Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Google Friend Connect

Pazartesi, Şubat 27, 2012

Google daha kurucularının zihnindeki bir düşünceyken bile “kullanışlılık” en önemli özelliğiydi. Sergey Brin ve Larry Page adındaki iki doktora öğrencisi cebindeki harçlıklarla, arkadaşlarından aldıkları borçlarla, okuldan rica minnet kopardıkları bozuk bilgisayarlarla “Google” adlı bir program geliştirirken piyasada milyar dolarlık dev şirketlere dönüşmüş onlarca arama motoru vardı. Ama hepsinin temeli zayıftı ve gittikçe çöplüğe dönüşen internet bu şirketlerin sonunu getiriyordu. Aramalar alakasız sonuçlar verdiği gibi bir takım aç gözlü arama motoru şirketleri en fazla parayı vereni sonuçlarda en üstte göstermek gibi şeytani yollara başvurmuştu. “Google” sadece bir programdı. Bir şirketin göz bebeği olacağı düşünülerek geliştirilmemişti. Daha doğru ve hızlı sonuçlar veren bir algoritmaydı. Mevcut arama motorlarına ilaç gibi gelecekti ama Allahtan neredeyse hepsi bu iki gencin 1, 6 milyon dolarlık tekliflerini dalga geçerek reddetti. Onlar da kendi arama motorlarını kurmaya karar verdi. Ve bugün dünyanın en büyük birkaç şirketinden biri haline geldi. Zamanının en gözde arama motorlarını tarihe gömmeyi başardı ve hala büyümeye devam ediyor.

Kullanışlılık en önemli özelliği dedim. Bunu hepimiz biliyoruz zaten. Temiz, reklamsız, iç açıcı ana sayfası neredeyse interneti koklatsan açılıyor. İnternetin henüz sadece 1000 de 4 ünü taradıklarını söylemelerine rağmen doğru ve alakalı sonuçlar verme konusunda en güvendiğimiz arama motoru. Üstelik Google artık sadece arama motoru da değil. “Şeytanlık Yapma” felsefesi ile hareket eden Google’ın “Dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek” gibi bir hedefi var. Sadece “arama” ile bunu başaramayacaklarını herkesten daha iyi biliyorlardı. Bu yüzden ilk önce dünyaya bir “ e posta” hediye ettiler. Nisan 1 şakası sandı insanlar. 2004 yılının 1 Nisan’ında bir duyuru ile hizmete başladıGmail. Aramadaki farkını e posta hizmetinde de göstermişti. O dönemde Microsoft, AOL, Yahoo ve daha bir sürü e posta hizmeti veren şirket vardı ama hemen hemen hepsi birbirinin aynıydı. Bazıları maillerinizi sadece 30 gün saklıyordu, bazıları da sadece 2 mb bellek verdiği için e postalarınızı kendi ellerinizle silmeye zorluyordu. Belleği arttırmanız için ciddi miktarda para ödemeniz gerekiyordu. Karmaşık bir yapıları vardı ve hızlı da değillerdi. Gmail gerçek bir şaka gibiydi. Her kullanıcıya 1 GB bellek veriyordu. Üstelik ücretsizdi. Hızlıydı. Kullanışlıydı.

Google insanlar arasındaki iletişime çok önem veriyordu. En fazla e posta gönderiyorlardı internet kullanıcıları birbirine ve google bu hizmeti en iyi verendi. İnsanlar ikinci olarak arama yapıyorlardı. Bunu da tartışmasız en iyi kendisi yapıyordu. Şimdi sıra içerik üretmeye gelmişti. "Blogger" ı Pyra Labs'tan satın alarak başladı bu işe. Kısa zamanda herkesin gönlünü kazanmıştı. Milyonlarca kullanıcıya ulaştı ve şimdi popüler olan facebook veya twitter'dan farklı olarak "kaliteli içerik" sağlıyordu internet alemine. Diğer sosyal ağlar için elinizde bir mouse olması yeterliyken bloglar "klavye" istiyordu. Google , sosyalliğe çok boyutluluk katmıştı "blogger" ile. Ama bir Messenger olamadı. Bir Facebook olamadı. Twitter bile olamadı. Facebook için alternatif olarak düşündüğü Wave tutmadı, yanlış hatırlamıyorsam Facebook’u satın alma girişiminde de bulundu. Şimdi de yeni gözdesi Google Plus. İlk bakışta Facebook çakması gibi görünse de alt yapısı oldukça sağlam. Daha önceki sosyal ağ denemelerindeki başarısızlığı burada da yaşamak istemiyor. “Google’ı, Gmail’i, Blogger’ı ve daha yüzlerce ürünümüzü bedava kullanıyorsanız Google Plus’a da geçeceksiniz arkadaş !” diyor bir anlamda. “ Siz güzellikten anlamıyorsunuz madem biz de sizi mecbur bırakırız” demeye çalışıyor. İletişime yönelik tüm hizmetlerini Google Plus’ta topluyor. Hali hazırda kullanılan hizmetlerine son vererek ürünlere alışmış kitleyi sudan çıkmış balığa döndürmeyi böylece herkesi yeni mecraya çekmeyi planlıyor. Bunlardan biri de Google Friend Connect. Bu en çok blog yazarlarını ilgilendiriyor. Çünkü Friend Connect “İzleyiciler” ürününü barındırıyor içerisinde. 1 Martta son verilecek hizmet blog yazarlarının kafasını karıştırmış durumda. İzlediğim bloglar ne olacak ? İzlemek istediklerime nasıl ulaşacağım ? En önemlisi şimdiye kadarki izleyicilerimi kaybedecek miyim ?

Kapatma duyurusu aylar önce çıkmıştı. Ama kapsamlı bir açıklama yapılmamıştı. Nabız mı yokladılar bilmiyorum ama Google’ı iyi bilen biri olarak “Kendi kullanıcılarına kazık atmaz” demiştim en başından beri. Birilerinin canı yanacak orası kesin ama bloggerlar rahat olsun. Yapılan son açıklama bu gelişmeden “blogspot” kullanıcılarının etkilenmeyeceği yönünde. Ama diğer altyapıları kullanan blog yazarları artık google’ın sunduğu bu hizmetten yararlanamayacak.

Etkilenmeyecek dediysek öyle tam da etkilenmeyecek demedik. Çünkü Friend Connect sadece “İzleyiciler” eklentisi demek değil. Çoğu kullanıcı bilmiyor ama blog yazarının izleyicileri ile iletişim kurmasında büyük kolaylık sağlıyordu. Mesela tüm izleyicilere tek seferde kolay bir şekilde ulaşmak , hepsine birden bir mail veya bir duyuru göndermek çocuk oyuncağıydı. Bunun nasıl yapılabildiğini alttaki resimden anlayabilirsiniz.




1 Marttan itibaren son verilecek olan bu hizmet ile birlikte bu kolaylık da ortadan kalkmış olacak. Ama kim bilir belki de daha iyi bir sitem getirilir yerine. Çünkü dediğim gibi google daha kullanışlı olanın peşinde hep. Bu arada bloglarımızda kullandığımız “izleyiciler” eklentisinin de gelişmiş özelliklerini buradan ayarlıyorduk. Hizmete son verilmesi durumunda blog sahipleri bu ayarlamaları yapamayabilir artık. Varsayılan şekilde kullanmak durumunda kalırlar. Elbette bir süre sonra kodlarla bu soruna da çare bulunacaktır ama ben düşündüm ki hala bu ayarları yapmak basitken arkadaşlarıma nasıl yapabileceklerini göstermekte fayda var. İzleyiciler eklentisini varsayılanın dışında kullanmak isteyen arkadaşlarımız 1 Mart’a kadar hizmette olacak Google FriendConnect’ten aşağıda anlattığım şekilde değişiklikler yapabilirler.





Google Plus(Google +) 'a kimse zorlamadan da geçerim diyenler buraya , zaten üyeliğimi aktifleştirmiştim diyenler Naysting'i oradan da izlemek yani çevrelerine eklemek isterlerse buraya, kendi blogunuza da böyle bir sayfa açmak isterseniz (facebooktaki sayfa olayı gibi) buraya tıklayın.

Artık kendinize iyi bakabilirsiniz.
Read On 0 Yorum

Blogger İçin Öneri

Cuma, Şubat 24, 2012

Bir ara bloggerdan beklentilerimizi sıralamamızı isteyen bir mim okumuş hatta mimlenmiştim. Blogger'ın geliştirilmesi sürecinde bu mimler ne kadar dikkate alınacak bilmiyorum ama araştırılsa faydalı fikirlerin hayata geçirilebileceğini düşünüyorum. Mesela bence artık bloggerlar ellerindeki ses kayıtlarını da yükleyebilmeli. Ordan burdan müzikler için player aramalar linklerin peşine düşmeler bitsin artık. Elbette bunun bir de telif hakları meselesi olacaktır ama koskoca google bunu da halletsin artık. Youtube'a benzer şekilde ama sadece müziklerin olduğu bir site eğer arkasında google varsa alır başını yürür kısa zamanda. Sonra bloggerların aynı kullanıcı isimlerini kullanması bence büyük problem. Birilerinin senin isminle ve insanlar onu sen sanırken senin ismine yakışmayacak bir şekilde bloglarda cirit atılabiliyor olması hiç hoş değil. Bir diğer önerim de tıpkı twitter'daki mention olayı gibi bir sitem geliştirilmesi bloglarda. Mesela @kısacafd , @öykü, @İpekböceği, @nini, @irma, @pillipetro, @Çavlan, @Cat , @Maya , @Kafedemola, @yeşilelma, @tazekahve , @hatsumomo, @ecehan, @essra , @Aslı , @içimdengeldiğigibi , @syhn , @doctorblueballon , @Çit , @JoeyPotter , @ayşa , @Luna, @fortuna , @incebellibardak şeklinde isimlerini yazı içinde kullandığımız blogger arkadaşlarımıza sistem anında "x adlı blogger y başlıklı yazısında sizden bahsetti" şeklinde mail gitse süper olurdu.
Read On 18 Yorum

Film Sepeti 16

Salı, Şubat 14, 2012

Bir Zamanlar Anadolu'da


Kimileri bu film nasıl ödül almış böyle diyebilir, kimileri durağan bulup sıkılabilir, kimilerinin tarzı değildir aksiyon türü haricindeki filmler, kimileri sanatsal filmleri hoşafa benzetebilir ama kimileri de başroldeki "rüzgarda uçuşan kuru yaprağa" vurulur ve "bu film olmuş abi" der. Filmin adı bundan daha güzel olamazdı. Hani bazen olur ; blogunuzda aklınızdan geçen bir çok şeyi paylaştığınız yazınıza başlık bulamayıp "ortaya karışık" dersiniz ya aynen öyle olmuş bu filmin adı. Eleştirel anlamda söylemiyorum bunu. Cuk oturmuş demek istiyorum. Başka bir isim belkide dikkati dağıtacaktı. Filmin konusunu değil de çekirdeğini resmeden repliği paylaşayım ben sizinle;

Doktor Cemal (Muhammet Uzuner): İğdebeli'ne yağmur yağıyor... Yağsın ! Yüz yıllardır yağıyor. Ne farkeder? Fakat bundan sadece yüz yıl sonra bile Arap; ne sen, ne ben, ne savcı ,ne komser. Hani şairin dediği gibi "Yine yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak. Yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak."

Arap Ali (Ahmet Mümtaz Taylan) : Yok düşünmeyeceksin öyle. Şimdi sıkılırsın edersin de. Bir gün gelir belki burda yaşadığın şeyler hoşuna bile gidebilir. Çoluk çocuk sahibi olunca, anlatacak bir hikayen olur fena mı ? "Bir Zamanlar Anadoluda.." dersin. Ücra bir yerde görev yaparken. İşte böyle böyle bir gece yaşamıştık dersin. Anlatırsın yani ne bileyim. Masal gibi.


İşte filmin konusu bu. Bir Zamanlar Anadolu'da geçmiş bir olay. Bir doktor, bir savcı bir komiser, Arap.. Bütün oyuncular oyunculuklar bence harika. Özellikle Yılmaz Erdoğan. Tüm hepsi olayı yaşamış sanki. Boşuna konuşuyorum aslında Nuri Bilge Ceylan aldığı ödüllerle söylenecek ne varsa söylemiş. Benim filmden daha fazla keyif almanız için bir kaç önerim olabilir en fazla. Gece izleyin bu filmi. Olay gece geçtiği için filmin sizi içine çekmesi kolaylaşır. Yalnız izleyin. Başka kimse girmesin odaya. Ve kulaklık takın kesinlikle.

Paranormal Activity 3
İkinci film hepinizin korku filmi denilince aklına gelecek ilk bir kaç filmden biri olan Paranormal Activity. İlki gayet başarılıydı bana göre. İkincisinde birşeyler eksikti sanki. Üçüncüsünü geçen gün izledim ve ilk film kadar başarılı buldum. Eksiklerine rağmen. Mesela kayıtların tamamını izlemiyor olmaları ve seyircinin şahit olduklarını göremiyor olmaları saçma geldi. Sonuçta insanlar, şahit oldukları şeylere filmdeki karakterin nasıl tepki vereceğini de merak ediyor. Ayrıca olan bazı şeyler nasıl oluyorda aile üyeleri tarafından yok sayılıyor anlam veremedim. Birşeyler bariz şekilde evde tehdit oluştururken nasılsa kimse evi terketmeyi düşünmüyor. Buralar filmin saçma taraflarıydı. Ama yine de korku ve gerilim severlerin izlemesi gereken bir film olmuş. Devamı gelecek gibi.

Ağır Abi

Her zaman izlemeniz gereken filmlerden bahsetmiyorum. Geçmiş film sepeti postlarına bakılırsa mutlaka izlemeyin dediğim filmlerin de oldukça fazla olduğunu görebilirsiniz. Sonuçta sizler benim arkadaşlarımsınız ve zamanınızın boşa gitmesi beni de üzer. Bu film bir Türk filmi ve bence "Türk sinemasının yüz karası" ödülünün en güçlü adayı. İzlemeyin. "Ağır Abi" filmi kesinlikle izlenmeyi haketmiyor. Küçük çocukları da uzak tutun.

İyi seyirler. Eskiden olduğu gibi daha sık film yazıları yazılacak buraya. Söylemedi demeyin.
Read On 8 Yorum

Zamanda Yolculuk Olasılığı

Perşembe, Şubat 09, 2012

Bu kitap Einstein ile ilgili okuduğum üçüncü kitap . “ Dünyayı Değiştiren Beş Denklem” kitabını da sayarsam dördüncü. Ama o kitap büyük bir bölümünde Einstein’dan söz ediyor olsa da sadece onu anlatan bir kitap olmadığı gibi kişilerden çok buluşlarının dünyaya etkilerinden bahşetmişti. Bu yüzden üç buçuk kitap diyebiliriz toplamda. Diğer ikisinden birini daha önce burada paylaşmıştım. “Benim Gözümden Dünya” . İkincisi de “ Einstein’ın Kahramanları”. Ondan henüz bahsetmedim. Ama güzel bir kitaptı. İlgilenenler okusun. Benim ayrıntılı olarak bahsetmemi beklemesin.

Uzun bir zaman önce alıp okumaya başladığım ve aralıklarla okuduğum bu kitabın adı “Einstein Evreninde Zaman Yolculuğu” . Yazarı dünyaca tanınmış bir bilim adamı olan Astofizik Profesörü “ J.Richard Gott” . Kitabın editörü Prof. Dr. Cengiz Yalçın’ın kitaba katkısını da atlamamak lazım. Neden okudum ? Farkındaysanız bu soruyu son birkaç kitapta sordum. Belki neden okuduğum sorusuna verdiğim cevapların sizin de kendinize soracağınız “Neden okuyayım ?” sorusuna cevap vermenizde yardımcı olur diye düşünüyorum. Einstein’ı merak ediyordum, meşhur izafiyet teorisini de, Einstein’ın diğer düşüncelerini de , onun insanlık için neden önemli biri olduğunu da, zamanda yolculuğu da merak ediyordum. Evreni merak ediyordum. Bilim tarihi dersinde de sunum yapmak istediğim bilim adamının adıydı “Einstein” . Ve gidip bir sürü kitap aldım, bir sürü makale okudum, belgeseller izledim. Çok ilginç ve farklı bir sunum yaptım. Çok beğenildi ve akıllarda yer etti. Bu kitap o dönem aldığım kitaplardan biriydi işte.

Zamanda yolculuk kim olursa olsun, hangi alanla ilgili olursa olsun merak uyandıran bir konu. Bu konudan ilham alınarak meydana getirilmiş onlarca film ve kitap var. Hayalgücü zengin senaristler için daha onlarca film çıkar bu konudan. Hem izleyenlerin bu filmleri daha sağlıklı özümleyebilmesi hem de yazar veya senaristlerin hayalgücünü zenginleştirmesi açısından bu kitap oldukça yararlı olacaktır. Üstelik karmaşık bir konuyu elinden geldiğince basitleştirmeye çalışmış somutlaştırarak anlaşılmasını kolaylaştırmış olması nedeniyle yazar Gott’a teşekkür etmeliyiz.




Kitabın başında orjinalinde olmayan 25 sayfalık bir ek var. Burası editöre ait. İyi ki burayı kitaba eklemiş. Çünkü sunumum için bu kitapta bana sadece burası faydalı oldu. Einstein’ın fırtınalı yaşam öyküsü, özel görelilik ve genel görelilik konuları “Aklın Efendisi Einstein” başlığı altında verilmiş burada. Sonrasında Richard Gott almış mikrofonu ve 260 sayfa konuşmuş. Nelerden mi bahsetmiş ? Bir zaman makinesi ile neler yapılabileceğini , zamanda yolculuk paradokslarını , ışınlanmayı , paralel evrenler teorisini ve diğer zaman yolculuğu teorilerini “Zamanda Yolculuk Rüyası” başlığıyla anlatmış.

İkinci bölüm “Zamanda Geleceğe Yolculuk” . Burada “ Hareket eden bir saat neden geri kalır?” , Roketler neden ışıktan daha hızlı gidemez ? gibi ilginç sorulara bilimsel cevaplar verilmiş ve evrenin kaç boyutlu olduğu yönündeki görüşlerden bahsedilmiş.

Üçüncü bölümün konusunu bir önceki bölümde tahmin etmişsinizdir. “Geçmişe Yolculuk” . Aslında hepimiz geçmişi görüyoruz. Aynadan kendimize bakarken bile. 45 ışık yılı uzaklıktaki belki de yıllar önce sönmüş olan kuyruklu yıldıza baktığımızda onun 45 yıl önceki halini görüyor olmamız gibi geçmişe gitmenin mümkün olduğunu biliyoruz. Şimdi uzayın çok uzak bir noktasında bulsak kendimizi ve özel bir dürbünle baksak dünyaya belki de Fatih’in İstanbul’u fethini görebiliriz. Peygamber Efendimizin Veda Hutbesini de öyle. Kitapsa böyle bir gerçeklikten farklı olarak geçmişe dönüp onu değiştirebilmenin mümkün olup olmadığını ele almış. Hatta girişte A.H.R Buller’den şöyle bir alıntı yer alıyor “ Bight adından genç bir kız vardı. Işıktan daha hızlı uçabilirdi. Bir gün yola çıktı. Göreli bir yola. Yola çıkışından bir önceki gece eve döndü” . Uzay zaman eğrisi, kozmik sicimler, karadelikler, gödel evreni ve benzer şeyler anlatılmış.

Her bölümde ne anlatıldığını uzun uzun yazmaktan vazgeçtim ben. Kısaca başlıkları söylüyorum ve bu yazıyı daha fazla uzatmıyorum. Dördüncü bölümün başlığı , Zamanda Yolculuk ve Evrenin Başlangıcı. Beşinci ve son bölüm ise “ Gelecekten Rapor” .

Yazıyı bitirmeden önce bir uyarıda bulunmak istiyorum. Kitabın güzel olması okumaktan zevk alacağınız anlamına gelmez. Bu konular ilginizi çekmiyorsa ve merak etmiyorsanız tüm bunları; Okumayın. Şimdi kitabı çevirip baktım arkasına fiyatı ne kadarmış diye. Çok değil 10 Tl. Alıp baksanız da sorun olmaz yani. Pahalı olsaydı merak etmiyorsanız kesinlikle okumayın derdim. Ama belki okuyunca merak edersiniz.

Kendinize iyi bakın.
Read On 6 Yorum

Zamanın Ruhu

Cuma, Şubat 03, 2012

Bu postu uzun zamandır yazmak istiyordum. Hep erteledim. Araya daha fazla zaman girip "yıllar yıllar önce bi keresinde..." şeklinde başlamamak için bu posta; bugün yazmak istedim. Sizinle bir kaç fotoğraf paylaşmak istiyorum.

Çoğu insan gibi ben de geçmişe ilgi duyarım. Geçmiş şaraba benzer bence; Yıllandıkça güzelleşir, yıllandıkça değerlenir. Ama farkettim ki ben yaşadığım geçmişi daha çok merak ediyorum. İlla yaşamış olmam da gerekmiyor aslında, ben yaşarken yaşanmış olması da yeterli. Paralel bir yaşam da olsa yeterli. Aynı yağmurda ıslanmış olmak, aynı sıcaktan şikayet etmek, aynı şehirde birimizin ağzını çeşmeye dayayıp içtiği suyun diğer tarafta hiç tanımadığımız bir insanın ölüm döşeğinde dudaklarına damlatılan bir damlaya dönüşüyor olması kızının elindeki pamukta. Bunları düşünüyorum bazen.


önce videoyu başlatın derim



Geçen yaz kuzenim ve halam (bizim buralarda hala'ya "bibi" denir) ziyarete gelmişti üniversitede okurken oturduğum evde. Aslında bir kısmınız o şehri de ilçeyi de iyi biliyorsunuz. Ama bu yazıda bir gizliliğe ihtiyaç duyduğum için ismini vermeyeceğim. Neyse , bu ziyeret sırasında bulunduğum şirin ilçeyi gezdirmeye çıkardım onları. Gaffar Okkan'ın kabrini ziyaret edelim dedik ve mezarlığa kadar yürümeye karar verdik. Yolda çok eski ve terkedilmiş iki katlı ahşah bir eve rastladık. Kapısı açıktı. Yanında fotoğraf çekelim dedi kuzenim. O da eskiye meraklı. Zaten Sanat Tarihi mezunu kendisi. Fotoğraf çekme sırasında içerden gelen tıkırtıları duyunca köpek mi diye merak ettim. Şöyle kapıdan içeri bakalım derken ev sahibini bulduk karşımızda. Adam alt katta evden söktüğü tahtaları çuvallara dolduruyordu. Selam verdik ve fotoğraf çekerken içerden sesler duyduğumuz için baktığımızı anlattık. Tam geri dönüyorduk ki adam " Çıkıp evi gezebilirsiniz. Korkmayın ev sağlam. Böyle harabe olduğuna bakmayın. Üç kez test yapıldı ve civardaki evlerden daha sağlam olduğu söylendi" diye seslendi. Biz de "Neden olmasın ? İki dakika gezelim madem" dedik ve halamı da alıp evi keşfe başladık. Bugünün soğuk duvarlara sahip evlerinden çok farklıydı. Oldukça ferahtı tüm eskiliğine rağmen. Ve hiçbir lamba olmamasına rağmen inanılmaz ışıklıydı tüm odalar. Nefes alıyordu ev. Neredeyse her odada bir banyo vardı. Bu banyolar, odaların duvarlarına gömülü elbise dolapları gibiydi. Alt katta zeminde yer alan bir kapı vardı. Daha doğrusu ahşap bir kapak. Buradan kışın odunluğa gidiliyormuş. Ev sahibi bizi serbest bıraktı ve kendi işine döndü. Biz de yukarı katlara çıktık. Ve bir kat daha vardı. Çatı katı. Ne olabilir ki dedik ama yine de çıktık. Meğer bir dünya varmış orda. Bir girdik 2 saat çıkamadık ordan. Etraf darmadağınıktı ama kimin umurunda. Burada bir tarih yatıyormuş meğer. İnceledik de inceledik. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadık bile. Alttaki yaşlı adam bu evin sahibinin oğluymuş. Şimdi onun bile torunları varmış. Babası bilmem ne rüştiyesinde okumuş. Çatı katında eskiden bir kız kalıyormuş. Tabi şimdilerde o da yaşlı bir kadınmış. Ama o eşyaların tamamı o kadına ait değilmiş. Ev boşaltıldığında gereksiz görülen şeyler buraya istiflenmiş. Şimdi size bu çatı katında neler bulduğumuzdan bahsedeyim biraz. Daha doğrusu bulduklarımızdan " paylaşılabilir" olanları. Çünkü bir kısmı özel hayata müdahale olur. Hadi bakalım lafı çok uzattım.


Burası ikinci kata çıkan merdiven. Bence oldukça estetik. Ev sahibi " O dönem için orta derecede varlıklı bir ailenin evi böyleydi" dedi. Yani sandığımız gibi geçmişte varlıklı olan bir ailenin evi de değilmiş burası.

Burası da çatı katı. O kapı çatı katına giriş için değil ama. Merdivenin bittiği yerden başlıyor evin bu bölümü. O kapı da sanırım depo gibi kullanılıyormuş


O zamana ait dergiler, mecmualar, kitaplar haline getirilmiş. 5 - 6 Tane kitap vardı böyle.






Mode Hit 77. Benden 11 yıl önce.

O zamanlar Twitter Facebook nerdeee :) Pampişler de yoktu. Adile Teyzesi vardı kuzucuklarının. Şu videoyu izleyin bi dakika. Sonra geri gelin buraya. Hadi. Bekliyorum ben sizi.






Peygamber Efendimiz'in Soy ağacını bulduk. Bu arada bugün Peygamber Efendimizin dünyaya geldiği gün. Tüm Müslüman aleminin Mevlid Kandili mübarek olsun. O değil de Hz. İsa'nın doğum günü neredeyse bizim ülkemizde bile Noel tatiline dönüşmek üzereyken neden bugün yarım gün bile tatil değil..



Hadi görüşmek dileğiyle.

Read On 16 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    6 ay önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar