Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Puzzle

Cuma, Ağustos 26, 2011

Daha önce hiç görmediğimiz bir şeyin puzzle ı konulmuş önümüze.
Bir yandan anlamlı bir şeyler yapmaya bir yandan da anlamaya çalışıyoruz.
Puzzle ı en geç tamamlayanlar resmi anladığını sanıp onu yapmak için diretenler oluyor.
Hep bi eksik, hep bi fazla, hep bi mantıksız parça.
Resmin düşündüğümüz gibi olamayabileceğini anladığımızda yorgun ve kırık bir halde buluyoruz kendimizi.
Yeniden başladığımızda herşeyi bozup..
Cesaret edemiyoruz tekrardan 'Bu o ' demeye.
Anladığımızı söylemeye cesaret edemiyoruz resmi.
Tahminde bulunmaktan korkuyor, eksik parçayi aramayı bırakıp, sadece elimizdeki parça için en anlamlı yeri arıyoruz.
Sadece yaşıyoruz.
Sadece yaşamakta olan her şey gibi.




Nouvelle Vague - In A Manner Of Speaking

Read On 9 Yorum

Film Sepeti 15

Çarşamba, Ağustos 24, 2011

İncir Reçeli P


"Bu filmi daha yeni mi izliyorsun sen ? " diyeceksiniz şimdi. Evet çünkü sebepleri var. Daha film gösterimdeyken gitmeyi düşünmüştüm. Ama biri "izle" deyince erteledim durdum hep. Filmi aldım ama durdu aylarca masanın üzerinde. Acaba nasıl bir film diye merak ettim. İnsan kaybetmek istemediği ama buna mecbur kalıp elinden bir şey gelmediği durumlarda elinde ona ait kaybetmeye mecbur olmadığı ne varsa saklıyor saklayabildiği kadar. Ben de tüketmek istemedim. O yüzden izlemedim bu zamana kadar. Klasik aşk filmlerinden farklı. Konusu, işlenişi, felsefesi, replikleri, sonu ve oyunculuğu ile çok beğenip kesinlikle izlemenizi tavsiye ettiğim bir film "İncir Reçeli" . Özellikle Sezai Paracıkoğlu başrolde mükemmel bir performans ortaya koymuş ve tabi ki senarist ve yönetmen Aytaç Ağırlar'a tebrikler. Bu filmle bu iki isim unutulmazlar arasında artık. Filmin müzikleri de güzeldi ama ben en çok final sahnesindeki bu parçayı sevdim. Sanırım Engin Bayrak söylüyor. Dinleyelim.


“Sen o kadar bir şey söylemeden gidersin ki; üstüne milyonlarca bir şey söylenir."


Yaşam Şifresi P



Yaşam Şifresi(Source Code) filmini izleyeli çok oldu aslında. Ama ben uzun zamandır film yazısı yazmadığım için bahsedemedim. İzledikten hemen sonra yazsam sanırım çok uzun bir tavsiye yazısı yazmış olurdum. Çünkü gerçekten övgüyü hak ediyor. Başlangıç filminin ne kadar gölgesinde kaldı bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla hak ettiği kadar bahsedilmedi bu filmden. Üst düzey bir film ve izlenmeye değer. Özellikle bilim-kurgu severler için bu film bir zorunluluk. Filmden önce George D Shuman'ın "Son 18 Saniye" ve "Son Nefes" , J. Richard Gott'ın "Einstein Evreninde Zaman Yolculuğu" kitaplarını okumuş ve "Elegant Universe" adlı şuradaki 3 saatlik belgeseli izlemiş olsanız bu film size çok daha anlamlı gelebilir. Tabi ki tüm bunları bir film için yapın demiyorum.



Vaat Edilen Cennet ( Paradise Now) P



Vaat Edilen Cennet(Paradise Now) Filistin'i anlamak için izleyebileceğimiz olabildiği kadar tarafsız bir film. Fakat tarafsızlığı İsrail'in "Onlar da bize saldırıyor" şeklindeki bahanelerine tokat gibi bir cevap vermesine engel olamamış. Kendi ülkelerinde mahkum gibi yaşayan bir milletin filmde olacakların dışında nasıl bir özgürlük mücadelesi verebileceğini düşünürken siz de kendinizi onlar kadar çaresiz hissedeceksiniz. Bu filmin dünyaya mesajı var o yüzden izleyin diyorum.

Çizgili Pijamalı Çocuk W



Bu filmden övgüyle bahsetmişlerdi ben de merak edip izledim. Çocukların başrolde olduğu filmleri her şeye rağmen izlemek istiyorum çünkü rol yaparken bile saklayamadıkları bir doğallık var. Çocukların oyunculuğunu sevdim yine ama "Nazi" konulu filmler nedense beni çok etkilemiyor artık. Çünkü çoğu kez işlenmiş ve bilinen şeyler oluyor izlediklerim. Bu filmde de tek bir olay var ve kötü anlatılmamış. Ama bir "Life is Beautiful" kadar olmak için kırk fırın ekmek yemesi gerekir. Nazi filmlerine doymadıysanız izleyebilirsiniz.


Read On 8 Yorum

Gölge Hırsızı | Marc Levy

Pazar, Ağustos 21, 2011

Ortalarına kadar okumuş olduğum iki üç kitap olmasına ve hiç başlamadığım diğer onlarca kitaba evde yer bulamamama rağmen dün gidip kitap aldım yine. Depresyona girince saçını kesmenin, veya kadınların kendilerini iyi hissetmeleri için alış veriş yapmalarının benzeri bir davranış bu benim için. Çiçekten öz toplayan arı gibi hissediyorum kendimi kitap bakarken. Asla belli bir kitabı almak için girmiyorum kitapçıya . Bazen bir saati buluyor iki üç kitap alıp çıkmam. Tek tek dokunuyorum, bazılarının orta sayfalarından birkaç cümle okuyorum, inceliyorum. Etkilenmeliyim o kitaptan. Duruşundan. Gizemli gelmeli bana ve evet kapak tasarımı benim için önemli. Dün kendilerini bana beğendiren iki kitap vardı. Biri Jonathan Santlofer’in “Korkunun Anatomisi” diğeri ise Marc Levy’nin “Gölge Hırsızı”.

Eve gelir gelmez ikisinden de bir kaç sayfa okudum ve neden bilmiyorum ilk önce “Gölge Hırsızı” nı okumaya karar verdim. Geçenlerde bir blogda “insan ağlarken karpuz yememeli” başlıklı çok beğendiğim bir yazı okumuştum. Dün ben bunun “insan ağlarken kitap okumamalı” olanını düşündüm. Başka bir zamanda okusam bu derece sever miydim bu kitabı diye soruyorum da kendime. “Evet evet severdim” diye cevap veriyorum şizofrence. Okudum. Bir şeyleri unutmak için, bazı düşüncelerden uzaklaşmak için okudum. Ve bitti az önce. En son “İncir Reçeli ” bittiğinde böyle hissetmiştim kendimi.


Beni uzaklara götürmesi ümidiyle okuduğum “Gölge Hırsızı”, beni bana getirdi diyebilirim. Cedric’i severim ve bu kitap öyle tatlı başladı. Küçük bir çocuğun tertemiz sevgisi, üzüntüsü, korkuları, anıları biraz fantastik şekilde anlatılıyordu ilk başlarda. Daha da güzelleşti sayfalar ilerledikçe. Çocuk büyüdü ama anılar peşini bırakmamıştı. Kendimi gördüm bazı yerlerde, severken, kaybederken, korkarken, üzülürken. Bütün gece kendi kuyruğunun peşinde koşan kedi gibiydim okurken. Konusundan bahsetmek kötülüğünü yapamam size. Kapak yazısını da okumayın. Ben öyle yaptım mesela. Ama arada sırada sırf güzel kapağına bakmak ve düşünmek için kitabı kapatacağınızdan eminim. Orijinal adı "le voleur d'ombres " olan Fransızca kitabı bu kadar başarılı çevirdiği için Ayça Sezen’e de teşekkürler. İlk kez bir çevirmene teşekkür ediyorum . Okuduğum en güzel kitaplardan biri olan “Gölge Hırsızı” nı onsuz düşünmeyeceğimi belirtmeliyim.

Girişte yer alan Romain Gary’nin şu sözleri acaba önce bu kitabı okumama karar vermemde ne kadar etkili olmuştur tam olarak bilemiyorum.

“ Aşk, en çok hayal gücüne ihtiyaç duyar, biliyor musun ? Her birimiz olanca hayal gücüyle, bütün gücüyle öbürünü yaratmalı ve gerçekliğe ufacık da olsa yer bırakmamalıyız; işte o zaman, o iki hayal gücü karşılaştığında… Dünyanın en güzel şeyi olur. “

Kitaptan rastgele cümleler (Bu da benim Trailer'ım olsun o zaman)

"Birkaç gün öncesine kadar ona ihtiyacım yoktu, iyi kötü bir hayatım vardı ve devam ediyordu. Şimdi ise Clea’dan haber alamamak hayatımı bir yıkıntıya çevirmişti. İnsanın mutlu olduğunu hissetmesi için birinden bir işaret beklemesi çok ürkütücü."

"Uçurtma uçurmak tıpkı bisiklete binmek gibidir, yıllarca elinizi sürmeseniz de asla unutmazsınız."

“Bugün annem öldü.” Bu cümleyi yüz kere tekrarladım kendi kendime ama yüzünde de inanamadım. Rahip haklıymış, Tanrı’ya inanın ya da inanmayın, bir anne asla tam olarak ölmez, sevdiği çocuğun kalbinde ölümsüzdür O “

“ İnsan yalan söylemeye bir başladı mı nerede duracağını hiç bilemiyor. ”

“Sen benim gölge hırsızımsın; nerede olursan ol, seni bulacağım.”

Gölge Hırsızı, ardımızda bırakamadığımız anları, anıları ve aşkları anlatıyor. Yani peşimize takılan, kurtulamadığımız gölgeleri...

Şimdi sıra "Keşke Gerçek Olsa" da.
Read On 3 Yorum

Sosyal Medya ve Siyaset

Pazar, Ağustos 14, 2011

Moldova’da seçimden çok az bir farkla bir kez daha yenilgiyle ayrılan batı yanlıları Facebook, Twitter ve Sms’ler yardımıyla örgütlenip isyan başlattılar, parlamentoyu basıp yangın çıkarttılar. İran’da da benzer olaylar yaşanmıştı. Sonrasında da yaşanmaya devam edecekti dünyanın farklı ülkelerinde. Her zaman yıkım için bir araya gelmiyordu sosyal medya, zaten en büyük dikkati bir zaferle üzerine çekmişti. Amerikan seçimlerinde Obama’nın zaferi sosyal medyanın ilk büyük dokunuşunu meydana getirmişti. Güneyli bir kağıt satıcısının tek oğlu olan ChrisHughes, kazandığı burslarla önce seçkin bir hazırlık okulu olan Philips Akademisi’ne sonra da Harvard’a gitmeye hak kazanmıştı. Şanslıydı. İkinci sınıfta Mark Zuckerberg ile oda arkadaşı olmuştu. Diğer oda arkadaşları Dustin Moskovitz ve sınıf arkadaşları Eduardo Saverin ile birlikte Facebook’u kurmuşlardı. Chris sitenin işlevselliği üzerinde çalışıyordu ve popüler olunca sözcülük görevini üstlenecekti. Diğer arkadaşları bu işi okulla birlikte götüremeyeceklerini düşündükleri için okuldan ayrılırken, Chris hep hayalini kurduğu üniversiteden mezun olmayı seçti. Ama arkadaşlarından ayrıldığı anlamına gelmiyordu bu. Tatillerde yine onlarla birlikte Facebook için çalışıyordu.






Günün birinde çok büyük bir iş teklifi aldı. Amerika’da seçimler yaklaşıyordu. Teklifi yapan Obama’nın internet Müdürü Jim Brayton’du. Seçim kampanyasının internet ayağından sorumlu müdür olması isteniyordu. Obama hayranıydı ve düşünmeden kabul edip Facebook ile ilişiğini kesti. Ekibiyle birlikte, tanıtımlara başladılar, bloglarda paylaştılar, profiller oluşturdular, kampanya için para topladılar ve ülkenin her tarafındaki destekçileri de harekete geçirip etkinlikler düzenlediler. Bu örgütlenme sayesinde fazladan 5 milyon kişi kazanmış ve kampanyaları için açtıkları siteye koydukları tek bir bağış butonu sayesinde 500 milyon dolar toplamayı başarmışlardı. Seçimden Obama zaferle ayrılıp Amerika Birleşik Devletleri’nin 44. Başkanı olurken herkes Hughes’den “Obamayı Başkan Yapan Çocuk” diye söz ediyordu. Sosyal medyanın kitleleri harekete geçirme ve yönlendirmedeki rolü böylece daha belirgin olarak ortaya çıkıyordu. Değişim, toplumda en geç değişen ve gelişen “politika” ya nüfuz etmişti.




Devamı gelecek...


Read On 1 Yorum

Nimueh'in Gözleri

Perşembe, Ağustos 11, 2011

İki gün üst üste yazmak adetim değildir ama Cs5'in inmesi bir saat sürecek madem ben de bu boşluğu bu şekilde değerlendireyim diye düşündüm. Bu yıl mezun oldum bilenlerinizin bildiği gibi. Kpss'ye hazırlanacağım bu bir yıllık (en az) boşlukta zamanın dolu dolu geçmesi için değişik kurslara katılmaya karar verdim. Değişik kurslar dediysem "Cenaze yıkama ve kefenleme" veya "Su altı fotoğrafçılığı" gibi ilginç kurslar gelmesin aklınıza. Yarım yamalak İngilizcemi derleyip toplamak üzere yabancı dil kursuna bunun yanında web tasarım, grafik tasarım ve autocad kurslarına. Hepsine aynı anda başlamadım tabi ki , önce ingilizce dedim. Diğerlerini de ilerde 3 D Max için kolaylaştırıcı olur diye seçtim. Ekimden sonra Kpss kursu da başlarsa tam da istediğim gibi "yoğun" ve " dolu dolu" geçiyor olacak günlerim.


Millet harıl harıl dizi izlerken, birbirlerine tavsiye ederken ben dizilere değil onlara bakakalmıştım. "Bi gün benim de zamanım olacak. Ben de dizi izlicim" demiştim en Sezercikli ses tonumla. Ve bu dizileri izlerken ingilizceme de katkıda bulunabileceklerini düşünüp hepsini ingilizce izlemeye karar verdim. İngilizce izliyorum ama şimdilik inglizce altyazıdan destek alıyorum. İlerde ona da gerek kalmaz umarım. Ama çok faydalı oluyor. İzlemeye "Merlin" ile başladım. Daha önce bi kaç bölümünü izlemiş ve ilerde bunu en başından izlemeliyim demiştim. Bizim "yerli- sihirli-büyülü-saçma-sapan" dizilerimizle kıyaslayınca neden bizde böyle demeden edemedim. Her neyse dizi ile ilgili değerlendirmemi tamamını izledikten sonra yazarım. Ama birinden bahsetmeden geçemeyecem. Nasıl geçerim bu yazının ana konusu kendisi. Geçmişte renkli gözlü arkadaşlarımız hakkında söylediklerim için pişman etti beni. Ne düşündüğümü boşverin nasılsa artık öyle düşünmüyorum. Değişmek kusur değildir belirtmek isterim.





Tamam dizide iyi rolde oynamamış olabilir ama bu onun güzel olmasına engel değil. Merlin' de Nimueh adlı büyücüyü canlandıran Michelle Ryan'dan bahsediyorum. Görür görmez print screen yapıp ekran görüntüsü aldım. Siz siz olun onu görmeden "Mavi gözlüler hakkında atıp tutmayın".

Hem şimdiye kadar söylememiştim ama benim gözlerim zaman zaman renk değiştiriyor. Daha önce bundan şüpheleniyordum ama böyle bir şeye inanmadığım için göz "rengimi tam olarak bilmiyorum galiba" ya da "yanlış görüyorum bazen" diyerek geçiştiriyordum. Değişimi etrafımdakiler ve tanıdıklarım da farketmeye başlayınca mümkün mü böyle bişey diye araştırdım. Tam kesin bir yanıt yok ama özellikle "ela- kahverengi" göz rengine sahip olanlar zaman zaman böyle değişimler yaşayabiliyormuş ruhsal durumlarına bağlı olarak. Benimki açık kahverengi genellikle ama sabahları ela gibi ve bazen de yeşile yakın.Sarı denecek kadar açık kahverengi olduğu da oluyor. Kısacası dengesizliğim ruhsal durumuma göre değişen göz rengimle ölçülebilir hale gelip sabitlendi diyebilirim. Allah sonumu hayretsin. Amin.

Read On 24 Yorum

Google Story | David A.Vise

Çarşamba, Ağustos 10, 2011

Bütün interneti bilgisayarına indirebileceğini üstelik bu işi bir haftada başarabileceğini düşünmüş bir matematik dehası Larry Page, bir buçuk yıl geçmesine rağmen henüz çok küçük bir bölümünü indirebilmişti. Ama bu çılgın fikir bugün dünyanın en büyük şirketi google’ın doğmasına sebep olacaktı. “Önümüze koyduğumuz hedefler belki biraz aptalca olabilir ama iyimser olmak çok önemli. İmkansızı istemeyi öğrendim ben üniversiteden ” diyordu İsrail Lisesi ziyaretinde tıpkı arkadaşı Sergey Brin gibi Rusya'dan kaçmak zorunda kalmış Yahudi ailelerin çocuklarna konuşurken.

Thomas Edison ampulü 25 senede bulmuşken , GrahamBell telefon için senelerce çalışmışken.. Yalnızca birkaç sene önce mezun olabilmek için yazdıkları tez ödevi, tam da amaçladıkları gibi dünyayı değiştirecek ve multimilyarlarca dolarlık dev bir şirket olacaktı. Milyonlarca insan arama yaparken ve ünü tüm dünyaya yayılmışken korktukları bir şey vardı; şirketin numarasının birileri tarafından yayılması. Çünkü o dönemde Google hala bir avuç insandan oluşuyordu ve telefonlara bakacak personelleri yoktu.


İkisi de “İlk tanıştıklarında birbirlerinin gerizekalı olduklarını düşündüklerini” itiraf ediyorlar. Birbirinin zıddı olup, farklı düşünen ve fikirleri uyuşmayan bu iki gencin kimselerin aralarına girmelerine izin vermeyip, kimseye boyun eğmeden birlikte çok ama çok çalışıp akıllı adımlar atarak çağın en büyük buluşu internete şekil vermelerini ve sıfırdan bu kadar zengin olan birkaç kişiden biri olmalarını başka hiçbir yerde bulamayacağınız kadar ayrıntılı bir şekilde anlatan bir kitap.

İkilinin hayat hikayeleri, tanışmaları, tartışmaları, beraber çalışmaları ve fikrin ortaya çıkışı, yaşanan sorunlar, karşılaşılan zorluklar, parasızlık, ders olarak okutulacak nitelikte atılan iktisadi adımlar, çalışma prensibi, felsefesi, büyüme, büyüme, daha da büyüme..Büyümedeki sürekliliğin nedenleri, geleceği.

Daha önce “Google’ın Büyülü Öyküsü” adlı kitabı okumuştum. O da çok güzeldi hatta bu kitabı alırken o kitaptan daha ayrıntılı ne anlatmış olabilir ki diye düşünmüştüm. Ama bu kitap ondan hem anlatım dili hem çeviri hem de içerik olarak daha iyi. O kitabı herkese önermemiştim gerek terimlerin boğuculuğu gerekse de çevirinin çok iyi yapılamamış olnması nedeniyle. Ama bu kitabı rahatlıkla tavsiye ediyorum. Adam arama ipuçlarından bile bahsetmiş düşünsenize. David A. Vise’nin “Google Hikayesi” kitabı kitaplığınızda olmayı hakediyor.
Read On 1 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    1 yıl önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar