Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Tartışma Kültürü


Üniversitede biri ilk dönemde diğeri ikinci dönemde olmak üzere yılda en fazla iki sunum yapan arkadaşlarımdan bazıları sunumlarına “ Bugünkü anlatacaklarım..” şeklinde başladığında sorardım içimden “ Dün ne anlattın ki?” diye. Bu soruyu sizin de sormamanız için “Bugünkü yazım..” diye başlamayı düşünmüyorum postuma. Postuma mı? O ne öyle ya? Yemin ederim tuzlanmış deri geldi aklıma. Bu postumu Türk Hava Kurumuna mı bağışlasam acaba?

“İyi bir blogcu iki üç günde bir yazar” temalı yazıma kadar iki üç günde bir yazan ideal bir blogcuydum. Ne olduysa o yazıdan sonra oldu. Yazamıyorum. Yazacak şey yok, demiyorum. Yazamıyorum diyorum. Ne çok “yazmak” fiilini kullandım ben bu yazıda. Neyse neden yazamadığımı açıklamaktan vazgeçtim. Yazmıyorum. Sanki çok da umrunuzdaydı neden yazamadığım.

Yazamıyorum dediysem de takip etmiyorum demedim. Ders çalışmaya ara verdiğimde telefona sarılıp haber sitelerine, bloglarınıza, twitter ahalisinin üretip türettiklerine bakıyorum hızlıca… Gündemden geri kalmıyorum anlayacağınız. Bugün gündemin sıcak konusu kürtaj ve eltisi sezaryen hakkında bişeyler söyleyebilirdim ama ondan da vazgeçtim şimdi. Tartışmaların olması beni karamsarlığa itmiyor ama keşke tartışmaların nasıl yapılması gerektiğini öğrenmiş , karşısındakine değer veren, empati kurabilen, özeleştiri yapabilen, değişime açık, bilgili daha da önemlisi hoşgörülü ve ön yargısız yetişkinlerimiz olsaydı diyorum. Okullarımızda yüzlerce tartışma tekniğinden en zararlı olanının daha doğrusu getirileri götürülerinden az olanının kullanılıyor olmasının uzun vadede televizyon ekranlarına yansıması olarak görüyorum bunu ben. Münazaradan bahsediyorum. Bildiğiniz gibi bu tartışma tekniği iki zıt fikrin bir jüri önünde savunulması şeklinde gerçekleştiriliyor. “Anne mi önemlidir baba mı?” , “ Okul mu önemlidir aile mi?” , “ Çok okuyan mı bilir çok gezen mi?” gibi sorular sorulur ve genellikle taraflar kura ile belirlenir. Önemli olan sadece kendi görüşünün doğruluğuna inandırmaktır. Şovenist, saldırgan, laf ebesi , söz ustası ve sempati duyulan kişilerin bulunduğu taraf kazanır. Hiçbir şekilde fikirlerini değiştirmemeleri, kendilerine verilen fikri körü körüne savunmaları istenir. Evet bu tartışmanın da kazandırdıkları var tabi ki. Karşı fikri de bilmeyi gerektirir, araştırma becerisi kazandırır vs. Ama alternatif tartışma teknikleri yerine okullarda en çok hatta sadece münazaranın kullanılıyor olması gelecekte farklı istenmeyen davranışlara neden oluyor. Bir fikri körü körüne de olsa iyi savunduğunda haklı çıkabileceğini öğreniyor, katılmadığı bir fikri beğenilme arzusuyla savunarak iki yüzlülüğe alışıyor, fikrini ne olursa olsun değiştirmemesi gerektiğine inanırken; karşısındakinin doğrularına katılmayı, hoşgörü ve empatiyi zayıflık olarak görmeye başlıyor… Tüm bu istenmeyen davranışların ödüllendirildiği bir dersin yanında , eğitim hayatı boyunca öğretilen fiziğin, kimyanın, tarihin, felsefenin hiçbir değeri kalmıyor. Çünkü bildiklerini uzlaşmak, anlaşmak, anlamak için değil saldırmak ve kazanmak için kullanıyor.


Eğitim sistemimizin milyon yanlışlıklarından sadece birinin, hayatın tüm alanlarına nasıl yansıyabildiğini görebiliyor musunuz? Bu kadar yanlış varken evlerimizde, kahvehanelerde, kuaförde, okulda, televizyonlarda hatta mecliste kimin neyi tartıştığı ve ne sonuca vardığının ne önemi var. Varılacak sonuç asla doğru olmayacak. Ne varılan sonuç ne de o sonucun tam tersi doğru. Bu ülkede neyi tartışacağımıza siyasetçiler karar verebilir evet ama siyasetçiler dahil nasıl tartışacağımızı bilmiyor oluşumuz eğitim sistemimizin ve sistemi yürütenlerin ayıbı.

Söyleyeceklerim bu kadar. Gitmek zorundayım çünkü cari açığın en son kaç milyar dolar olduğunu takip etmeye harcamam gereken vakti, düşündüklerimi burada sizinle paylaşmak için harcadığım için "öğretmen" olamayabilirim.
5 Yorum:

Sen...Hey! Sen...
Çoktan öğretmen olmuşsun.
FarkınDa mısın?


Her şeyden en son yazdığına cevap vereyim :) sen harika bir Öğretmen olucaksın Fatih.

Bütün mesele konuşmayı sevdiğimiz kadar, dinlemeyi sevmediğimiz bence. Konuşan insana değer vermiyor ve o konuşmayı tartışmaya çevirebilecek cümleler arıyoruz..

Bu arada Post kelimesini bende sevmiyorum napıcaz bilmem..


Ecehan; Msn ve facebook kullanabildikleri için öğrencilerin zaten bilgisayar ve ınterneti çok iyi kullanabildiğini düşünerek ; bilgisayar öğretmeni ve derslerinin gereksiz olduğunu açık açık belirten bir milli eğitim bakanımız varken ben öğretmen olamam.


Aslı; post yerine gönderi mi desek.. Osmanlıca da karşılığı olaydı iyiydi :) neyse ben de sondan başladım yoruma. Biri konuşurken kendi söyleyeceklerimizi düşünüyoruz evet. Iki kulak bi ağız var oysa.


En korktuğum şeylerden biri konuya karışıpta çıkış bulamamak,hele ki karşında çetin bir ceviz varsa sen kapatmak istersin o bırakmaz yaa daral gelir baskıya gelemem ben.


.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    7 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar