Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Açlık Oyunları | Film

Pazartesi, Mart 26, 2012


Filmden az önce çıktım ve sıcağı sıcağına yazmak istedim düşüncelerimi. Araya zaman girerse belki film hakkında söyleyeceklerime kitap hakkındaki düşüncelerim sızar ve ikisinin karışımı bişey ortaya çıkar. Onca zaman geçmesine rağmen kitap o kadar aklımda yer etmiş ki kitaptaki tüm güzel ayrıntılar filmdeki tüm boşluklara çok geçmeden taş dolu kavanoza eklenen kum taneleri gibi dolmaya başlayacak eminim.

Çok uzatmak istemiyorum. Film onca yüksek beklentime rağmen beni memnun etti. Kitaptan sinemaya uyarlanan filmlerde sıklıkla rastlanan "memnuniyetsizlik" ve "beklentinin çok altında kalma" durumundan bu kez bahsetmek mümkün değil. Film, kitaba neredeyse yüzde 90 uyuyor. Çok az değişiklik yapılmış ama bu değişikliklerin de çoğu olumlu yönde. Soundtrack seçimleri film ile çok uyumlu ayrıca.

Film gösterime girmeden önce yazdığım yazıda güzel bir film olacağını ve eğer gösterime girince gitmeyi düşünmenize rağmen hala kitabını okumamışsanız mutlaka okuyup öyle gitmenizi tavsiye etmiştim. Sinemaya uyarlanan kitapların okurları genellikle filmlerden memnun kalmazlar demiştim. Bu kez tersi olur mu bilmiyorum. Çünkü okuyan biri olarak filmden memnun kaldım ama okumasaydım filmden çıktığımda kafamda ne kadar cevapsız soru ve boşluk olurdu tam kestiremiyorum. Neresi saçma, neresi karmaşık, neresinde fazla var neresinde eksik ayırt edemezsiniz eğer okuduysanız.



Peki hiç mi beğenmediğin tarafı yoktu filmin diye sorarsanız ? Vardı. Peeta. Kesinlikle yanlış seçim. Hele Peeta'nın göründüğü ilk sahne. On ikinci mıntıkadan haraç olarak adı okunduğu sahne. Allah yaratmış sonuçta bişey demek istemiyorum ama yanlış seçim be abi. Katniss çok iyi seçim oysa. Güzel de oynamış. Tam zihinlerdeki Katniss olmuş Jennifer Lawrence. Gale de fena değil. Prim de idare eder. Hatta Rue , Snow , Haymitch ve diğerleri de tamam ama Peeta... O sahnede dedim ki "Peeta'ya yüzde 30 benziyor bu çocuk". Sonra saçları dağıtınca yüzde 50'ye çıktı birden. İyi oynarsa belki aradaki farkı kapatır dedim. Filmi yüzde 70 ile bitirdi. Bu da iyi oynadığını gösterir tabi.. Ama farklı biri olabilirdi. Rolü torpille kapmış gibi duruyor çünkü.


Yine de çoookkk büyük bir beklenti ile gitmeyin filme. Güzel işte daa . Hiç mi güzel film izlemediniz. Abartmayalım şimdi. Güzel bir kitabın sinemaya başarılı bir şekilde aktarılması diyebiliriz. Kitabı okumuş olanlar da kitaptakilerin hepsinin filmde yer almasını beklemesin. En başta kitap herşeyi bir karakterin gözünden anlatıyor bize. Duygularını hislerini açıkca söyleyebiliyor. Planlarını biliyoruz, kızgınlıklarını korkularını mutluluklarını biliyoruz. Ama filmde Capitol halkı ne görüyorsa biz de onu görüyoruz.

Cut !
Read On 9 Yorum

Uç Uç Pötüncek

Perşembe, Mart 22, 2012

Bir insan sabırsızsa eğer ; ya tüm sabrını bir kişide yitirmiştir ya da tüm sabrını bir kişiye saklamıştır. İnsanları bir türlü sevemeyen biri , ya bütün sevgisini birinde tüketmiştir ya da bütün sevgisini biri için bekletmiştir. Hayat nasıl bir şakaysa artık kimse sevgisini tüm sabrını kendinde yitirenlerde tüketmiyor . Kimse sabrını tüm sevgisini kendine bekletenlere saklayamıyor.

Bitti sabrım. Kaldı sevgim. Ortada kalmış kimsesiz bir çocuktan daha acı bir şey varsa bu ortada kalmış bir sevgidir. Tut diyorum elimi. Bakıyorum ki kırılmış kolu kanadı. Sever diye sabrediyorum. Bakıyorum kalbini de kırmışlar. Hiçbir şeyi yok diyerek çekip gitmiyorum ama “kırıp dökenler” gibi. Yaşamak için milyarlarca yıl sıra beklediğim bu hayatın en güzel dönemini zehir ediyorum kendime çoğunun ağzındaki sakız kadar değer vermediği “sevgi” için. Avuç içine hapsedilmiş bir uğurböceği gibi dönerken hayalin zihnimde hem sana eziyet ettiğim için hem de açtığımda ellerimi parmak uçlarıma kadar yürümeyi bile beklemeden uçup gideceğini bildiğim için üzülüyorum.

Sensizlik , cam kırıklarından bir duman içime çektiğim; kapalı bir odada havada dans edip gittikçe dağılan sigara dumanı gibi. Ama yine de özgürsün. Uç uç pötüncek. Bu çocuk seni hep güzel hatırlayacak.


Read On 6 Yorum

Açlık Oyunları Vizyona Giriyor

Pazartesi, Mart 19, 2012

Evvvettttt arkadaşlar. Sonunda merakla beklenen “Açlık Oyunları” filmi vizyona giriyor. Hatta birçok ülkede vizyona girmiş bulunuyor. Türkiye’de ise 23 Martta gösterime girecekmiş. Tüm bekleyenlerinin gözü aydın.

Okuyanların okumayanlara anlattığını da varsayarsak – ki bu kitapları okuyup da en az 5 kişiye anlatmaya çalışmamış olanın akıl sağlığından şüphe ederim – abartmıyorum yarım milyardan fazla insan bu filmi bekliyordur dünyada. Kimileri haftalardır, kimileri aylardır, kimileri filmin çekileceği duyurulduğundan beri, kimileri de benim gibi kitap ilk çıktığında okuyup son sayfayı çevirdiğinden beri.



Kısa sürede birçok ülkede çok satan kitaplar listesinde zirveye yerleşen ve aradan geçen yıllara rağmen başarısını sürdüren “Açlık Oyunları” tüm dünyada her yaştan insanın beğenisini topladı. Bence kendinden önceki serilerden farklı olan bir yanı da hayran kitlesindeki çeşitlilik. Öyle sahiplenildi ki her ülkede adına açılan onlarca fan sitesine üye olan okurlar kitaptaki karakterlere film için kendi oyuncu tercihlerini sıralar oldu. Çok konuşuldu tartışıldı. Kitaptaki bazı sahneleri temsilen resimler çizildi. Animasyonlar hazırlandı. Bunun yanı sıra “Açlık Oyunları ve Severleri” oyun şirketlerinin de gözünden kaçmadı. Birçok oyun piyasaya sürüldü. Ama bence asıl patlamayı film tüm dünyada gösterime girdiğinde yapacak. Bundan sadece bir ay sonra Açlık oyunları takıları, Açlık Oyunları giysileri, Açlık Oyunları ojeleri, makyajları, saçları, oyunları, oyuncakları, posterleri, çıkartmaları şeklinde geniş ve büyük bir sektör oluştuğunu göreceksiniz.

Ayrıca sadece gençlerin, çocukların, ergenlerin veya kızların dilinde de olmayacak “Alacakaranlık” gibi. Çünkü kitaba sadık kalındıysa – ki hem oyuncular ve yapımcılar hem de gösterime girdiği ülkelerde izleyenler kitaba büyük oranda sadık kalındığını söylemiş - bu film bir çocuk veya bir ergen filmi değil tam bir yetişkin filmi olmuş demektir. Ayrıca şiddet sahnelerinin çocuklara ne kadar uygun olacağı da henüz bilinmiyor.



Film için “Amerika tarihinin en etkileyici filmi olabilir” yorumları yapılmış. Dediğim gibi Suzanne Collins’in bu serisi sadece kitap değil bir senaryo serisi. Şayet hakkıyla beyazperdeye aktarılmışsa en etkileyici film olması hatta Twilight efsanesine son vermesi hayal değil. Ayrıca yazar Suzanne Collins de filmin çekimlerinde aktif olarak yer almış ve filmin afişinde yapım yönetmenleri arasında adı geçiyor. Değişikliklerde fikri alınmış ve sürekli etkileşim halinde olunmuş. Kitapları okuduysanız filmden memnun kalacaksınız çünkü kitaptan pek fazla sapmadık denilmiş.

Bu yazımı filmi duyurmak için yazmıyorum. Film zaten kendini duyuracaktır. Amacım güzel olacağından ümitli olduğum ve yazarından oyuncusuna kadar herkesin ümit verdiği çok konuşulacak bir filmden daha fazla zevk alabilmeniz adına filmi izlemeden önce kitabı okumanız için kısa da olsa hala zamanınızın olduğunu bildirmek. Bu film ilk kitabın filmi. Serinin tamamını okumanız gerekmiyor bu kısa sürede. İlk kitap “Açlık Oyunları”. Fazla zamanınızı almaz. Bir gece bir gündüz yeterli bu muhteşem deneyim için. Çünkü oldukça sürükleyici ve okuyucuyu içine çeken bir roman. Ama etkisinden kurtulmak o kadar kısa sürmeyecektir. Bu kitap hakkında en çok duyacağınız yorum kaç saatte okunmuş olduğudur.

Kitabın ve dolayısıyla filmin konusuna hiç ama hiç girmek istemiyorum. Yazar acımasızlığın ortasında kalmış bir aşkı anlatıyor. Hissizliğin ortasında kalmış hisleri açığa çıkarıyor. İç güdülerin insanları nasıl vahşi bir hayvana çevirebildiğine şahitlik edeceksiniz. Yazar savaşı ve insanların ölümlere kayıtsızlığını eleştiriyor. Romanın ana karakterini “ Reality TV programlarıyla gerçek savaş görüntüleri arasında zapping yaparken” oluşmaya başladığını söylüyor.

Kısacası Açlık Oyunları “The Hunger Games” filmi geliyor. Önce kitabını okuyun. İzledikten sonra okuyamayacaksınız çünkü.

Read On 25 Yorum

Gelecek Yüzyıl | Patrick Dixon

Cuma, Mart 16, 2012

Gelecek hakkında öngörülerde bulunan kitaplara olan merakım bitmek bilmiyor. Gelecekte bizi nelerin beklediği konusunda birbirinden farklı birçok uzmanın söylediklerini az çok biliyorum artık . Bence böyle kitaplardan yılda en az iki tane okumak gerekiyor. Bu konuda okuduğum ilk kitap Gölge CIA olarak bilinen ve dünyanın süper güçlerine akıl veren 70 eski CIA ajanının kurduğu Stratejik Araştırma kurumu olan Stratfor’un Kurucusu George Friedman’ın “Gelecek Yüzyıl” adlı kitabıydı. O kitabı okuduğumda olacağını söylediği şeyler pek inandırıcı gelmiyordu ama bugün söylediklerinin bir çoğu gerçekleşti ve gerçekleşme eğiliminde. Özellikle Türkiye’ye büyük yer ayırmıştı o kitapta. Bir hafta kadar önce Stratfor, Başbakan Erdoğan’a iki yıl ömür biçtiği için çok konuşulmaya başlandı. Umarım bizzat gözlemlediğim başarılı öngörüleri bu kez tutmaz.



Son okuduğum kitabın adı da George Friedman’ın ki ile aynı ; “Gelecek Yüzyıl” . Kitabın yazarı Patrick Dixon . Kitap için “Bireylerin ve şirketlerin 21. Yüzyılda hayatta kalabilme ve başarıya ulaşma rehberi” değerlendirmesi yapılmış. “Gelecek Yüzyıl'ın ilk baskısı 1998’ de yazılmış ve o zamanki öngörülerden ilk yirmi yıl içerisinde olması beklenenlerin birçoğu gerçekleşmiş. Örneğin ; devlet destekli terörün yayılacağını söylemiş ki bugün pkk’yı besleyen Suriye yönetimi olsun, İsrail olsun, Rusya’ya karşı terörist grupları destekleyen Amerika olsun, sömürgelerini kaybetmek üzere olan Avrupa devletlerinin bazı devletlerin iç işlerine karışıp halkı isyana teşvik etmeleri olsun bu öngörünün fazlasıyla gerçekleştiğini gösteriyor. İnsanlığı tehdit edecek yeni virüslerden bahsetmiş zamanında. Sars olsun, Kuş gribi olsun, domuz gribi olsun, kene tehlikeleri olsun, keçi bilmem nesi… Yani bu öngörü de aynen doğrulanmış görünüyor. İnternetin telefonun yerini alacağını söylemiş ki bu da doğru. Artık telefonla aramak yerine telefondan bile internete girip mail atarak, tweet ile veya facebook’tan ulaşarak veya daha birçok internet tabanlı sesli ve görüntülü iletişim araçlarıyla haberleşiyor insanlar. Bunun yanında , Çin’in yükselişi , siyasal İslamın güçleneceği, internet üzerinden perakende satış devriminin olacağı , ekonomik istikrarsızlıkların baş göstereceği , tüp bebekler , karbon salınımına kota ve daha bir çok öngörü bugün ya yakın zamanda gerçekleşti ya da çoktan tarihe karıştı. Zaten bu kitapta da söylüyor bundan sonra “geleceğin” hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde “geçmiş” e dönüşeceğini. Ayrıca insanlık tarihinin en büyük sorunlarının bu yüzyıl içerisinde meydana geleceğini iddia ediyor Patrick Dixon . Hatta çoğunun bu yüzyılın ilk yarısında olacağını söylüyor. Bu kitap 4. baskısıymış .Ve ilk baskılarına göre daha ayrıntılı ve ileri tahminlerde bulunulmuş. Belki de ilk baskılardaki öngörülerde yanılmamış olmalarının verdiği cesaretle daha ayrıntılı tahminler yapılmış.

Şimdi size kitapta geçen öngörülerden bir kaçını örnek vermek istiyorum ;

- 2020 yılından itibaren sanat ve kültürün her yönünde kökten bir değişim görmeyi bekleyin.

-Önümüzdeki 20 yıl içinde “Joker Olaylar” ın ortaya çıkmasını bekleyin ve bu olaylara karşı hızlı tepki verme yeteneği ve uyumlu karar verme mekanizması geliştirerek hazırlık yapın.

-Gelecek “hızlı” dır. Yeni bin yılda “hız” herşey olacaktır. Gelecek çok hızlı bir şekilde geçmişe dönüşecektir.

-Tatiller kısalacak, sıklaşacak ve daha amaçlı hale gelecek.

-Şarja ihtiyaç duymayan, metanol yakıt hücreli, neredeyse ağırlıksız , sesle kumanda edilebilen ve 30 km’lik tünelde bile çalışan telefonlar çok düşük maliyetle kullanılır olacak.

-Müzik sektöründe yeni yeteneklere çok az yatırım yapılacak olmasına rağmen albüm sayılarında her geçen yıl patlama olacak. Müzisyenler kendi evlerinde kendi imkanlarıyla albümler çıkarıp sitelere pazarlayacak.

-Geleneksel TV şirketleri izleyici kaybedecekler, izleyiciden anında geri iletimle biçimlenen televizyon programları artacak ve çaresiz televizyon şirketleri insanlara belli programları izlediklerini kanıtlamaları karşılığında ödüller verecek.

-Eğitimde sanal devrim yaşanacak. Eğitim çok boyutlu olacak. Dayağı yasaklayan yaklaşımların fazla işe yaramadığının farkına varılarak, ceza ve disiplin üzerinde sil baştan düşünülecektir.

-Sanal perakende artacak, sanal ilişkiler yaygınlaşacak, sanal şirketler çoğalacak.

- Erkek ve dişi robotlar hayatımıza girecek..

-Bugünkü bankacılık tarihe karışacak..

-İnternet bağımlısı olacağız ,bilişim teknolojileri hayatımızı kuşatacak..

- Nehirler kurumaya devam edecek, dünya daha da susayacak, su savaşları yaşanacak , deniz suyu içilecek..

- Parçalanmış aileler çoğalacak, devletlerin temel meselesi aile olacak..

- Bebek sahibi olan çocuklar artacak, reşit olma yaşı düşecek, kısır bir kuşak yetişecek..

- Kadınlara erkeklerden daha fazla iş verilecek, toplumlar dişileşecektir..

-Televizyon , büyük savaşların sürdürülmesini güçleştirecektir..

- Seçim vaatleri yerine getirilmeyecek..

- Çevre , yüzyılın en önemli meselesi olacaktır...

- Deniz seviyeleri liman şehirlerini tehdit edecek..

- Türlerin yok oluşu hızlanacak..

- İnsanın klonlanması mümkün olacak ve klon piyasası oluşacak..

- Müslümanlık ve Hristiyanlık yaygınlaşacak..


Son olarak arka kapak yazısını da paylaşıp gidiyorum buradan.. Kitaplığınızda bulunması gereken bir eser bu. Şimdi kendinize iyi bakın.

"Yazar Patrick Dixon içinde bulunduğumuz üçüncü bin yılın ilk yüzyılında hayatımızda oluşabilecek bütün ayrıntıları, öngörüleri ve değerlendirmelerini bu eserinde bilimsel olarak gözler önüne seriyor; 21. yüzyılda iş hayatınızın geleceği, aile ve kişisel yaşamınızda size başarıya ulaştıracak tüyoları sunuyor.

- Yarın için plan yap.
- Yeni dünyaya dair radikal düşünmeye çalış.
- Geçmişten gelen ilişkilerini iyi değerlendir.
- Bilim ve teknolojinin sana sunduğu olanaklardan yararlan.
- Geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kur. Geçmişi unutarak geleceğe hazır olamazsın.

Gelecek yüzyılda dünyayı bekleyen tehlikeler, yeryüzünde oluşan yeni süper güçler, yeni devlet ittifakları ve olası savaşlarla, bu savaşların nedenlerinin tespitleri; yeni bin yılın ilk yüzyılında hayallerimiz, bilim ve teknolojinin ulaşacağı noktalar ve dünyada görebileceğimiz olası değişimler bu kitapta bütün inandırıcılığıyla karşımıza çıkıyor. "

Eğer siz bir kuruluşsanız mutlaka bu kitabı okumalısınız!
Brian Sauter

Gelecek planı yapanlar için önemli bir kitap!
Sir Peter Vardy
Read On 9 Yorum

Çocuk Olmak Güzel Şey

Cuma, Mart 02, 2012

Son bir aydır hastalıklar bırakmıyor peşimi. Grip, nezle, ateş, halsizlik, baş ağrısı ve diğerleri nöbetler halinde yakamı bırakmadı. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi uykusuzluk çekip uyuyamama problemim de ben burdayım deyince atlatmak imkansız hale geldi haliyle. Doktora gittim , film, nefes testi, alerji testi derken sonuç astım çıktı. Grip olduğumu doktor da ben de unuttuk. Galiba "gribim kıskandı astımı" ve çekip gitti hayatımdan. Aslında nefes darlığı çektiğim felan yok. Bazen içinde bulunduğum ruhsal durumlardan ötürü nefes alamadığım, kapalı alanlarda duramadığım, kimseyi dinlemek istemediğim, çabuk sıkıldığım doğru ama bunun fizyolojik bir hastalık olduğunu düşünmüyorum. Yine de kullanmaya başladım inhaler denen aleti. Başlangıcıymış zaten bir süre kullanırsan geçer dedi. Ama işte uyku yapıyor ilaçlarda. Bu yüzden kaç gündür yazmak istediğim başka bir konuyu bir türlü yazamadım.



Bu arada hastanede küçük bir kız çocuğu gördüm ordan oraya koşturan. Babası getirmiş hasta kızını. Kızın elinde bir boya kalemi vardı. Çocuk olmak ne güzel şey. Hani restorantlarda verilen tekli ıslak mendil var ya; onu açmak için bayağı bir uğraştıktan sonra babasına dönüp " Aaaa bak baba bunun içinde defter var galiba" dedi. Islak defter. iyi fikir aslında.

Sonra eve dönerken otobüste başka bir küçük kız çocuğu gördüm. Babasının kucağında dışarıyı seyrediyordu. Küçüçük ellerini havada hazır bekletiyor ve gördüğü şeyleri babasına gösteriyordu. Gösterirken bir gözünü kapatıyor işaret parmağının ucunu gösterdiği şeyin üzerine gelecek şekilde tutuyordu. Göz hizasında ve nişan alır gibi. Çünkü o yaştaki çocuk egosantrik düşünce ile babasının da kendi gördüğü gibi gördüğünü sanır gösterdiklerini. Daha iyi görsün diye parmağını tam o şeyin üzerine götürür. Bizim kasabaya giden yol tren yolunun altından geçiyor bir tünel ile. Evet bizim kasabadan tren geçiyor tıpkı Red Kit'in kasabası gibi. Küçük çocuk tren raylarını görünce uzaktan , havada yumruk yapmış olduğu küçücük elinden işret parmağını salyangoz anteni gibi çıkardı ve "Bak babaaa.. Çuf çuf yoluuuuu" dedi. Dedim size çocuk olmak güzel şey.

Ertesi gün yine otobüs bekliyorum durakta. Güneşli bir gün. Okula gidiyor öğlen arasından dönen çocuklar. Bir çocuk gördüm. Bu kez erkek. Yine küçük. Muhtemelen birinci sınıfa gidiyordur. Önümden geçti gitti ama bana bakmadı bile. O sırada gölgesi ile ilgileniyordu. Kendi gölgesine basmak istiyordu. Bu yüzden aniden koşmaya başlıyor birden duruyordu. Gerçekten güzel şey çocuk olmak.

Amcamlarla evimiz bitişik bizim. Amcamın bir torunu var 4 yaşında. Buğra. Bilgisayardan oyun oynamasına izin verdiğimden beri beni çok seviyor. Benim dersaneden dönmemi bekliyor. Öyleki kapıyı o açıyor bana hep. Tabi benim geldiğimi sanıp her kapı ziline koşuyormuş ben gelene kadar. Need For Speed oynuyo. Bir saatte ustası oldu çıktı. Bir gün ben diğer odada uyumaya çalışıyorum o oyun oynuyo. Koştu geldi yanıma;

-Fatabi ben treni sürmek istiyorum oyunda. Bana treni al.
-O oyunda tren yok. dedim.
-Ama ben treni sürmek istiyorum.
-İyi ama tren yok oyunda.
-Var.
-Yok.
-Banane ben treni istiyorum dedi tuttu elimden götürdü diğer odaya. Bilgisayarın karşısına oturdum. Ona dönmüş oyunda trenin olmadığını anlatıyorum.

-Bak Buğracım. Bu oyunda tren yok. Olsa ben kullanırdım daha önce. Ama yok.
-Bu ne ?
-Hangisi?

Oyunun ücra bir köşesinde bir kısmı görünen ve oyun ile hiçbir alakası olmayan ve benim o güne dek hiç dikkatimi çekmemiş olan bir treni parmağını ekrana bastırarak bana gösterip;

-Bu ne? Dondurma kabımı ?
-asdaşjgşadgjjj

Çocuk olmak güzel şey.

Read On 4 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir film...
    1 yıl önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar