Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Evsiz | İbrahim Altay

Cumartesi, Mayıs 19, 2012

Ben en çok final haftalarında kitap okurdum, sınav arefesinde film izler, ödev teslimlerine bir gün kala playstation turnuvası yapardım. Kendi evrenimde bir paralel evren inşaa etmek gibi tüm bunlar. Ve en çok bu dönemlerde hayal kurardım. Daha doğrusu kurarım. Kuruyorum da hala. "Sadece bir sırt çantasıyla dilini bile konuşamadığım bir ülkede kaybolmuş olsam.." şeklinde başlayan bir hayalim var ki her defasında ilk aklıma gelen hayalimdir. Kaybolsam evet. Beni tanıyan kimse olmasa etrafımda. Telefon felan olmasa. Oraya nasıl gittiğimi bilmesem bile nasıl gittiğimi zerre merak etmem. Sadece şunu düşünürüm. Yok. Sınav yok. Okul yok. Dersler yok. Dertler yok. İş yok. Aşk yok. En güzeli. Tek derdim karnımı nasıl doyuracağım ve akşam nerede uyuyacağım olsun.Öyle işte. Düşünürüm bazen ben böyle.

Ama bir kişi var ki bunu sadece düşünmemiş yapmış. Gazeteci İbrahim Altay. Gerçi o nereye gittiğini, nasıl gittiğini ve ne için gittiğini biliyormuş. Üstelik oradaki insanların dilini de gayet iyi konuşabiliyormuş. Benim hayalimle tek benzerliği "evsiz" olması ama gerçekte arabası ve iyi bir otelde kalabilecek kadar parası da varmış. "Evsizliği" kendi seçmiş. İyice karmaşıklaştırdım sanırım durumu.



Sabah Gazetesi yazarı İbrahim Altay, sinema eğitimi almak için gittiği Los Angeles'ta her köşe başında gördüğü evsizlerin hayatlarını merak eder ve evsizlerin arasına karışmaya karar verir. Evsizler gibi giyinir, evsizler gibi hareket eder, evsizler gibi yaşar. Tam 25 gün sokaklarda yatıp kalkar. Aç kalır, kavga eder, dayak yer, hapse girer... Bir sürü maceraya sürüklenir.. Gerçekten parasız kalır.. ve kendini bir uyuşturucu çetesinin elinde bulur..

Sonra yaşadıklarını, izlenimlerini, analizlerini yazar ve bu kitap ortaya çıkar. "Evsiz" . Yaklaşık 10 gündür sol alt köşede ne okuyorum bölümünde bu kitabın kapak resmi yer alıyor. Aslında kitabı 3 saatte okudum. Çünkü sadece 104 sayfa. Ama bazı yerlerini iki defa okudum. Amerika'nın öteki yüzünü anlatıyor aslında. Ama bunu Amerika'nın öteki yüzünü anlatmak için yapmıyor gibi. O sadece yaşadıklarını anlatıyor, bize de Amerika'nın öteki yüzünü anlamak düşüyor. Çünkü o Amerika'nın öteki yüzünde yaşamayı seçiyor Amerika'yı anlamak için gittiği Los Angeles'ta. Oraya giden herkesin görebildiği gücün ve ihtişamın ortasında herkesin görmezden geldiği sefaleti anlatmaya karar veriyor.

Ben okurken çok keyif aldım. Edebi bir eser mi? Bilmem. Ben edebi bir okur değilim ki? Adam derdini meramını çok akıcı bir şekilde apaçık anlatmış. Bazıları için "yazmak" amaçtır bazıları için "araç". İbrahim Altay bu kitabında yazmayı "araç" olarak kullanmış. Benim söyleyebileceğim adamın çok iyi araç kullanıyor olduğu. İstanbul'da olsam dışarı ekmek almaya çıktığımda bu kitabı da alır, o gün işe gidip gelirken otobüsü tercih eder ve giderken yarısını gelirken yarısını okurdum.
Read On 2 Yorum

Naber Dünya ?

Pazartesi, Mayıs 07, 2012


Dünya çapında bir ikiyüzlü olan, seçim kazanmak için içindeki ırkçılığı etrafa tükürükler saçarak haykıran, Hz. Muhammed'e hakaretler içeren karikatürleri yayınlayanmasına "özgürlük" diyerek destek verirken "Ermeni Soykırımı Olmamıştır" diyecek herkesi hapse attırmak için yasa çıkartan Sarkozy'nin Fransa macerası sona erdi. Hıyarım var diyene elinde tuzlukla koşar gibi Libya'ya bomba yağdırma yarışına giren Sarkozy' e sormak lazım acaba petrol için mi saldırdın yoksa Kaddafi'ye ödemeye yanaşmadığın milyarlarca dolar borç için mi ? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı sakız çiğneyerek karşılayan bu saygısız acaba soruyor mudur kendine "Neden anketlerde Avrupa'nın en sevilmeyen Lideri oluyorum?" diye. Çünkü en başta ırkçıydı, İslam karşıtıydı, Türk düşmanıydı, kendi halkını bile zengin-fakir, öz- sahte diye ayırıyordu, para için herkesi satıyordu, Afrikalılara hakaretler savuruyordu, tüm dünya onu ciddiyetsiz ve görgüsüz olarak tanımlıyordu ve kendisiyle röportaj yapan onlarca muhabir onun düşük zekaya sahip, kendi tarihinden habersiz bir cahil olduğunu düşündüklerini itiraf ediyordu. Onun devri kapandı artık. Belki yeni bir Fransa çıkmayacak karşımıza ama en azından cahilliğinden şüphemizin olmadığı faşist bir adam yok bu önemli ülkenin başında artık.



20 ülkeden 16 bin kişiye "Kıyameti göreceklerine inanıp inanmadıkları" sorulmuş ve elde edilen sonuca göre insanların yüzde 15'i kıyameti göreceklerine inanıyormuş. Kıyameti göreceklerini düşünenlerin oranının en yüksek olduğu 2 ülkeden biri Türkiye. Araştırma Maya takvimi ile ilgili söylentilerden yola çıkılarak yapılmış ama bizim insanımızın çoğunun Mayalardan haberi bile yok belki, kıyameti göreceğine inananların yüzde 22 olduğu güzel ülkemin güzel insanları, eminim toplumun bozulan mayasından yola çıkarak böyle söylemiştir. Mayalar da kim çağam !


Geçtiğimiz ay başbakan Erdoğan Çin'e ziyarette bulunmuştu. Bu ziyarette bir çok anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşmalardan biri de televizyon dünyası ile ilgili. Bizim devlet televizyonlarımızda Çin filmleri ve dizileri yayınlanıyor onlarda neden yayınlanmasın denilmiş ve iki Trt dizisi satılmış. Çin devlet televizyonunda yayınlanacak dizilerden biri "Leyla ile Mecnun" diğeri "Seksenler" . "Çin Malı" kalitesinde dizilerini ödüle boğan kanallar mesajı almıştır umarım.


Gelelim bizim ülkemizden tam da bizim ülkemize has bir habere. Denizli'nin Tavas ilçesinde yol yapımında görev yapan 22 yıllık inşaat ustası Erkan Taş, rüyasında çalışma yaptıkları bölgede bir yerde define görünce kazı izni alarak definenin peşine düşmüş. Gülmeyin hemen. Siz de olsanız aynı şeyi yapardınız. En azından bir ömür o ihtimali düşünmemiş olacak. O değil de benim gördüğüm rüyalar pek normal değil bu aralar. Rüya işlerine kim bakıyor hacı ? Rüyada fotoğraf çekmek ne lan ? Salak gibi bir fotoğraf çekebilmek için bütün gece koşturuyorum albüm yaptığımı sanarak. Üstelik bütün uğraşlarıma rağmen çekemeden uyandığım bir fotoğrafa üzüldüm geçen sabah. İyi değilim ben. Evet.


Öğrencilere dağıtılan sütün öğrencilerin zehirlenmesine yol açtığı iddialarıyla başlayan tartışmalar devam ederken memurlar da süt istemiş. Bu haberi duymadan sadece bir saat önce twittera şöyle yazmıştım ; Annem başbakan olsa tüm devlet çalışanlarına öğlen arasında salçalı ekmek dağıtılıdı. Anayasa da basit "hava kararmadan evde ol"

Bugünlük bu kadar yeter. Arada böyle haberleşiriz böyle.
Read On 2 Yorum

Büyük Kaçış

Pazar, Mayıs 06, 2012

Küçüktüm. Okula bile başlamamıştım henüz. Halamlara misafirliğe gitmiştik. Babam beni omuzlarına almıştı, ortasında otların yeşerdiği dar bir yol , adam boyu otların gizlediği büyük bir kanal boyunca uzanan bir yol. Bazen kurbağaların, bazen sincapların yola atladığı, çeşit çeşit kuşların yol kenarlarındaki söğütlere tüneyip öttüğü masal gibi bir yolculuktu. Küçükken bir babanın omuzları, dünyaya en yüksekten bakabildiğin tek yerdir.


Gidince yemek yedik hemen, sonra dinlendik, uyudum biraz. Kalktığımda evde kimse yoktu. Dışarı çıktım ama hiç bilmediğim bir yerdi. Hem babamı ararım hem de etrafı keşfederim dedim. Bir kasabaydı burası. Kasabanın merkezi. Evler hepsi birbirine bitişik. Çoğu tek katlı en fazla iki katlı . Dar sokaklar. Yürüdüm o dar yollardan. Kimse yoktu dışarda. Ses yok, hava kapalı. Uzaklaştım ve birden kendimi etrafı iki katlı boş harabe evlerle çevrili bir alanın ortasında buldum. Geniş bir meydan. Tek çıkışı az önce geldiğim dar yol. Evler yarı ahşap yarı kerpiç, camları olmayan, üst katlara basamaklarından bazıları kırılmış tahta merdivenlerle çıkılan, uzun balkonları olan korkutucu bir mekandı burası. Kimse yoktu ama sahipsiz denilemezdi. Buranın yeni sahipleri yüzlerce hayvan olmuştu anlaşılan. Galiba tüm kasabanın tavukları horozları ördekleri buradaydı. Diğer kuşları , kedileri ve dikkat etmediğim hayvanları da düşünürsek oraya ait olmayan tek canlı bendim. Daha önce horozdan dayak yemiş bir küçük bir çocuk olarak, kendimi korkutucu bir mekanda yüzlerce hayvanın ve kaç tane olduklarını bilemediğim horozların bakışları karşısında çaresiz hissettim. Arka arkaya yavaş adımlarla gidip, geldiğim yerden çıkmak istedim. Hızlı hareket edersem meydandan kurtulamadan yakalarlardı beni. Ben hareket etmeye başlar başlamaz onlar da hareketlendi. Yüzümü çıkışa döndüm ve arkama bakmadan hızlandım. Üst kattaki horozlar meydanın ortasına kadar gürültüyle uçunca toz dumana karıştı. Koştum. Çok korkmuştum. Koştum ama küçüktüm. Adımlarım gibi. Meydandan çıkmayı başardım ama arkamdan geliyorlardı. Bağırsam bile kimse yoktu beni duyacak. Herkes neredeydi. Kaçacak hiçbir yerim yoktu daracık sokakta. Koşabildiğim kadar hızlı koştum ama kaçamadım. Biri sırtıma atlayınca düştüm. Duvara yaslanıp oturdum. Gözlerimi kapattım ellerimle. Kaç tane olduklarını bilmiyordum ama meydanda gördüklerimden bazıları benden büyüktü. Ellerim yüzüm kollarım kan içinde kalmıştı. Sonunda bıraktılar ve yanımda durdular. Kıpırdasam veya bağırsam tekrar saldırırlardı. Sessizce ağlıyordum. Gözlerimdeki yaşlar gidişlerini seyretmeme izin vermedi. Gitmişlerdi ama kendimi çok yorgun hissediyordum. Kalkamadım bi süre oradan.

Evet aynen böyle olmuştu. Nerden geldi şimdi aklına bunlar, neden anlattın ki diyeceksiniz. Şu sebeple anlattım. Kaç yaşınıza gelirseniz gelin, adımlarınız ne kadar büyürse büyüsün hep kaçtığınız bir şeyler vardır. Hep sizi kovalayan birşeyler. Ait olmadığınız , tuhaf ve korkunç mekanlarda bulursunuz kendinizi bazen yaşınız kaç olursa olsun. O bakışları görebilirsiniz etrafınızda. Ve ne kadar büyük adımlarınız olursa olsun yakalarlar sizi. Bağıramazsınız. Kimse duymaz zaten sesinizi. Kimse görmez. Ne kadar büyürseniz büyüyün kanatırlar yüreğinizi. Ve gözyaşlarınızdan göremezsiniz çekip gitmelerini.


Read On 12 Yorum

David Meerman Scott

Çarşamba, Mayıs 02, 2012

Bloglarla ilgilendiğimden beri içinde “blog” yazan her yazıyı önemsedim. İlgi alanıma giriyor olması, seçtiğim meslek ile paralellik göstermesi, blog yazıyor olmam ve blog yazma kültürünü çevremden başlayarak yaygınlaştırma gayreti içine girmemden dolayı “ Blog nedir? Kimler yazabilir ? Kimler blog yazmalıdır? Blog yazmanın faydaları nelerdir? Etkili blog nasıl olur?" gibi soruların en detaylı cevabını aradım durdum. Üniversitede daha önce yapılmamış bişeyi yaptım ve uzun araştırma ve tecrübelerime dayanarak bir seminer düzenledim. Gelecekte daha fazla kişiye daha geniş bilgi ve tecrübeyle yeni seminerler vermek isterim. Tıpkı blog yazarken olduğu gibi hiçbir maddi beklentim olmadan yapmak istiyorum bunu.

Daha fazla bilgi ve daha fazla bakış açısı için kitaplar mükemmel birer kaynak. Genellikle aynı anda iki veya üç kitap okurum ben. Biri fantastik- polisiye-macera türü olur, biri siyasi-tarihi, biri de mutlaka teknoloji. Bloglar konusuna ayrı bir önem verdiğimi söyledim. Ve bu konuda okuduğum en faydalı , en zevkli kitap bugün size bahsetmek istediğim David Meerman Scott ‘un “ Pazarlamanın ve İletişimin Yeni Kuralları” adlı kitabı oldu. Verdiği bilgiler, bu konuda yaptığı araştırmalar ve kendisinin de çok aktif bir blogger olması bana bu kitabı sevdiren faktörler. En güzel tarafı da şimdiye kadar okuduğum teknoloji veya iş kitaplarının neredeyse tamamında gördüğüm resmi, gösterişli, ağır ve sıkıcı terimlerle boğan üslubun yerine yazarın samimi, açık ve anlaşılır bir dil kullanmış olması. Her kesimden insana hitap ettiği gibi her kesimden insanın anlayabileceği kendi tabiriyle “blog dili ” ile anlatmış. “Siz okurlara daha iyi geleceğini düşündüğüm için yeni kuralları sizinle paylaşırken blog dilimi kullandım” demiş.



250 dolarlık kamerasıyla Microsoft çalışanlarının, üzerinde çalıştıkları ve yaptıkları ürünler hakkında düşündüklerini kaydederek internette yayınlayan, böylece ayda 4 milyondan fazla farklı ziyaretçi kitlesi oluşturan bir adam. Satışlarını bir yılda iki katına çıkarmayı yeni medyayı anlamaya ve onun getirdiği yeni kuralları uygulamaya borçlu bir şarap üreticisi. Sadece bir blogcu, bir kamera kullanıcısı ve bir Flickr fotoğrafçısı ile 2006’da Amerikada başkanlık yarışına katılan bir siyasetçi. Ve bu kitapta bahsi geçen daha onlarca insan, olay, örnek.. Hepsi yepyeni bir dünyaya girdiğimizi gösteriyor bize.

Yukarda bahsettiğim “kamerasıyla 4 milyon ziyaretçi çeken adam” , Microsoft’tan ayrılışını dünyaya bloggerların duyurduğu, teknoloji konusunda otorite bir isim olan “Robert Scoble” . Ve o bu kitap için şöyle söylüyor ; Bu kitabı okuyarak, işinizi kurmak için gerekli güvenilirliği nasıl kazanacağınızı öğreneceksiniz. Tadına varın !

David Meerman Scott, eskiden dünyaca ünlü çok büyük bir şirkette pazarlama bölümü başkan yardımcısıyken basılı reklam ve PR ajansı için yılda yüz binlerce dolar harcama yapan biri olarak; eski pazarlama ve PR kurallarının artık işe yaramadığını, internetin gücünden yararlanmak isteyenlerin eski kurallara aldırmaması gerektiğini söylüyor. Kitabın bir çok yerinde bu kitapta anlattıklarının Pazarlama ve PR uzmanlarının uykularını kaçırdığını ifade ediyor. Bir alıntıyla örnek vereyim ;

“ Bazı pazarlama ve PR profesyonellerinin eski alışkanlıklarını değiştirmekte çok zorlandıklarını görüyorum. Bu fikirler insanların rahatını kaçırıyor. Konferanslarda konuştuğum zaman insanlar çoğu zaman savunmacı bir duruş alarak kollarını bağlıyor ve başlarını öne eğip ayakkabılarını seyrediyorlar. Eski kuralları öğrenmiş olan pazarlama ve PR profesyonelleri doğal olarak doğrudan erişimin yeni dünyasına direniyorlar”.

Bu kitap, ürünlerini satın alan müşterilerinin kendilerini nereden bulduklarını öğrenmek amacıyla yaptıkları anketlerden yüzde 90 “internetten” sonucunu elde etmiş şirket yöneticilerinin kalan yüzde 10 için harcadıkları devasa paraları nerelerde kullandıklarını öğrenme fırsatı sunuyor okurlarına. Sosyal medya, Youtube ve blog çağında kitlelere sesleniyormuş izlenimi veren etkisiz televizyon reklamlarına devasa bütçeler ayırıp hiç kimseye sesini duyuramamak yerine çok daha küçük bütçelerle çok daha fazla kişiye ve çok daha etkili bir şekilde ulaşmanın yollarını sıralıyor.

“Yeni Kurallar” söyleminin yakın zamanın “ yeni yalanlarından biri” olduğunun bilincinde olan Scott buna rağmen kitabın adında “yeni kurallar” ifadesine yer vermiş. Eskiden olsa kitabın çok satması ve okunması için reklamlara para harcaması veya bir gazeteciyi kitap hakkında yazması için ikna etmesi gerektiğini ancak şimdi okuyanların kitap hakkındaki düşüncelerini kolayca paylaşabileceği bir ortamda kendi kitabına güvendiğini ve “yeni kurallar” yalanları arasında kaybolmayacağından emin olduğunu söylüyor. Ve haklı çıkıyor ki tüm dünyada bu kitap çok satanlar listelerinde yer alıyor.

Üç kısımdan oluşan kitabın I. Kısmında internetin pazarlama ve PR kurallarını nasıl değiştireceği, II.kısımda bloglar, pod yayınları, forumlar, vikiler, viral yayılma, internet siteleri gibi araç ve kavramları tanıtıyor ama kendisi de bir blog yazarı olan Scott ; "siz bu satırları okuyana dek kitaba ekleyebilmiş olmayı çok isteyeceğim yeni tekniklerle karşılaşacağımdan hiç kuşkum yok. Online araçlar çok hızlı gelişiyor” diye de ekliyor. III. Kısımda da yeni kuralları nasıl hayata geçirebileceğimizi, araçların nasıl etkili kullanılacağını anlatarak okurlara rehberlik ediyor.

Scott, hedeflerine ulaşmakta blogunun ne kadar yardımcı olduğuna hala şaşırıyormuş. Aklına gelen fikirleri blogunda paylaştığını, takipçilerinden aldığı geri bildirimlerin onu yönlendirdiği ve blogculuğun hayatını değiştirdiğini söylüyor. Dünya çapında onlarca konuşma yapmasını da, danışmanlık hizmeti verdiği müşterilerinin önemli bir kısmının kendisini tercih etmiş olmasını da hatta çok satan listelerinde üst sıralarda olan bu kitabını yazmasını da bloguna borçlu olduğunu anlatıyor.

Blogları, blogların gücünü, blog yayınlamayı, bloglardan yararlanan organizasyonları ve blogların organizasyonlara katkılarını da ele alan yazar, blog yazmaya başlamadan önce bilinmesi ve yapılması gerekenleri anlatıyor tek tek.

Blogu olanlar, blog yazmayı düşünenler, Halkla İlişkiler ve Pazarlama uzmanları, Sosyal Medya Uzmaları… Kısacası interneti etkili kullanmak isteyen, yeni dünyaya ayak uydurmak isteyen herkes için çok faydalı olacak bir kitap. Kendiniz için, çocuklarınız için, şirketiniz için alıp okuyun derim.
Read On 12 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    1 yıl önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar