Nays T!ng
"Gerçeğ!n Kenarından Hayatın Düzen!ne..."

Açlık Oyunları | Film

Pazartesi, Mart 26, 2012


Filmden az önce çıktım ve sıcağı sıcağına yazmak istedim düşüncelerimi. Araya zaman girerse belki film hakkında söyleyeceklerime kitap hakkındaki düşüncelerim sızar ve ikisinin karışımı bişey ortaya çıkar. Onca zaman geçmesine rağmen kitap o kadar aklımda yer etmiş ki kitaptaki tüm güzel ayrıntılar filmdeki tüm boşluklara çok geçmeden taş dolu kavanoza eklenen kum taneleri gibi dolmaya başlayacak eminim.

Çok uzatmak istemiyorum. Film onca yüksek beklentime rağmen beni memnun etti. Kitaptan sinemaya uyarlanan filmlerde sıklıkla rastlanan "memnuniyetsizlik" ve "beklentinin çok altında kalma" durumundan bu kez bahsetmek mümkün değil. Film, kitaba neredeyse yüzde 90 uyuyor. Çok az değişiklik yapılmış ama bu değişikliklerin de çoğu olumlu yönde. Soundtrack seçimleri film ile çok uyumlu ayrıca.

Film gösterime girmeden önce yazdığım yazıda güzel bir film olacağını ve eğer gösterime girince gitmeyi düşünmenize rağmen hala kitabını okumamışsanız mutlaka okuyup öyle gitmenizi tavsiye etmiştim. Sinemaya uyarlanan kitapların okurları genellikle filmlerden memnun kalmazlar demiştim. Bu kez tersi olur mu bilmiyorum. Çünkü okuyan biri olarak filmden memnun kaldım ama okumasaydım filmden çıktığımda kafamda ne kadar cevapsız soru ve boşluk olurdu tam kestiremiyorum. Neresi saçma, neresi karmaşık, neresinde fazla var neresinde eksik ayırt edemezsiniz eğer okuduysanız.



Peki hiç mi beğenmediğin tarafı yoktu filmin diye sorarsanız ? Vardı. Peeta. Kesinlikle yanlış seçim. Hele Peeta'nın göründüğü ilk sahne. On ikinci mıntıkadan haraç olarak adı okunduğu sahne. Allah yaratmış sonuçta bişey demek istemiyorum ama yanlış seçim be abi. Katniss çok iyi seçim oysa. Güzel de oynamış. Tam zihinlerdeki Katniss olmuş Jennifer Lawrence. Gale de fena değil. Prim de idare eder. Hatta Rue , Snow , Haymitch ve diğerleri de tamam ama Peeta... O sahnede dedim ki "Peeta'ya yüzde 30 benziyor bu çocuk". Sonra saçları dağıtınca yüzde 50'ye çıktı birden. İyi oynarsa belki aradaki farkı kapatır dedim. Filmi yüzde 70 ile bitirdi. Bu da iyi oynadığını gösterir tabi.. Ama farklı biri olabilirdi. Rolü torpille kapmış gibi duruyor çünkü.


Yine de çoookkk büyük bir beklenti ile gitmeyin filme. Güzel işte daa . Hiç mi güzel film izlemediniz. Abartmayalım şimdi. Güzel bir kitabın sinemaya başarılı bir şekilde aktarılması diyebiliriz. Kitabı okumuş olanlar da kitaptakilerin hepsinin filmde yer almasını beklemesin. En başta kitap herşeyi bir karakterin gözünden anlatıyor bize. Duygularını hislerini açıkca söyleyebiliyor. Planlarını biliyoruz, kızgınlıklarını korkularını mutluluklarını biliyoruz. Ama filmde Capitol halkı ne görüyorsa biz de onu görüyoruz.

Cut !
Read On 9 Yorum

Uç Uç Pötüncek

Perşembe, Mart 22, 2012

Bir insan sabırsızsa eğer ; ya tüm sabrını bir kişide yitirmiştir ya da tüm sabrını bir kişiye saklamıştır. İnsanları bir türlü sevemeyen biri , ya bütün sevgisini birinde tüketmiştir ya da bütün sevgisini biri için bekletmiştir. Hayat nasıl bir şakaysa artık kimse sevgisini tüm sabrını kendinde yitirenlerde tüketmiyor . Kimse sabrını tüm sevgisini kendine bekletenlere saklayamıyor.

Bitti sabrım. Kaldı sevgim. Ortada kalmış kimsesiz bir çocuktan daha acı bir şey varsa bu ortada kalmış bir sevgidir. Tut diyorum elimi. Bakıyorum ki kırılmış kolu kanadı. Sever diye sabrediyorum. Bakıyorum kalbini de kırmışlar. Hiçbir şeyi yok diyerek çekip gitmiyorum ama “kırıp dökenler” gibi. Yaşamak için milyarlarca yıl sıra beklediğim bu hayatın en güzel dönemini zehir ediyorum kendime çoğunun ağzındaki sakız kadar değer vermediği “sevgi” için. Avuç içine hapsedilmiş bir uğurböceği gibi dönerken hayalin zihnimde hem sana eziyet ettiğim için hem de açtığımda ellerimi parmak uçlarıma kadar yürümeyi bile beklemeden uçup gideceğini bildiğim için üzülüyorum.

Sensizlik , cam kırıklarından bir duman içime çektiğim; kapalı bir odada havada dans edip gittikçe dağılan sigara dumanı gibi. Ama yine de özgürsün. Uç uç pötüncek. Bu çocuk seni hep güzel hatırlayacak.


Read On 6 Yorum

Açlık Oyunları Vizyona Giriyor

Pazartesi, Mart 19, 2012

Evvvettttt arkadaşlar. Sonunda merakla beklenen “Açlık Oyunları” filmi vizyona giriyor. Hatta birçok ülkede vizyona girmiş bulunuyor. Türkiye’de ise 23 Martta gösterime girecekmiş. Tüm bekleyenlerinin gözü aydın.

Okuyanların okumayanlara anlattığını da varsayarsak – ki bu kitapları okuyup da en az 5 kişiye anlatmaya çalışmamış olanın akıl sağlığından şüphe ederim – abartmıyorum yarım milyardan fazla insan bu filmi bekliyordur dünyada. Kimileri haftalardır, kimileri aylardır, kimileri filmin çekileceği duyurulduğundan beri, kimileri de benim gibi kitap ilk çıktığında okuyup son sayfayı çevirdiğinden beri.



Kısa sürede birçok ülkede çok satan kitaplar listesinde zirveye yerleşen ve aradan geçen yıllara rağmen başarısını sürdüren “Açlık Oyunları” tüm dünyada her yaştan insanın beğenisini topladı. Bence kendinden önceki serilerden farklı olan bir yanı da hayran kitlesindeki çeşitlilik. Öyle sahiplenildi ki her ülkede adına açılan onlarca fan sitesine üye olan okurlar kitaptaki karakterlere film için kendi oyuncu tercihlerini sıralar oldu. Çok konuşuldu tartışıldı. Kitaptaki bazı sahneleri temsilen resimler çizildi. Animasyonlar hazırlandı. Bunun yanı sıra “Açlık Oyunları ve Severleri” oyun şirketlerinin de gözünden kaçmadı. Birçok oyun piyasaya sürüldü. Ama bence asıl patlamayı film tüm dünyada gösterime girdiğinde yapacak. Bundan sadece bir ay sonra Açlık oyunları takıları, Açlık Oyunları giysileri, Açlık Oyunları ojeleri, makyajları, saçları, oyunları, oyuncakları, posterleri, çıkartmaları şeklinde geniş ve büyük bir sektör oluştuğunu göreceksiniz.

Ayrıca sadece gençlerin, çocukların, ergenlerin veya kızların dilinde de olmayacak “Alacakaranlık” gibi. Çünkü kitaba sadık kalındıysa – ki hem oyuncular ve yapımcılar hem de gösterime girdiği ülkelerde izleyenler kitaba büyük oranda sadık kalındığını söylemiş - bu film bir çocuk veya bir ergen filmi değil tam bir yetişkin filmi olmuş demektir. Ayrıca şiddet sahnelerinin çocuklara ne kadar uygun olacağı da henüz bilinmiyor.



Film için “Amerika tarihinin en etkileyici filmi olabilir” yorumları yapılmış. Dediğim gibi Suzanne Collins’in bu serisi sadece kitap değil bir senaryo serisi. Şayet hakkıyla beyazperdeye aktarılmışsa en etkileyici film olması hatta Twilight efsanesine son vermesi hayal değil. Ayrıca yazar Suzanne Collins de filmin çekimlerinde aktif olarak yer almış ve filmin afişinde yapım yönetmenleri arasında adı geçiyor. Değişikliklerde fikri alınmış ve sürekli etkileşim halinde olunmuş. Kitapları okuduysanız filmden memnun kalacaksınız çünkü kitaptan pek fazla sapmadık denilmiş.

Bu yazımı filmi duyurmak için yazmıyorum. Film zaten kendini duyuracaktır. Amacım güzel olacağından ümitli olduğum ve yazarından oyuncusuna kadar herkesin ümit verdiği çok konuşulacak bir filmden daha fazla zevk alabilmeniz adına filmi izlemeden önce kitabı okumanız için kısa da olsa hala zamanınızın olduğunu bildirmek. Bu film ilk kitabın filmi. Serinin tamamını okumanız gerekmiyor bu kısa sürede. İlk kitap “Açlık Oyunları”. Fazla zamanınızı almaz. Bir gece bir gündüz yeterli bu muhteşem deneyim için. Çünkü oldukça sürükleyici ve okuyucuyu içine çeken bir roman. Ama etkisinden kurtulmak o kadar kısa sürmeyecektir. Bu kitap hakkında en çok duyacağınız yorum kaç saatte okunmuş olduğudur.

Kitabın ve dolayısıyla filmin konusuna hiç ama hiç girmek istemiyorum. Yazar acımasızlığın ortasında kalmış bir aşkı anlatıyor. Hissizliğin ortasında kalmış hisleri açığa çıkarıyor. İç güdülerin insanları nasıl vahşi bir hayvana çevirebildiğine şahitlik edeceksiniz. Yazar savaşı ve insanların ölümlere kayıtsızlığını eleştiriyor. Romanın ana karakterini “ Reality TV programlarıyla gerçek savaş görüntüleri arasında zapping yaparken” oluşmaya başladığını söylüyor.

Kısacası Açlık Oyunları “The Hunger Games” filmi geliyor. Önce kitabını okuyun. İzledikten sonra okuyamayacaksınız çünkü.

Read On 25 Yorum

Gelecek Yüzyıl | Patrick Dixon

Cuma, Mart 16, 2012

Gelecek hakkında öngörülerde bulunan kitaplara olan merakım bitmek bilmiyor. Gelecekte bizi nelerin beklediği konusunda birbirinden farklı birçok uzmanın söylediklerini az çok biliyorum artık . Bence böyle kitaplardan yılda en az iki tane okumak gerekiyor. Bu konuda okuduğum ilk kitap Gölge CIA olarak bilinen ve dünyanın süper güçlerine akıl veren 70 eski CIA ajanının kurduğu Stratejik Araştırma kurumu olan Stratfor’un Kurucusu George Friedman’ın “Gelecek Yüzyıl” adlı kitabıydı. O kitabı okuduğumda olacağını söylediği şeyler pek inandırıcı gelmiyordu ama bugün söylediklerinin bir çoğu gerçekleşti ve gerçekleşme eğiliminde. Özellikle Türkiye’ye büyük yer ayırmıştı o kitapta. Bir hafta kadar önce Stratfor, Başbakan Erdoğan’a iki yıl ömür biçtiği için çok konuşulmaya başlandı. Umarım bizzat gözlemlediğim başarılı öngörüleri bu kez tutmaz.



Son okuduğum kitabın adı da George Friedman’ın ki ile aynı ; “Gelecek Yüzyıl” . Kitabın yazarı Patrick Dixon . Kitap için “Bireylerin ve şirketlerin 21. Yüzyılda hayatta kalabilme ve başarıya ulaşma rehberi” değerlendirmesi yapılmış. “Gelecek Yüzyıl'ın ilk baskısı 1998’ de yazılmış ve o zamanki öngörülerden ilk yirmi yıl içerisinde olması beklenenlerin birçoğu gerçekleşmiş. Örneğin ; devlet destekli terörün yayılacağını söylemiş ki bugün pkk’yı besleyen Suriye yönetimi olsun, İsrail olsun, Rusya’ya karşı terörist grupları destekleyen Amerika olsun, sömürgelerini kaybetmek üzere olan Avrupa devletlerinin bazı devletlerin iç işlerine karışıp halkı isyana teşvik etmeleri olsun bu öngörünün fazlasıyla gerçekleştiğini gösteriyor. İnsanlığı tehdit edecek yeni virüslerden bahsetmiş zamanında. Sars olsun, Kuş gribi olsun, domuz gribi olsun, kene tehlikeleri olsun, keçi bilmem nesi… Yani bu öngörü de aynen doğrulanmış görünüyor. İnternetin telefonun yerini alacağını söylemiş ki bu da doğru. Artık telefonla aramak yerine telefondan bile internete girip mail atarak, tweet ile veya facebook’tan ulaşarak veya daha birçok internet tabanlı sesli ve görüntülü iletişim araçlarıyla haberleşiyor insanlar. Bunun yanında , Çin’in yükselişi , siyasal İslamın güçleneceği, internet üzerinden perakende satış devriminin olacağı , ekonomik istikrarsızlıkların baş göstereceği , tüp bebekler , karbon salınımına kota ve daha bir çok öngörü bugün ya yakın zamanda gerçekleşti ya da çoktan tarihe karıştı. Zaten bu kitapta da söylüyor bundan sonra “geleceğin” hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde “geçmiş” e dönüşeceğini. Ayrıca insanlık tarihinin en büyük sorunlarının bu yüzyıl içerisinde meydana geleceğini iddia ediyor Patrick Dixon . Hatta çoğunun bu yüzyılın ilk yarısında olacağını söylüyor. Bu kitap 4. baskısıymış .Ve ilk baskılarına göre daha ayrıntılı ve ileri tahminlerde bulunulmuş. Belki de ilk baskılardaki öngörülerde yanılmamış olmalarının verdiği cesaretle daha ayrıntılı tahminler yapılmış.

Şimdi size kitapta geçen öngörülerden bir kaçını örnek vermek istiyorum ;

- 2020 yılından itibaren sanat ve kültürün her yönünde kökten bir değişim görmeyi bekleyin.

-Önümüzdeki 20 yıl içinde “Joker Olaylar” ın ortaya çıkmasını bekleyin ve bu olaylara karşı hızlı tepki verme yeteneği ve uyumlu karar verme mekanizması geliştirerek hazırlık yapın.

-Gelecek “hızlı” dır. Yeni bin yılda “hız” herşey olacaktır. Gelecek çok hızlı bir şekilde geçmişe dönüşecektir.

-Tatiller kısalacak, sıklaşacak ve daha amaçlı hale gelecek.

-Şarja ihtiyaç duymayan, metanol yakıt hücreli, neredeyse ağırlıksız , sesle kumanda edilebilen ve 30 km’lik tünelde bile çalışan telefonlar çok düşük maliyetle kullanılır olacak.

-Müzik sektöründe yeni yeteneklere çok az yatırım yapılacak olmasına rağmen albüm sayılarında her geçen yıl patlama olacak. Müzisyenler kendi evlerinde kendi imkanlarıyla albümler çıkarıp sitelere pazarlayacak.

-Geleneksel TV şirketleri izleyici kaybedecekler, izleyiciden anında geri iletimle biçimlenen televizyon programları artacak ve çaresiz televizyon şirketleri insanlara belli programları izlediklerini kanıtlamaları karşılığında ödüller verecek.

-Eğitimde sanal devrim yaşanacak. Eğitim çok boyutlu olacak. Dayağı yasaklayan yaklaşımların fazla işe yaramadığının farkına varılarak, ceza ve disiplin üzerinde sil baştan düşünülecektir.

-Sanal perakende artacak, sanal ilişkiler yaygınlaşacak, sanal şirketler çoğalacak.

- Erkek ve dişi robotlar hayatımıza girecek..

-Bugünkü bankacılık tarihe karışacak..

-İnternet bağımlısı olacağız ,bilişim teknolojileri hayatımızı kuşatacak..

- Nehirler kurumaya devam edecek, dünya daha da susayacak, su savaşları yaşanacak , deniz suyu içilecek..

- Parçalanmış aileler çoğalacak, devletlerin temel meselesi aile olacak..

- Bebek sahibi olan çocuklar artacak, reşit olma yaşı düşecek, kısır bir kuşak yetişecek..

- Kadınlara erkeklerden daha fazla iş verilecek, toplumlar dişileşecektir..

-Televizyon , büyük savaşların sürdürülmesini güçleştirecektir..

- Seçim vaatleri yerine getirilmeyecek..

- Çevre , yüzyılın en önemli meselesi olacaktır...

- Deniz seviyeleri liman şehirlerini tehdit edecek..

- Türlerin yok oluşu hızlanacak..

- İnsanın klonlanması mümkün olacak ve klon piyasası oluşacak..

- Müslümanlık ve Hristiyanlık yaygınlaşacak..


Son olarak arka kapak yazısını da paylaşıp gidiyorum buradan.. Kitaplığınızda bulunması gereken bir eser bu. Şimdi kendinize iyi bakın.

"Yazar Patrick Dixon içinde bulunduğumuz üçüncü bin yılın ilk yüzyılında hayatımızda oluşabilecek bütün ayrıntıları, öngörüleri ve değerlendirmelerini bu eserinde bilimsel olarak gözler önüne seriyor; 21. yüzyılda iş hayatınızın geleceği, aile ve kişisel yaşamınızda size başarıya ulaştıracak tüyoları sunuyor.

- Yarın için plan yap.
- Yeni dünyaya dair radikal düşünmeye çalış.
- Geçmişten gelen ilişkilerini iyi değerlendir.
- Bilim ve teknolojinin sana sunduğu olanaklardan yararlan.
- Geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kur. Geçmişi unutarak geleceğe hazır olamazsın.

Gelecek yüzyılda dünyayı bekleyen tehlikeler, yeryüzünde oluşan yeni süper güçler, yeni devlet ittifakları ve olası savaşlarla, bu savaşların nedenlerinin tespitleri; yeni bin yılın ilk yüzyılında hayallerimiz, bilim ve teknolojinin ulaşacağı noktalar ve dünyada görebileceğimiz olası değişimler bu kitapta bütün inandırıcılığıyla karşımıza çıkıyor. "

Eğer siz bir kuruluşsanız mutlaka bu kitabı okumalısınız!
Brian Sauter

Gelecek planı yapanlar için önemli bir kitap!
Sir Peter Vardy
Read On 9 Yorum

Google Friend Connect

Pazartesi, Şubat 27, 2012

Google daha kurucularının zihnindeki bir düşünceyken bile “kullanışlılık” en önemli özelliğiydi. Sergey Brin ve Larry Page adındaki iki doktora öğrencisi cebindeki harçlıklarla, arkadaşlarından aldıkları borçlarla, okuldan rica minnet kopardıkları bozuk bilgisayarlarla “Google” adlı bir program geliştirirken piyasada milyar dolarlık dev şirketlere dönüşmüş onlarca arama motoru vardı. Ama hepsinin temeli zayıftı ve gittikçe çöplüğe dönüşen internet bu şirketlerin sonunu getiriyordu. Aramalar alakasız sonuçlar verdiği gibi bir takım aç gözlü arama motoru şirketleri en fazla parayı vereni sonuçlarda en üstte göstermek gibi şeytani yollara başvurmuştu. “Google” sadece bir programdı. Bir şirketin göz bebeği olacağı düşünülerek geliştirilmemişti. Daha doğru ve hızlı sonuçlar veren bir algoritmaydı. Mevcut arama motorlarına ilaç gibi gelecekti ama Allahtan neredeyse hepsi bu iki gencin 1, 6 milyon dolarlık tekliflerini dalga geçerek reddetti. Onlar da kendi arama motorlarını kurmaya karar verdi. Ve bugün dünyanın en büyük birkaç şirketinden biri haline geldi. Zamanının en gözde arama motorlarını tarihe gömmeyi başardı ve hala büyümeye devam ediyor.

Kullanışlılık en önemli özelliği dedim. Bunu hepimiz biliyoruz zaten. Temiz, reklamsız, iç açıcı ana sayfası neredeyse interneti koklatsan açılıyor. İnternetin henüz sadece 1000 de 4 ünü taradıklarını söylemelerine rağmen doğru ve alakalı sonuçlar verme konusunda en güvendiğimiz arama motoru. Üstelik Google artık sadece arama motoru da değil. “Şeytanlık Yapma” felsefesi ile hareket eden Google’ın “Dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek” gibi bir hedefi var. Sadece “arama” ile bunu başaramayacaklarını herkesten daha iyi biliyorlardı. Bu yüzden ilk önce dünyaya bir “ e posta” hediye ettiler. Nisan 1 şakası sandı insanlar. 2004 yılının 1 Nisan’ında bir duyuru ile hizmete başladıGmail. Aramadaki farkını e posta hizmetinde de göstermişti. O dönemde Microsoft, AOL, Yahoo ve daha bir sürü e posta hizmeti veren şirket vardı ama hemen hemen hepsi birbirinin aynıydı. Bazıları maillerinizi sadece 30 gün saklıyordu, bazıları da sadece 2 mb bellek verdiği için e postalarınızı kendi ellerinizle silmeye zorluyordu. Belleği arttırmanız için ciddi miktarda para ödemeniz gerekiyordu. Karmaşık bir yapıları vardı ve hızlı da değillerdi. Gmail gerçek bir şaka gibiydi. Her kullanıcıya 1 GB bellek veriyordu. Üstelik ücretsizdi. Hızlıydı. Kullanışlıydı.

Google insanlar arasındaki iletişime çok önem veriyordu. En fazla e posta gönderiyorlardı internet kullanıcıları birbirine ve google bu hizmeti en iyi verendi. İnsanlar ikinci olarak arama yapıyorlardı. Bunu da tartışmasız en iyi kendisi yapıyordu. Şimdi sıra içerik üretmeye gelmişti. "Blogger" ı Pyra Labs'tan satın alarak başladı bu işe. Kısa zamanda herkesin gönlünü kazanmıştı. Milyonlarca kullanıcıya ulaştı ve şimdi popüler olan facebook veya twitter'dan farklı olarak "kaliteli içerik" sağlıyordu internet alemine. Diğer sosyal ağlar için elinizde bir mouse olması yeterliyken bloglar "klavye" istiyordu. Google , sosyalliğe çok boyutluluk katmıştı "blogger" ile. Ama bir Messenger olamadı. Bir Facebook olamadı. Twitter bile olamadı. Facebook için alternatif olarak düşündüğü Wave tutmadı, yanlış hatırlamıyorsam Facebook’u satın alma girişiminde de bulundu. Şimdi de yeni gözdesi Google Plus. İlk bakışta Facebook çakması gibi görünse de alt yapısı oldukça sağlam. Daha önceki sosyal ağ denemelerindeki başarısızlığı burada da yaşamak istemiyor. “Google’ı, Gmail’i, Blogger’ı ve daha yüzlerce ürünümüzü bedava kullanıyorsanız Google Plus’a da geçeceksiniz arkadaş !” diyor bir anlamda. “ Siz güzellikten anlamıyorsunuz madem biz de sizi mecbur bırakırız” demeye çalışıyor. İletişime yönelik tüm hizmetlerini Google Plus’ta topluyor. Hali hazırda kullanılan hizmetlerine son vererek ürünlere alışmış kitleyi sudan çıkmış balığa döndürmeyi böylece herkesi yeni mecraya çekmeyi planlıyor. Bunlardan biri de Google Friend Connect. Bu en çok blog yazarlarını ilgilendiriyor. Çünkü Friend Connect “İzleyiciler” ürününü barındırıyor içerisinde. 1 Martta son verilecek hizmet blog yazarlarının kafasını karıştırmış durumda. İzlediğim bloglar ne olacak ? İzlemek istediklerime nasıl ulaşacağım ? En önemlisi şimdiye kadarki izleyicilerimi kaybedecek miyim ?

Kapatma duyurusu aylar önce çıkmıştı. Ama kapsamlı bir açıklama yapılmamıştı. Nabız mı yokladılar bilmiyorum ama Google’ı iyi bilen biri olarak “Kendi kullanıcılarına kazık atmaz” demiştim en başından beri. Birilerinin canı yanacak orası kesin ama bloggerlar rahat olsun. Yapılan son açıklama bu gelişmeden “blogspot” kullanıcılarının etkilenmeyeceği yönünde. Ama diğer altyapıları kullanan blog yazarları artık google’ın sunduğu bu hizmetten yararlanamayacak.

Etkilenmeyecek dediysek öyle tam da etkilenmeyecek demedik. Çünkü Friend Connect sadece “İzleyiciler” eklentisi demek değil. Çoğu kullanıcı bilmiyor ama blog yazarının izleyicileri ile iletişim kurmasında büyük kolaylık sağlıyordu. Mesela tüm izleyicilere tek seferde kolay bir şekilde ulaşmak , hepsine birden bir mail veya bir duyuru göndermek çocuk oyuncağıydı. Bunun nasıl yapılabildiğini alttaki resimden anlayabilirsiniz.




1 Marttan itibaren son verilecek olan bu hizmet ile birlikte bu kolaylık da ortadan kalkmış olacak. Ama kim bilir belki de daha iyi bir sitem getirilir yerine. Çünkü dediğim gibi google daha kullanışlı olanın peşinde hep. Bu arada bloglarımızda kullandığımız “izleyiciler” eklentisinin de gelişmiş özelliklerini buradan ayarlıyorduk. Hizmete son verilmesi durumunda blog sahipleri bu ayarlamaları yapamayabilir artık. Varsayılan şekilde kullanmak durumunda kalırlar. Elbette bir süre sonra kodlarla bu soruna da çare bulunacaktır ama ben düşündüm ki hala bu ayarları yapmak basitken arkadaşlarıma nasıl yapabileceklerini göstermekte fayda var. İzleyiciler eklentisini varsayılanın dışında kullanmak isteyen arkadaşlarımız 1 Mart’a kadar hizmette olacak Google FriendConnect’ten aşağıda anlattığım şekilde değişiklikler yapabilirler.





Google Plus(Google +) 'a kimse zorlamadan da geçerim diyenler buraya , zaten üyeliğimi aktifleştirmiştim diyenler Naysting'i oradan da izlemek yani çevrelerine eklemek isterlerse buraya, kendi blogunuza da böyle bir sayfa açmak isterseniz (facebooktaki sayfa olayı gibi) buraya tıklayın.

Artık kendinize iyi bakabilirsiniz.
Read On 0 Yorum

Zamanda Yolculuk Olasılığı

Perşembe, Şubat 09, 2012

Bu kitap Einstein ile ilgili okuduğum üçüncü kitap . “ Dünyayı Değiştiren Beş Denklem” kitabını da sayarsam dördüncü. Ama o kitap büyük bir bölümünde Einstein’dan söz ediyor olsa da sadece onu anlatan bir kitap olmadığı gibi kişilerden çok buluşlarının dünyaya etkilerinden bahşetmişti. Bu yüzden üç buçuk kitap diyebiliriz toplamda. Diğer ikisinden birini daha önce burada paylaşmıştım. “Benim Gözümden Dünya” . İkincisi de “ Einstein’ın Kahramanları”. Ondan henüz bahsetmedim. Ama güzel bir kitaptı. İlgilenenler okusun. Benim ayrıntılı olarak bahsetmemi beklemesin.

Uzun bir zaman önce alıp okumaya başladığım ve aralıklarla okuduğum bu kitabın adı “Einstein Evreninde Zaman Yolculuğu” . Yazarı dünyaca tanınmış bir bilim adamı olan Astofizik Profesörü “ J.Richard Gott” . Kitabın editörü Prof. Dr. Cengiz Yalçın’ın kitaba katkısını da atlamamak lazım. Neden okudum ? Farkındaysanız bu soruyu son birkaç kitapta sordum. Belki neden okuduğum sorusuna verdiğim cevapların sizin de kendinize soracağınız “Neden okuyayım ?” sorusuna cevap vermenizde yardımcı olur diye düşünüyorum. Einstein’ı merak ediyordum, meşhur izafiyet teorisini de, Einstein’ın diğer düşüncelerini de , onun insanlık için neden önemli biri olduğunu da, zamanda yolculuğu da merak ediyordum. Evreni merak ediyordum. Bilim tarihi dersinde de sunum yapmak istediğim bilim adamının adıydı “Einstein” . Ve gidip bir sürü kitap aldım, bir sürü makale okudum, belgeseller izledim. Çok ilginç ve farklı bir sunum yaptım. Çok beğenildi ve akıllarda yer etti. Bu kitap o dönem aldığım kitaplardan biriydi işte.

Zamanda yolculuk kim olursa olsun, hangi alanla ilgili olursa olsun merak uyandıran bir konu. Bu konudan ilham alınarak meydana getirilmiş onlarca film ve kitap var. Hayalgücü zengin senaristler için daha onlarca film çıkar bu konudan. Hem izleyenlerin bu filmleri daha sağlıklı özümleyebilmesi hem de yazar veya senaristlerin hayalgücünü zenginleştirmesi açısından bu kitap oldukça yararlı olacaktır. Üstelik karmaşık bir konuyu elinden geldiğince basitleştirmeye çalışmış somutlaştırarak anlaşılmasını kolaylaştırmış olması nedeniyle yazar Gott’a teşekkür etmeliyiz.




Kitabın başında orjinalinde olmayan 25 sayfalık bir ek var. Burası editöre ait. İyi ki burayı kitaba eklemiş. Çünkü sunumum için bu kitapta bana sadece burası faydalı oldu. Einstein’ın fırtınalı yaşam öyküsü, özel görelilik ve genel görelilik konuları “Aklın Efendisi Einstein” başlığı altında verilmiş burada. Sonrasında Richard Gott almış mikrofonu ve 260 sayfa konuşmuş. Nelerden mi bahsetmiş ? Bir zaman makinesi ile neler yapılabileceğini , zamanda yolculuk paradokslarını , ışınlanmayı , paralel evrenler teorisini ve diğer zaman yolculuğu teorilerini “Zamanda Yolculuk Rüyası” başlığıyla anlatmış.

İkinci bölüm “Zamanda Geleceğe Yolculuk” . Burada “ Hareket eden bir saat neden geri kalır?” , Roketler neden ışıktan daha hızlı gidemez ? gibi ilginç sorulara bilimsel cevaplar verilmiş ve evrenin kaç boyutlu olduğu yönündeki görüşlerden bahsedilmiş.

Üçüncü bölümün konusunu bir önceki bölümde tahmin etmişsinizdir. “Geçmişe Yolculuk” . Aslında hepimiz geçmişi görüyoruz. Aynadan kendimize bakarken bile. 45 ışık yılı uzaklıktaki belki de yıllar önce sönmüş olan kuyruklu yıldıza baktığımızda onun 45 yıl önceki halini görüyor olmamız gibi geçmişe gitmenin mümkün olduğunu biliyoruz. Şimdi uzayın çok uzak bir noktasında bulsak kendimizi ve özel bir dürbünle baksak dünyaya belki de Fatih’in İstanbul’u fethini görebiliriz. Peygamber Efendimizin Veda Hutbesini de öyle. Kitapsa böyle bir gerçeklikten farklı olarak geçmişe dönüp onu değiştirebilmenin mümkün olup olmadığını ele almış. Hatta girişte A.H.R Buller’den şöyle bir alıntı yer alıyor “ Bight adından genç bir kız vardı. Işıktan daha hızlı uçabilirdi. Bir gün yola çıktı. Göreli bir yola. Yola çıkışından bir önceki gece eve döndü” . Uzay zaman eğrisi, kozmik sicimler, karadelikler, gödel evreni ve benzer şeyler anlatılmış.

Her bölümde ne anlatıldığını uzun uzun yazmaktan vazgeçtim ben. Kısaca başlıkları söylüyorum ve bu yazıyı daha fazla uzatmıyorum. Dördüncü bölümün başlığı , Zamanda Yolculuk ve Evrenin Başlangıcı. Beşinci ve son bölüm ise “ Gelecekten Rapor” .

Yazıyı bitirmeden önce bir uyarıda bulunmak istiyorum. Kitabın güzel olması okumaktan zevk alacağınız anlamına gelmez. Bu konular ilginizi çekmiyorsa ve merak etmiyorsanız tüm bunları; Okumayın. Şimdi kitabı çevirip baktım arkasına fiyatı ne kadarmış diye. Çok değil 10 Tl. Alıp baksanız da sorun olmaz yani. Pahalı olsaydı merak etmiyorsanız kesinlikle okumayın derdim. Ama belki okuyunca merak edersiniz.

Kendinize iyi bakın.
Read On 6 Yorum

.........♫ Ne Dinliyorum ♫.........


Angus & Julia Stone - Paper Aeroplane
Ne Dinledim ?              Ŧคtเђ

Son Güncelleme

  • Le Renard Et L'enfant - Yıllar önce izlemiş olduğum ve belirli aralıklarla defaaten izleyip nasip olursa bir kaç kez daha izlemeyi düşündüğüm benim için özel bir fil...
    9 yıl önce

------------Süper Lig--------------



Ne Okuyorum ?

Nice Things

Haftanın Blogu                     Haftanın Yazısı

Haftanın Videosu              Haftanın Fotoğrafı

Herkesin Bir Popisi Vardır

Related Posts with Thumbnails

Sohbet Koyu.. Sen de Katıl !

................Çay da var hem. Çay içen mi?...........


................Çay Erdal Bakkal'da içilir ................

Son Yorumlar