itibar ve servet karşılığında yabancıların kendi halkını daha kolay sömürebilmesine yardım eden Araplardan nefret etmek sadece Trevanian ait bir tavır değil.Gerektiğinde Yahudileri de eleştirebiliyor.Hatta Şibumi’de Japon kültürünü göklere çıkarmasına rağmen zaman zaman Japonların ayıplarını da söylemekten geri durmuyordu.Açıkçası onun bu dobralığını pek sevdim.Basklarla ne gibi bir ilişkisi olduğunu bilmiyorum ama onlara sempati beslediğini düşündürdü bana.Bu yüzden Şibumiyi okurken hafif bi V for Vendetta havası esmedi değil.

Çok bilge bir insan izlenimi vermesi daha en başından benim için hayranlık uyandıran bir özelliği oldu.Çok farklı alanlarda ayrıntılı bilgilere sahip olduğunu sanıyorum. Öyle ki bazı kitaplarında ayrıntılı olarak anlattığı çıplak elle öldürme teknikleri, müze soyma tekniği , bazı bünyelere ağır gelebilecek sevişme yöntemleri , mağaracılık teknikleri yüzünden hayatlarını kaybeden insanlar olduğu için bazı ülkelerde bu ayrıntılar sansürlenmiş veya sonraki baskılarında yazar tarafından kaldırılmış.Mesela Şibumi’de insan bedenindeki bir noktaya bir müddet baskı yapılması sayesinde otopside ölüm nedeni anlaşılmayacak şekilde bir ölümün hızlıca gerçekleştiği ancak bu tekniğin okuyanlar tarafından “gerçekten oluyor mu?” diye uygulanması ihtimaline karşı ayrıntılı olarak anlatılmayacağı dipnot olarak verilmişti.

Yazarın felsefeden zevk aldığını ve okurlarına da felsefeyi sevdirdiğini görebilirsiniz.Sıradışı , orijinal ve gizemli olması öne çıkan özellikleri diyebilirim.Aslında şöyle düşünüyorum okurları onun gizemli kalmasından hoşnuttu. Bu gizem, yazarla okur arasında farklı bir bağ kurmuş olmalı . Şöhret peşinde olmayan bir kahraman olarak kalması okurun gözünde onu daha da büyüttüğü kesin. Bir diğer faydası kitaplarındaki kusursuz kahramanların gerçekçiliğini arttırmada yazarın kendisinin de kahraman olarak görülmesi olabilir.Şöyle örnek vereyim.İstanbul Hatırasını okurken kitabın baş kahramanı olan komiseri zihnimde canlandırmada kendimi Ahmet Ümit’ten soyutlayamadım.Ahmet Ümit gibi bir adamdı o komiser.Ama Trevanian olarak bilinen yazarın, kitaplarındaki kahramanların canlandırılması sırasında okuyucuyu yönlendirecek kadar bilinen biri olması durumunda- o olduğu söylenilen fotoğrafını gördükten sonra söylüyorum – kesinlikle kahramanın inandırıcılığını olumsuz yönde etkileyecekti.Kısacası yazarın gizemi kitaplarının daha çok okunmasında etkiliydi.Ben böyle bir yazar olsaydım dayanamaz “Trevanian aslında benim derdim çok tutulan bir iki kitabım sonrasında” ama adam ondan fazla kitap yazmış ne gören var ne konuşan.Neyse kara haber tez duyulur derler ama ben en sona sakladım.Trevanian takma adını kullanan Rodney William Whitaker’ın 14 Aralık 2005 öldüğü bilgisi tarihinde verilmiş Michael V. Carlisle tarafından.74 yaşında hayata gözlerini yumduğu “söylenen” yazarın gömüldüğü yer yazarın vasiyeti üzerine ailesi tarafından gizli tutuluyormuş.Yaşamı gibi ölümü de esrarengiz olmuş görüldüğü gibi.

Gelelim Şibumi’ye.Öncelikle Şibumi ne , ne anlama geliyor onu söylemeye çalışayım.Çalışayım diyorum çünkü bunun tanımı pek net değil.Kabaca ; anlatılması imkansız bir basitlik demek.Anlatılamayacak kadar basit bir şeyi anlatma çabası.Söylenmesi bile gereksiz olan doğru söz.Bilgiden çok anlayış, ifade dolu bir sessizlik, hakimiyet peşinde olmayan otorite demektir şibumi.Yazarın kendi ifadesiyle “…yada onun gibi bişey.”


Spoiler vermek istemiyorum.Heyecanınızı azaltmak niyetinde hiç değilim.Kitap bana başlarda sanki yazarın kendisini anlattığı bir roman gibi geldi.Gizemli bir yazardan, kusursuz bir anti-kahramanın hikayesi.Kitabında yarattığı kahraman tam anlamıyla “mükemmel”. Altı dili anadili gibi konuşuyor bunu üzerine bir de dünyanın öğrenilmesi en zor olan Baskça’yı hapis yattığı bir dönemde basit çocuk kitaplarından kendi başına öğreniyor.Babasını hiç tanımıyor , annesi tarafından “mükemmel” olması için eğitiliyor.Go oyununu öğreniyor.Daha sonra bir Go ustasının yanına gönderiliyor.Bu oyunu hayat felsefesi haline getiriyor.Çocukken yaşadığı ve herkeste olduğunu sandığı dinlendirici etkiye sahip değişik bir deneyimi zamanla kaybediyor.Yeniden o dereceye ulaşabilmek için basitliği seçiyor.Falan filan.Konusuna girmedim rahat olun.Sadece sıra dışı olduğunu söylemek istiyorum.Özgün bir konu , akıcı bir anlatım.İlk başlarda kitabı sadece bu yüzden seviyordum.Beklentimi arttırdığı için daha sonraları aynı tadı alamadığımı söylemeliyim.Ama Amerika ve batı kültürü hakkındaki tespitleri çok hoşuma gidiyordu.Hemen hemen her tespitine katılıyordum.Kitabın ortalarından sonra bir “mağara” hikayesi var ki bana göre çok gereksizdi.Sanki bir gezisini anlatmıştı orada ve nereye bağlayacak diye merak ettim.Ama kitap bittiğinde gerçekten de orayı fazla ayrıntılı ele aldığını düşündüm.Doğrusu kitabın yarısına kadar “Okuduğum en sıra dışı kitap bu olacak galiba” derken kitap bittiğinde bunu söyleyemediğimi fark ettim.Ama güzeldi.Sevdim.Ve okuduğum için mutluyum.Bir ara go oyununa merak sardım.Bilgisayarda oynanan bir go oyununu indirip bayağı uğraştım.Basit bir kuralı var ama çok zor oynanıyor.Sinir oldum ve oynamayı ileri yaşlara erteledim. Sansürlenen ayrıntılar benim kitaba ve yazara olan hayranlığımı arttırmadı değil. Neticede güzel bir kitaptı ama ne bileyim sanki daha güzel olabilirdi.Okurken bir çok sayfayı not ettim.Arkadaşın kitabı olduğu için altını çizemedim. :) Çok uzattım.Gerçekten tavsiye ettiğim bir kitap.Ben şimdi yazarın en çok tavsiye edilen bir başka kitabı Katya’nın Yazı ‘nı okumak istiyorum.Okuduktan sonra bir şeyler yazarım.Hadi şimdilik kendinize iyi bakın.
Read On 11 Yorum

Tweet Ucu

Cumartesi, Ocak 08, 2011

Twitter henüz şuan ki kadar popüler değilken bir hesap açmıştım. Ama pek alışamadım ve kullanmadım.Söylemek istediklerimi yazdıktan sonra içinden bazı kelimeleri elemek zorunda kalmam bu şeyi sevemememin en büyük nedeni.Belki ilerde bu sınır 200 olur diye bekledim ama yok olmadı.Neyse twitter bana uymadı ama ben artık daha kısa cümleler kurabiliyorum yani ben ona uydum.Bu süre içerisinde facebook hesabımı twitter gibi kullandım.Bazen orda bile (420 karakter) kelime elemek durumunda kaldığımı düşününce twittera geçiş yapmayı erteledim durdum.Orda yazdıklarımdan bazılarını blogda da paylaştım.Hem blogdan hem facebooktan hem de çevremden twitter'a geçmem için baskılar artmaya başladı.


Evet twitter bazı açılardan facebooktan iyi. Mesela facebook'un sadece komik video izlemek, fotoğraf paylaşmak, doğum günü kutlamak, %100 çalışıyor tarzı uygulamalara inanıp tüm arkadaşlarını da davet etmek gibi işlere yaradığını sanan arkadaşlarım vardı ve benim neden sürekli durumumu güncellediğimi, aklıma takılanları, tespitlerimi, fikirlerimi, önerilerimi, eleştrilerimi paylaştığımı bir türlü anlamlandıramayıp akılarınca "benim saçmaladığımı" iddia ediyorlardı. Evet böyle bir kaç arkadaşım vardı. Vardı diyorum çünkü artık yok. Ben eleştriye açık birisiyim ama tahammülsüzlüğün eleştiri adı altında kusulmasını da ayırt edebiliyorum ve bundan nefret ediyorum. Bazen saçmalarım ama ben saçmalamak istediğim için bu böyledir. En sevdiğim arkadaşlarıma bakıyorum, biz onlarla gerektiğinde en derin sohbetleri yapabiliyoruz, metaforlara bayılırım ben mesela, benzetmeler yaparım hep, farklı bir dünya kurarım etrafımdakileri de oraya çeker saatlerce hayal ederiz beraberce ama yer geldiğinde tüm dertlerden sıkıntılardan kargaşadan uzaklaşmak için birbirinden bağımsız alakasız şeyler konuşur, söylediklerimizi 10 saniyeden fazla düşünmemeye çalışırız, saçmalarız, güler eğleniriz. Bu, içmeden sarhoş olmaktır bizim için. Ya da beynimizin tuvalet ihtiyacını gidermektir. Nasıl ki gün içerisinde yer içer gezer eğlenirsin ama sonunda bir kaç dakikanı tuvalette geçirsin, aynen öyledir bizim için saçmalamak. Afedersiniz b*ku karnında taşımak gibidir saçmalıkları kafada tutmak. Ama bunu her daim yapmayız, nasıl ki alışverişte yolda okulda sinemada altımıza kaçırmadığımız gibi belli yerlerde belli bir zaman diliminde saçmalamamız gerektiğinin bilincindeyiz. Benim facebook durumumda arada bir birilerine saçma gelen şeyler yazmam bazı kendini beğenmişlerin kendilerini daha mantıklı hissetmelerini sağlıyorsa bile bu beni hiç alakadar etmez. Ama yüzündeki ciddiyet kaslarını yitirmiş insanların mal mal herşeye güldüklerini kamufle etmek için benim saçmalıklarıma(!) dil uzatmasına sessiz kalamam.Ben saçma bişey yazdım diye değil sen laubali, lakayıt, omurgasız ve boş bir insan olduğun için gülüyorsun. Anlamsız gelen şeylerin "anlamsız olmasının" bir anlamı olduğunu düşünemediğin için onlar sana sadece anlamsız geliyor. Bazıları onların sadece anlamsız olduğunu anlayabiliyor. Belki ben yazmak istiyorum ama hiçbişey anlatmak istemiyorum. Neden beni anlamak istiyorsun ki? Neden sana anlatmak zorundayım ki? Velev ki saçmalamış olayım. Tuvaletten çıktığını gördüğün birini artık her gördüğünde sen sıçıyorsun diyebilir mi bir insan? Bence sen hep saçmalıyorsun diyebilen bir insan bunu diyebilir çünkü bazı insanlar gülmelerine sebep, mallılarına neden arıyorlar.



Neyse efendim bu yazımın amacı benim artık daha aktif kullanacağım bir twitter hesabımın olduğunu söylemekti.Aklıma gelen bazı şeyler kısaltmaya üşenmediğim sürece oradan paylaşmaya çalışıcam.Orjinalliği severim.Farklı bir isim olsun dedim.Tweet Ucu geldi aklıma.Baktım böyle bir hesap da açılmamış tamam dedim açtım.Sonra kendime bir profil resmi tasarladım.Güzel oldu bence.Davetiye göndermemi beklemeyin hepiniz davetlisiniz.Görüşmek dileğiyle.Hoşçakalın.
Read On 4 Yorum

Ayça Şen

Perşembe, Ocak 06, 2011

Ayça Şen çokca hayranı olan bir radyo programcısıymış.Aslında daldan dala bir Kadın.Benim Ayça Şen'in radyo programcılığından haberim olmadığı gibi bu isimden de haberim yoktu.Taa ki geçen yıl bi hafta sonu Bursa ya teyzemlere giderken otobüsün radyosunda başka bir programa şarkıcı kimliğiyle konuk olduğu yayını dinleyene kadar.

Aslında böyle her dalda bişeyler yapan aktif kıpır kıpır biri olduğunu bilsem çok gülmezdim söylediği iğrenç şarkılara.Eğer o an düşündüğüm gibi tüm işi şarkıcılık olsa komedi derdim.Berbattı o zaman.Radyoda işte erkek spiker sorular soruyo bu cevaplıyo..Buralar tamam.Ama arada bir şarkı söylüyo ve tüm otobüs bu komediyi dinliyo.Hele bir şarkısına otobüs katıla katıla güldü."Evlenicem senle buna eminiiiiiiiimmm.Erkek sindrellaaaa"..
Şimdi şarkıyı banttan felan dinletseler belki bu kadar komik olmazdı.
Enstrumanlar şunlar bunlar dım tıs felan.Belki öyle olsa değişik der geçerdim.
Ama canlı söyledi.Elinde sadece bir gitar.E gitar ne kadar kapatabilir ki bu sesi.
Ben en önde şoförün arkasındayım.Sol tarafta 60 larında adamın biri dayanamadı.
Sessiz denilemeyecek bir mırıldanmayla şoföre hitaben " Eşşek kadar adam.Utanmıyo dinlediği şeylere bak" :)
Yanında ki kızı babasına yalvarıyo "baba sus öyle deme duyacak ".
Adam "Duysun kazık kadar adam,yaşlı başlı insan,bu şarkılardan ne anlıyo" .
Adamın söylediklerini herkes duyuyo.Güle güle gittik gerçekten.Şoför hiç aldırış etmedi.İyi de etti.

Adının Ayça şen olduğunu da bilmiyordum.Google dan "Erkek Sindrella" diye aratınca buldum.He bide unuttum bak.Radyo sunucusu şey sanmıştı."Erkeksin Drella".Dedi ki "Drella ne demek?".Bide ona çok gülmüştüm.

Bir tık :)


Neyse baktım kimmiş neciymiş felan.Baya aktif biri.Şöyle söyleyeyim herşeyi yapıyo.Bir de şarkı söyleyeyim demiş.Bence bu açıdan bakılınca çok kötü değil sesi.Kendi yazmış sözlerini de.Helal olsun valla.Aslında radyo programcılığı ön plandaymış.Ben de bir radyo programında birine yaptığı telefon şakasını gördüm.Bu kadın hakkındaki ön yargılarım tamamen yok oldu.Harika biri diye düşünmeye başladım.Yaptığı telefon şakasını bir de siz dinleyin.Benim gibi tanımaya başlamamış olursunuz en azından.Önce şarkılarını duymak hakkında iyi şeyler düşünmenize engel oluyo.Sizde bu olmasın.Dinleyin.Çok güldüm ben :)

Ebru Çapa

Emlakçı

Bu bir bant kaydıdır



Tansu Çiller

Pelin Batu


Edit :Bu yazıyı çok önce yazmıştım ama paylaştığım bir kaç ses kaybolmuştu.Yeni bir yöntemle farklı şeyler paylaştım.Yenilikler yaptığım eski bir yazıdır.

Read On 2 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    9 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar