Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Facebook Masalları

Cuma, Nisan 29, 2011

Kelime anlamı “Yüz Rehberi” kurulduğu 2004 yılında bu isim ile özdeşleştirilebilirdi ancak bugün Facebook’u Yüz Rehberi olarak tanımlamak televizyona fotoğraf çerçevesi demekten farksız olur. Aslında herkes facebook için farklı bir tanım yapabilir. Çünkü herkesin kullanım amacı farklı olabiliyor. Kimisi ilkokul arkadaşını, eski mahallesinden çocukluk arkadaşını, ortaokul öğretmenini buluyor kimisi de helal süt emmiş hayırlı bir kısmet. Kimisi bir grup oluşturup öğrencilerini dersler hakkında bilgi paylaşımı ve duyurular yapıyor kimi el emeği göz nuru işlemelerini satışa çıkarıyor. Kimi müşterilerinin öneri şikayet ve beğenilerini kontrol ediyor, kimi de kayıp çocuğunu arıyor. Artık canlı yayın programları izleyicileriyle facebook sayesinde anında iletişime geçebiliyor anketler düzenleyebiliyor ve hatta programın akışını beraber belirleyebiliyorlar. Mesela Emily Liebert’in Facebook Masalları adlı kitabında anlattığı bir modern zaman mucizesini paylaşayım sizinle.

Cathy Schroeder adında bir kadın yakın arkadaşıyla birlikte mezuniyetlerinin 20. yılı kutlaması hakkında konuşuyorlar. Bir kutlama düzenlenecek ve ikisi de heyecanlı tabi. Kim şimdi nerede ne durumda kiml evli kaç çocuğu var ne oldu merak ediyorlar. Derken bir arkadaşından etkinlik hakkında bilgilerin paylaşıldığı bir facebook grubuna üye olması için tıklamasını istediği linkin bulunduğu bir mail geliyor. O da daha önce ismini duyduğu bu siteye üye oluyor. Öğlene kadar bir çok arkadaşıyla iletişime geçiyor. Durun durun hikaye bu değil. Yani facebook sayesinde arkadaşlarıyla iletişime geçmiş olması değil hikaye. İlginç gelişmeler bundan sonra başlıyor. Eklediği arkadaşları arasında eski erkek arkadaşı da var. Durun bekleyin bu da değil ilginç olan. Yani tekrardan alevlenen bir aşk hikayesi de değil. Çünkü adam da evli Cathy de. Hem Cathy ile bu eski erkek arkadaşı Scott, zaten zaman zaman haberleşiyorlar. Ama böyle bir platform üzerinde de iletişime geçebiliyor olmaları her ikisinin de hoşuna gidiyor. Neyse aradan belli bir süre geçiyor.Cath bir gün sitede dolaşırken gözü Scott un paylaştığı bir iletiye takılıyor. Scott böbrek donörüne ihtiyacı olan Beth adında bir arkadaşından bahsetmiş ve bir istekte bulunmuş bu iletide. "Kan grubu 0 olan varsa bu linke tıklasın" diyerek. Cathy de ara sıra kan veren birisi ve ilginç olan onun da 0 kan grubunda olması. Başta önemsemiyor ama sonra şöyle düşünüyor. Scott için önemli olan bişey benim için de önemlidir. En azından bir bakayım işaret ettiği siteye. Linke tıklıyor ve bir siteye gidiyor orada hikayeyi okuyor ve çok etkileniyor. Çünkü donöre ihtiyacı olan Beth adındaki genç kadın iki çocuk annesi ve yaşaması için gerekli olan böbreğin bulunması için çok fazla zamanı kalmamış. Etkileniyor ama daha önce organ bağışında bulunmayı hiç düşünmemiş. Beth'e bir mail gönderiyor. Durumunuzu öğrendim.Çok üzgünüm. Bir gelişme var mı bulabildiniz mi diye. Beth de ona ilgisi için teşekkür ediyor ve gerekli olan böbreğin hala bulunamadığını söylüyor bir de ekliyor "Lütfen linki arkadaşlarınıza gönderir misiniz?" Cathy yardım etmek istiyor. Hiç tanımadığı bu kişiye tekrar mail atıyor. Böbreğin nakledilmesi halinde yaşama şansı ne olur ve böbrek veren kişi için riskler neler? Beth de ona durumu anlatıyor neyse Cathy kocasının itirazlarına rağmen böbreğini vermeye karar veriyor. Ancak yapılan testler sonucunda Cathy'de böbreğini vermeye engel olacak derecede kötü huylu bir tümöre rastlanıyor. Çok üzülüyorlar ancak doktorları bir test daha yapmak istiyor ve bu kez tümöre rastlanmıyor. Böbrek nakli gerçekleşiyor. Kadın sağlığına kavuşuyor ve iki aile sık sık bir araya geliyorlar. İki kadın ayrılmaz iki dost oluyorlar. Facebook’ta arkadaşının paylaştığı bir link sayesinde iki çocuk küçük yaşta annesiz kalmaktan kurtulurken, genç bir anne küçük çocuklarının büyümesine şahit olma fırsatı buluyor.
Read On 4 Yorum

Google Logoları

Cumartesi, Nisan 23, 2011

"23 Nisan Çocukların bayramıdır" demek ile "23 Nisan çocukların da bayramıdır" demek arasında büyük büyük fark var ve bence ikincisi daha doğrudur hem önemi hem de anlamı açısından. Çünkü bir süredir okul hayatından uzak kalmış birçok insan bugünün gerçek anlamını unutmaya başladı. Ben kendimden örnek vereyim ilkokulda her sabah okuduğumuz andımızı ezbere hatasız okuyamam. Önce bir kaç dakika çalışmam gerekiyor. Hatta geçen gün kutlu doğum haftası nedeniyle Engin Noyan burada bir konferans vermek üzere davet edilmişti. "Peygamber Efendimiz ve Merhamet" konulu harika konuşmasından ve din görevlilerinden oluşan Türk Tasavvuf Musikisi korosundan önce okunan İstiklal Marşı bile beni tedirgin etti. Çünkü uzun zamandır İstiklal Marşımızı okuma fırsatı bulamamıştım ve hatalı okumaktan korktum. Yok yok hata yapmadım ama önemli olan ona bu kadar uzak kalışımdı. Üniversitede okunmuyor ve 4 yıldır üniversitedeyim. Son 4 yılda toplasam 10 kez okumamışımdır. Artık evde arada sırada tek başıma okumalıyım galiba.Sahip çıkmalıyız sonuçta bu kadar güzel ve anlamlı marşı olan başka hangi ülke hangi millet var ki? Neyse demek istediğim insanların 23 Nisan'ı sadece çocukların kutlaması gereken bir bayrammış gibi görmeye başlamış olması. Oysa bu gün ismine "çocuk Bayramı" eklenmeden önce de kutlanıyordu. 23 Nisan'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştı ve bu dünyanın bütün güçlerinin acımasızca saldırdığı bir savaştan galip çıktığımızın işaretiydi. Boyun eğmediğimizin resmiydi. 1935'e kadar Milli Bayram olarak kutladık 23 Nisanı. Sonra saltanatın kaldırıldığı gün olan 1 Kasım'da kutlanan Hakimiyet-i Milliye Bayramı ile birleşti. Çocuk Bayramı 1981'e kadar aynı gün kutlanan ayrı bir bayram olarak kaldı. 1981 de Milli Bayrama çocuklar da katıldı ve böylece birleşmiş oldu. Yani aslında 3 ayrı bayramın birleştiği özel bir gün 23 Nisan. Arkadaşlar üstte yazdıklarımı bir sonuca bağlamadan başka bir konuya geçecek olmama kızmazsınız umarım. Çünkü ben Bayramın(m)ızı kutladıktan sonra değişen google logoları hakkında bir kaç şey söyleyecektim. Google logolarının hikayesini dinlemek isterseniz buyrun :)



Google ın bu kadar sade olması her ne kadar Larry ve Sergey'in sadelik takıntılarının bir sonucu olsa da işin gerçeği web tasarımcıya verecekleri paraları yoktu. Kendileri yaptılar. Güzel bişey yapacak kadar becerileri de yoktu. Ortaya ancak böyle bişey çıkarabildiler. Renkleri nereden geliyor peki ? Larry ve Sergey arama motorlarını yaptıktan sonra sistemi güçlendirmek için daha fazla hafızaya ihtiyaç duymuşlardı. Paralarını tüketene kadar bellek satın aldılar. Bitince okuldaki eski bilgisayarlardan topladılar. Tabiri caizse çöpleri karıştırdılar. Sonuçta o eski parçalardan yeni bir sunucu meydana getirdiler. Ancak o dönemde o büyüklükte üretilen bilgisayar kasası yoktu. Onlarda Legolardan kendilerine kasa yaptılar. Bu renkler işte o toplama sunucularına yaptıkları kasanın Legolarının renkleri. Farkettiyseniz logolarını sürekli değiştirseler de renkleri ve sıralamayı değiştirmiyorlar. Bekleyin logoları sürekli değiştirmelerinin hikayesini de anlatıyorum?



Yanan Adam Festivali , tesadüfen ilk kez 1986 yılında San Fransisco’nun bir sahilinde yazın bitimini kutlayan bir grup gencin tahtadan bir adam heykelini yakmalarıyla başlamıştı. Sonra her yıl tekrar edilir oldu. Her yıl aynı dönemde bir haftalığına bu çöle kampa gidilir ve her türlü teknolojiden ve stresten uzakta kafa dinlenir eğlenilir. Dünyanın bir çok yerinden 40 binden fazla insan burada buluşur çölün ortasında geçici bir şehir kurulur ve festival bittiğinde burası en baştaki durumuna getirilir. Hiç gelinmemiş gibi yani. Herkes yiyeceğini dışardan getirir çünkü para geçmez burada. 1999 un Ağustos sonlarında Sergey ve Larry tüm çalışma arkdaşlarıyla birlikte bu festivale katıldı. Bir çok teknoloji uzmanı sanatçı yazar ve on binlerce özgür insan. Sergey gitmeden önce Google logosu üzerinde deneysel bir çalışma yaptı ve yanan adamın farklı bir çizimini, Google ın ikinci "O" sunun üzerine yapıştırdı. Ve bunu siteye koydu. Google çalışanları bunu gereksiz bulmuşlardı ama gereksizliğinden daha önemli bir sorun vardı bu logo google’a saldırılıp siteyi çökertmeleri halinde sistemi ayağa kaldıracak kimsenin olmadığını çünkü herkesin festivalde olduğunu haber veriyordu insanlara.Neyse ki saldırı gelmedi. Aradan aylar geçti ama Sergey’in logo değiştirme merakı bitmemişti. Cadılar bayramında google’ın o ları üzerine balkabakları koymuş ve bunu yeni logo olarak değiştirmek istemişti arkadaşları tepkiliydi ama Sergey kullanıcıların google’ın da insanların değer verdiği şeylere değer verdiğini bilmesinin iyi olabileceğini düşünüyordu. "Dünyadaki herkese google ın cadılar bayramını önemsediğini duyurmalıyız" diyordu. Yaptılar ve çok olumlu tepkiler aldılar. Bu tepkilerden sonra Sergey’in yeni logolar üretme merakı daha da arttı. Herkes Sergey’in bu hevesten vazgeçmesi gerektiğine inanıyordu. Çünkü kullanıcılar değişiklikten etkileniyorlardı. Birileri için iyi olan diğerleri için kötü olabiliyordu. Bir ülkenin zaferi başka bir ülkenin hoşnutsuzluğuna neden olabiliyordu. Dini bayramlar ve günler de aynı şekilde sorun teşkil ediyordu. Artık tüm dünyanın ortak değerleri üzerine çalışmaya başlamışlardı. Olimpiyatlar gibi. Dünya günü, festivaller, sanatçılar gibi şeyler.


Kısacası Google doğuşundan günümüze kadar sadeliğini korudu hızını arttırdı ve bu sayede kullanıcılarının sevgisini ve güvenini kazandı. Kullanıcıların gözlerini yormadı kafalarını karıştırmadı ve ilginç logolarıyla insanlarla dostluk kurdu. Gelecekte de bu yapısını değiştireceğini sanmıyoruz. Kendi tasarımının patentini bile aldığına göre daha uzun yıllar Google ı bu sadelikte kullanmaya devam edeceğiz.

Diğer Logolar için Şuraya bakabilirsiniz.


Read On 2 Yorum

Film Sepeti 14

Pazar, Nisan 10, 2011

Uzuuunn zaman oldu film yazısı girmeyeli. Blogu iki üç aydır takip etmekte olan arkadaşların belki de haberleri bile yok "Film Sepeti" serisinden. Onlar için şöyle bir bilgilendirme yapayım. Ben eskiden çok film izlerdim arkadaşlar. Kore filmlerine de meraklıydım biraz. İzlediğim filmleri tek tek değil genellikle 3'er 4'er birlikte yazardım. Sevdiğim filmleri tavsiye edip sevmediklerimden uzak durmaları konusunda uyarıyordum bir şekilde yolu bloguma düşenleri. Tabi bunlar benim kişisel görüşlerim olduğu için uyarılarıma kulak asıp asmamak onlara kalmış birşeydi. Uzun bir dönem eskisi kadar film izlemiyordum ama izleyipte bahsetmediğim 10 dan fazla film birikti. Bir türlü oturup onlar hakkında yazamamıştım. Bu gece vizelerin de bitmesiyle birlikte arkadaşlarla iki üç film izledik (ben 2) ve artık yazmaya başlamak istedim. Uzatmayayım geçmiş filmler için sağdaki menüden "Tv - Film - Sinema " bağlantısına tıklamanız yeterli. İzninizle yeni filmlere geçiyorum.


Çakallarla Dans P


İlk bahsedeceğim film en son izlediğim olsun. Son zamanlarda izleidğim en iyi komedi filmi. Böyle bu kadar beğendiğim filmin bir "Türk Filmi" olması ayrı bir güzellik benim için. Zira çoğu zaman kendimi Türk filmlerini eleştirirken buluyorum. Bakıyorum bir sürü olumsuz şeyden bahsetmişim. Sonra üzülüyorum böyle yaptığım için. Ama bu film - ismini vereyim ; Çakallarla Dans - bence baştan sona eğlenceli ve övgüyü hakediyor. Biz çok eğlendik doğrusu ve ben çok beğendim. Belki bir kez daha izlerim hatta. Kendimi tekrar etmeden kısa keseyim sözlerimi. Tavsiye ederim. Hassstasıyız dedeeeeee ! :) Bu arada kadro da harika. Ve bir de uyarı yapmam gerekiyor. Filmde küfür var. Çocuklarınızla izlemenizi tavsiye etmem. Ailecek izlenecek bir film değil. Yalnız ya da akranlarınızla izleyebilirsiniz ;)



Üç Harfliler Marid O


Bir başka Türk Filmi. Çakallarla Dans'tan önce izledim. Ama çok beğenmedim. Korku filmlerini severim normalde ama "korku sineması" diğer türlerden daha zor. İnsanları korkutmak için önce filmdeki korkulan şeye izleyiciyi inandırman gerekiyor. Tamam üç harfliler var evet inanıyoruz. Evet hikaye gerçekte olabilir. Ama senaryo özensiz, çekimler de amatörce yapılmışsa yine hayal kırıklığına uğramış oluyorsunuz haliyle. Çok kötü değildi ama belli ki konunun uzmanlarıyla istişare edilmeden yapılmış bir film. Bu yüzden inandırıcılığı kalmıyor ayrıca film üç harflilerden çok sahte hocalara dikkat çeken bir film olmuş. Ben izlemenizi tavsiye etmiyorum. Güzel başlayıp kötü devam eden, neredeyse tamamı bir evin içinde geçen sıkıcı kamera efektleriyle korku oluşturulmaya çalışılmış bir film. Halbuki konu hakkında özellikle dini açıdan daha geniş bilgi alınsaymış o efektlere bile gerek kalmayacaktı. Net : İzlemenize gerek yok.


Godsend - Tanrıdan Gelen W

İki yerliden sonra bir yabancı film. "Godsend" . Türkçe'ye "Tanrıdan Gelen" olarak çevrilmiş. İlk filmi tavsiye ettim ikincisini izlemeyin dedim. Bu film de ikisinin arasında. Filmin beğendiğim tarafı "konusu" . Güzel ve ilgi çekici bir konusu var. Orjinal evet ama eksik. Film yarısında bitmiş gibi bir hava oluştu. Seri galiba dedim ama ikinci film de yok. İkinci film çekilmiş dahi olsa şöyle derdim "Godsend adlı filmi izlemeyiniz. Adamların seri filmden anladıkları şu ; ikinci film birinci filmin devamı değil diğer yarısı." Ama devamı da yok. Karar size kalmış. Güzel bir konu kötü bir final.


Bugünlük bu kadar yeter. Kendinize iyi bakın. Şimdiden iyi seyirler.
Read On 2 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    10 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar